9 Nisan 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Bir imza da benden...
musakiroğlu@mynet.com

Üç sene önceydi, eski mahallemden komşu bir kadın büroya geldi. Yüzü al-mor olmuş, dudakları uçuklamış, dayak yemişe benziyordu.

 

Ne olduğunu sordum.

 

Çocuğunun gittiği dershaneden evine haciz çıkartıldığını, eğer borcunu ödemezse hapse atacaklarını, söylediklerini belirtti.

 

Bu aileyi iyi tanıyordum, fakir, ciddi derecede muhtaç bir aileydi. İkisi üniversitede, birisi lisede, birisi ilköğretimde olmak üzere dört çocukları da okuldaydı. Hepsi de ortanın üstünde başarılı çocuklardı. Aylık hiçbir gelirleri yoktu, ev kiraydı. Baba iş bulursa amelelik yapıyor, anne evlere temizliğe gidiyordu.

 

Konu-komşunun sevdiği bir aileydi, bu nedenle bazı komşuları da yardım ediyor, destek veriyorlardı. Ancak bütün gelirleri ve yapılan destekler ailenin giderlerini, özellikle de çocuklarının okul giderlerini karşılamanın çok uzağında idi.

 

Bu aile lisede okuyan çocuklarını Ünye'de bir dershaneye yazdırdı. ‘Yazdırdı' diyorum, benim de haberim vardı. Ben de dershaneyle görüşmüş, ailenin durumunu anlatmış, katkı yapmalarını istemiştim. “Tamam, olur, gerekeni yaparız, merak etme” demişlerdi.

 

Çocukla, annesi dershaneye gitmiş, kayıt yaptırmışlar. Kendilerinden ücret alınmayacağı söylenmiş.

 

Ancak üç ay sonra icra takibi başlamış, alacak için evlerine gidilmiş. Nasıl olmuş bu iş?  Dershaneye kayıt yaptırırken oradaki yönetici demiş ki, “Çocuğun disiplinini, dershaneye devamını ve başarısını garanti etmek için sizden bu evrakı imzalamanızı istiyoruz.” Bu evrak aslında borç senediymiş ve aile o günün parasıyla 2 milyar lira borçlandırılmış. Bu senet üç ay sonra işleme konulmuş, icra takibi başlatılmış.

 

O gün yanıma dayak yemiş gibi gelen anne, işte bu yüzden kötü olmuş. İcra, hapis denince çok korkmuş yüzü gözü şişmiş, alarmış, morarmış, dudakları uçuklamış.

 

Neyse, araya girdik, zar zor meseleyi çözdük.

 

Geçende Muğla-Fethiye'de dershane borcundan dolayı hapse düşen annesinin durumunu kabullenemeyen lise öğrencisi kendini asarak intihar etmişti. Toplum vicdanını sarsmış, yürekleri burkmuştu bu acı olay.

 

Gelelim sadede…

 

Dün bir grup arkadaşla sohbet ederken birisi dedi ki; “Bu sol yine rahat durmuyor. Meydan'da imza toplamaya başlamışlar, yakında da eylem başlatırlar.”

 

Ben de o gün gazetede, başlatılan bu imza kampanyasının parasız eğitim, sağlık, vb… için başlatıldığını okumuştum. Arkadaşlara bunu söyledim. Sözleşmişler gibi hep bir ağızdan, bunun solun klasik bir propaganda hareketi olduğunu, asıl maksatlarının toplumu karıştırmak olduğunu söylediler.

 

Ben de paralı eğitimle nerelere varıldığını anlatmaya çalışarak, yukarıdaki iki olayı anlattım ve bunun iki değil, binlerce örneğinin olduğunu ve toplumu asıl bu durumların

karıştırdığına dikkat çektim.

 

Devam ederek, ayrıca bu bir propaganda ve güç toplama hareketi ise, aynı şeyi kendini sağ taraf olarak kabul edenlerin niye böyle bir şey yapmadığını sordum. 

 

Aslında bu olayın sağ-sol meselesi olarak ele alınmamasını, çünkü toplumun ortak sorunu olduğunu söyledim ve dedim ki:

 

“Haydin kalkıp birlikte gidelim, şu kampanyaya imza verelim. Ortak soruna sağ-sol hep birlikte el atalım.”

 

Baktım yerinden kımıldayan yok, “O halde ben gidiyorum. İmza atarak, parasız eğitim kampanyasına destek vereceğim” dedim.

 

Sonra, bu konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm bir arkadaşın dükkanına uğradım. O da kampanyanın geçen Pazar günü yapıldığını söyledi.

 

Ben de köşemde bu yazdığım yazıyla sesleniyorum. “Eğitimde fırsat eşitliği, en temel insani haktır.  Bu fırsat eşitliği de parasız eğitimle mümkündür. Eğitim ya hepten parasız olmalı, ya da parası yetmeyenlerin çocuklarına parasız eğitim imkanı yaratılmalıdır. Bu nedenle düzenlenen parasız eğitim kampanyasına bir imza da benden.”



Bu Haber 1870 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI