15 Mart 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Horoz çok olunca...
musakiroglu@mynet.com

Ulusal Fındık Konseyi, Fındık Tanıtma Grubu, Karadeniz Fındık İhracatçıları Birliği, Fiskobirlik…

 

Ticaret odaları, ziraat odaları, ticaret borsaları…

 

Adlarına bakarsanız ayrı… İşlerine, görev alanlarına bakarsanız ayrı olan bu kuruluşların fındıkla alakalarına bakarsanız… Hepsi bu konuyla çok alakalılar.

 

Fındıkla ilgili olarak hepsi konuşur, görüşler açıklarlar.

 

Hepsi fındığın üretimi, rekoltesi, fiyatı, satışı, arz fazlası, tanıtımı, ihracatı konusunda ard arda açıklama yaparlar. Devletten fındık için beklentilerini, yapılması gerekenleri dile getirirler.

 

Ancak enteresandır, bu kuruluşlar hiç birlikte değil, hep ayrı ayrı yaparlar bütün bunları.

 

Yine ilginçtir, bu kuruluşların fındıkla ilgili herhangi bir konudaki görüşleri de birbirine benzemez… Enteresandır, sürekli birbirlerinden farklı görüşler ifade ederler.

 

Daha da ilginci, bu kuruluşların dünkü söylediği ile bugünkü söylediği arasında da bayağı farklılıklar bulunur.

 

Dün, sohbet ettiğimiz bir grup arkadaşla işte bu konuyu görüştük.

 

Sonuçta, arkadaşlarımızdan birisi aynen şöyle söyledi: “Atalarımız, horoz çok olunca, sabah geç olur, demiş ya. Görüldüğü gibi fındıkla ilgili de horoz çok, demek ki çözüm bu yüzden gecikiyor.”

 

Arkadaşın bu tespiti hiçte yanlış bir tespit gibi gelmedi bana.

 

Minarelerin rengi ne olmalı?

 

Avrupa'ya ilk gidişimdi. Uçağın penceresinden bakarken Türkiye topraklarından ayrıldığımızı aşağıda, yerde minare göremeyince anladım.

 

O anda minarelerin, yeryüzünden uzaktan bakınca, gökyüzünden de uçaktan bakınca İslam Dünyası'nın çok önemli sembolleri olduğunu hissetim içten içe.

 

Uçakta oturduğum yerde minarelerle ilgili düşüncelere yoğunlaştım birden.

 

Böyle kafamda çeşitli düşünceler gelip giderken, birden minarelerin renginin neden beyaz olduğu sorusu geldi aklıma.

 

İslamiyet'le beyaz rengi yan yana getirdim, aralarındaki uyum ve yakınlığı bulmaya çalıştım.

 

Yolda, oturduğum yerde iyi de oldu böyle beyin jimnastiği yapmak. Öyle ya, yolculuğu bir şekilde geçirmek, kısaltmak gerek.

 

Beyaz rengin temizliği ve saflığı ifade ettiğini düşündüm. Tam bu noktadan yaklaştım konuya. İslamiyet'in de kalpleri temizleyen, saflaştıran bir din olduğundan hareketle beyaz renkle uyumlu olduğuna kanaat getirdim.

 

Minarelerin de işte bu yüzden beyaz renkli düşünülmüş olabileceğini geçirdim içimden.

 

Bazen Ortayılmazlar'da oturduğum evin penceresinden, bazen de Saraçlı'daki evin balkonundan Ünye'ye baktığımda gözüme ilk, şehirdeki minareler çarpıyor. Çoğu beyaz renkli, bembeyaz kuğular gibi yükseliyorlar gökyüzüne.

 

Ama Büyük Cami'nin çifte minaresinin rengi beyaz değil. O minareler kayboluyor boşlukta, zor görülüyorlar. Buna bir de yeni yapılan Garaj Camisi'nin minarelerinin uç kısmı eklendi. O minarelerin altı beyaz, ucu yeşil. Ucundaki yeşil renk beyaz gibi rahat fark edilemediği için beyaz olan alt kısmı sanki yarım yapılmış gibi görünüyor karşıdan bakınca.

 

Bir de bazı camilerimizin minarelerine beyaz üzerine farklı renklerde şekiller verilmeye başlandı.

 

Ben onu bunu bilmem, minareye beyaz renk yakışıyor. Hem daha iyi gösteriyor kendini, hem de dinimiz gibi temiz ve saflığı ifade ediyor bana.

 



Bu Haber 1935 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI