27 Mart 2010 Pazar
ARİF TAKICI
Uyuşturucu kültürü ve ahlaki çöküntü
Uyuşturucu kültürünün asıl hedefi, bir ülkede ahlaki çöküntüyü gerçekleştirmektir.

Toplumu ayakta tutan temeller bilindiği gibi: 1)Dini inançlar ve ona dayalı sağlam ahlak başta olmak üzere, 2) Ahlak ve faziletten hiçbir zaman taviz vermeyen ilim mensupları ve ilim müesseseleri, 3) Yöneticilerin ve adli kurumların güvence veren adaleti, 4) Zenginlerin cömertliği ve düşkünlere her hal'i karda yardımlarını sürdürmeleri, 5) Ve toplumun temel müesseseleri olan ailedir.

Yıllardır millilik vasfından uzak eğitimimiz ve görsel ve yazılı medyamız, milli bütünlüğü ayakta tutacak özden uzak hareket etmektedir. Büyük çoğunluğu ile milli, ahlaki ve manevi değer ölçülerinden uzaklaştırılan toplum, bu facia karşısında kontrol ve ikaz görevini unutmuş, sorumsuzluk çizgisine düşmüş ve düşürülmüştür. Son Körfez Savaşı, yüce İslamiyet'le isminden başka alakası kalmayan bütün İslam ülkelerine adeta ilahi bir ihtar mahiyeti taşımaktadır. Osmanlıyı bir uç beyliğinden, dünya hükümranlığına yükselten ‘'sağlam maya'' ile, onu Sevr'e götüren hatalar iyi teşhis edilmelidir. Avrupa ve Hıristiyan Batı, dünya üzerindeki sömürüsünü devam ettirmekte, İslam'ı kendisine rakip görmektedir. Batı, çeşitli faaliyetlerle Sevr'i yeniden gündeme getirmeğe çalışmaktadır. Kıbrıs ve Ermeni meselesini de sürekli kaşıyarak yıpratma politikası uygulamaktadır. Ülkemizde en masum dini davranışlara takınılan önyargılı tavırlar, hasımların ekmeğine yağ sürmekten başka işe yaramamaktadır. Ülkemiz de artık normal dışı tartışmaların gündemimizi meşgul etmesine son vermeye, normalleşmeye gidilmesi lazım. Her şeyden önce bürokrasinin bütün kesimleri ile siyasetin ortak akıl müşterekinde kısır tartışmalara son vererek, enerjilerini ülkenin ileriye gitmesine matuf harcamaları lazım.    

TELEVİZYON: Televizyonlarda yayınlanan yabancı çekimlerin büyük çoğunluğu açıkça Hıristiyanlık propagandasına ve misyonerlik hizmetine yöneliktir.  Bunlar kültür emperyalizmi ile belirli hedeflere varmak için mesajlar vermektedir. Anarşi, terör, çağdaşlaşma oyunlarıyla yıkamadıkları sağlam aile yapımızı, bu diziler ve çeşitli faaliyetlerle yıkmaktadırlar. Televizyon kanallarının çoğu, israfı ve fuhuşu teşvik etmekten ileriye gidememektedir. Aile yapımız büyük oranda erozyona uğramaktadır. Bizi güve gibi içerden kemiren, resmi ve özel yaşantımızdaki lüks ve israfı körükleyen, TV'lerdir!  Diğer bir olumsuzluk…Televizyonlar milyonlarca insanımıza okuma yazmayı ve birbirleriyle sohbet etmeyi unutturmuştur.

İBRET VERİCİ: Antalya'da yerleşmiş olan yabancılar ile yapılan röportajda, Türkiyede'ki televizyonların yayınları hakkında   ne düşündükleri soruldu. CEVAP….Ülkenizdeki televizyonların çoğunda para, aşk, cinsellik teması ön planda görülüyor. Bizce bu pek tutarlı ve lüzumlu yayın  politikası değil.

Verilen bu cevap sizce de ilginç değil mi? Ülkemizde ahlaki dejenerasyon hüküm sürmektedir. Ahlaki bunalımın bir tezahürü de ‘'intihar''dır. İntihar psikiyatrik bir sonuçtur. Manevi değerlerden mahrum olanların, duyduğu boşluk sebebiyle bunalıma girip, kendi hayatını sona erdirme olayıdır.  Dolayısı ile, intiharların sebebini ekonomiye direkt bağlamak da doğru değildir. Zira, refah seviyesi yüksek bir ülke olan Almanya'da, her yarım saatte bir intihar olmaktadır. Sorun, uyuşturucu kültürü ve ahlaki çöküntüdür.



Bu Haber 1794 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI