13 Nisan 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
İstiklal Marşı yerine Kur'anı Kerim mi...
MUSAKİROĞLU@MYNET.COM

Bu yazımda iki kişiden bahsedeceğim. Birisi eski Ünye Kaymakamı Sn. Ümmet Kandoğan, diğeri de genç yazarlarımızdan Sn. Bülent Akyürek.

 

 

Ümmet Kandoğan; 1998'de Ünye Kaymakamlığı'na atanan, 2000 yılında yaşanan/yaşatılan sudan bir nedenle Ünye'den ayrılmak zorunda kalan bir idarecimiz. (Bu olmadık ayrılış yüzünden Sn. Ümmet Kandoğan'la aramızda biraz limonilik yaşanmıştır.) Ünye'den ayrıldıktan sonra bir süre Kocaeli Vali Yardımcılığı yaptı. Daha sonra AK Parti'den Denizli Milletvekili oldu. Sonra bu partiden istifa etti, o günkü DYP'ye katıldı. 27 Nisan 2007 tarihli e-muhtıra sırasında DYP ile de yollarını ayıran Sn. Kandoğan son olarak Saadet Partisi'ne geçti.

 

 

Ünye'de kaymakamlık yaptığı sırada sık sık görüşmüş, birbirimizi az çok tanımışızdır. Sn. Kandoğan'ı ben en başta yüzü halka dönük, çok çalışkan, yerinde duramayan, kabına sığmayan yaradılışta bir idareci olarak tanıdım. Mükemmel bir hatip, meramını en net şekilde ifade etme kabiliyeti olan, bu yönüyle de siyaset yapmaya çok müsait yanı/özelliği olan birisidir.  Dünya görüşü itibariyle de özünde demokrat, milli ve manevi değerlere saygısı güçlü bir duruşu vardır.

 

 

Sn. Ümmet Kandoğan'la, Ünye'den ayrıldıktan tam on yıl sonra ortak bir arkadaşımız aracılığıyla geçen hafta sonu Cumartesi gecesi telefonla konuştuk. Ses tonu, sesindeki samimiyet hiç değişmemiş, aynıydı. Bunca yıl sonra tekrar görüşmemiz benim için sürpriz oldu. Sn. Kandoğan'la beni görüştüren ortak arkadaşımız Sn. Recep Korkmaz'a çok teşekkür ediyorum.

 

 

Gelelim diğer kişiye, yani Sn. Bülent Akyürek'e… Bülent Akyürek; benim çok bilip, tanımadığım, ancak çok sayıda okuru olduğunu duyduğum bir yazardır. Kitaplarının henüz hiç birini okumadım. Ancak, en kısa zamanda okumam gerektiğinin de farkındayım.

 

Geçenlerde Ünye'deydi, okurları için kitaplarını imzaladı. Bizim gazete bürosuna da uğramış. Ali Bey'le sohbet etmişler, ben de görmeyi ve tanışmayı çok isterdim.

 

Ben Sn. Bülent Akyürek adını ilk kez geçen Mart ayı başlarında Anadolu Gençlik Derneği tarafından Yozgat'ın Sorgun ilçesinde düzenlenen bir konferanstaki enteresan bir sözünden dolayı duydum. Neydi o söz? Aynen şöyleydi;  ''Türkiye'de herhangi bir programa başlamadan önce İstiklal Marşı yerine Kur'an-ı Kerim okunsun.''

 

 

Bülent Akyürek'in, duyanların büyük çoğunluğunu şok eden bu sözü karşısında o sırada salonda kendisini dinleyen Sn. Ümmet Kandoğan başta olmak üzere birçok insan salonu terk etmişler.

 

 

Bu sözlerin edilmesiyle birlikte konu basında geniş şekilde işlendi, haber üstüne haber yapıldı. Ben o haberleri okurken öğrendim Sn. Ümmet Kandoğan'ın da orda olduğunu ve bu sözler karşısında salonu terk ettiğini.

 

 

Benim yukarıda özünde demokrat dediğim Sn. Kandoğan milletvekili iken 27 Nisan 2007 e-muhtırasına tepki olarak partisinin aldığı karara aldırış etmemiş, Meclis salonuna girmiş, demokrasi safında yer almıştı.

 

 

Yine benim milliyetçi ve maneviyatçı yanının ağır bastığını söylediğim Sn. Ümmet Kandoğan, partisinin çizgisinde hareket eden bir derneğin konferansında da olsa, milli bağımsızlığımızın sembollerinden İstiklal Marşı'yla, inancımızın rehberi Kura'nı Kerim'in karşı karşıya getirilmesi gibi bir yanlışa prim vermemiş, salonu terk etmiştir.

 

 

Bülent Akyürek'e gelince… Sözü, maksadı mı yanlış anlaşıldı, yoksa aynen böyle mi demek istedi, diye düşündüm önce. Yapılan bunca haber ve eleştiri karşısında vereceği tepkiyi merak ettim. Bilmiyorum, ben görmedim, rastlamadım, herhangi bir yerde de okumadım, tepki vermedi. Demek ki Sn. Akyürek aynen böyle düşünüyor. Yani açılışlarda İstiklal Marşı yerine Kura'nı Kerim okunmasını istiyor. Peki, okuyup yazan birisi olarak Milli Bağımsızlık savaşındaki iman gücünün, kazanılan zaferin ardından yazılan İstiklal Marşı'nda dile getirilen inancın nasıl farkında olamaz. İman gücünün ve inancın kaynağı nedir, Kura'nı Kerim değil midir? O halde neden böyle birbirine karşıymış gibi gösteriyor bu iki değeri? Bu hangi akla hizmettir Allah aşkına…

 

 

İşte böyle bir duruma tepki veren, salonu terk eden Sn. Ümmet Kandoğan'ı demek yanlış tanımamışım. Bir eski dostu ve arkadaşı olarak iyi gözlemlemişim kendisini. İnandığı değerler için gerektiğine Meclis salonuna giren, gerekirse konferans salonunu terk eden Sn. Kandoğan takdirimi kazanmış çok az siyasetçiden birisidir.

 

 

Sn. Kandoğan'a, Sn. Numan Kurtulmuş gibi Türkiye'nin geleceğine şimdiden ışık saçtığını hissettiren bir liderin yanında, siyasi hayatında başarılar diliyorum.

 

 



Bu Haber 3085 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI