19 Mayıs 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Kadın dayanışması
musakiroğlu@mynet.com

Ben yaşadığım bu ülkede çocukluğumdan beri iki konuda edilen bol lafı ancak bir arpa bolu alınamayan yolu merak eder dururum.

 

Bunlardan birisi daha çok siyasi olanıdır. Bu ülkede ağzını açan her siyasetçi “refah seviyesi yüksek, demokratik bir Türkiye” der, durur.. Ama nedense refah seviyesi bir türlü artmaz.. Demokrasi ise bizzat o lafı eden siyasetçiler tarafından iğdiş edilir, sınırlanır.

 

Diğer en çok edilen laf ise sosyal bir konudadır ve kadınlar üzerine edilir. Kadın hakkı.. Kadın sömürüsü.. Kadınlara şiddet - kadın mağduriyeti.. Taciz, sarkıntılık.. Daha bir çok şey..

 

Birincisinde belirttiğim gibi bu konuda da çok laf edilir ama nedense bir şey yapılmaz.

 

Niye olmaz? Toplum hayatı için son derece önem arz eden bu konularda bol laf edilir de neden hayata geçen bir uygulama yapılmaz?

 

Bu işin aslı, lafı edenin belirttiği şeylere ihtiyacının olmamasında yatar.  Siyasetçi ise refah seviyesinin yükselmesine ihtiyacı yoktur, çünkü kendisinin refah seviyesi zaten yüksektir. Demokrasiye ihtiyacı yoktur, aksine kendisine hizmet eden sistem içinde demokrasinin fazla olanı ona sıkıntı yaratabilir.

 

Kadın için konuşanlar ise, eğer erkeklerse kadınların halinden anlamaz. Anlamakta istemezler. Çünkü her an elinin altında, emrindeki kadını kullanma imkanı zayıflar.

 

Kadın için laf eden, yazan, konuşan kadınlar ise; ezilen, sömürülen, şiddete uğrayan, taciz edilen kadınlardan farklı bir yerde olduklarından/yaşadıklarından işin acısını bedenlerinde, yüreklerinde hissedenler değillerdir. Bu nedenle lafları havada kalır.

 

Geçtiğimiz Pazar günü ikizce Gençağa Kalesi'ni ziyarete gittiğimiz sırada orada köyde yaşayan 60-65 yaşlarındaki bir kadınla konuştuk. Bu ablamız, kadın dayanışmasından söz ediyordu. Şaşırdık. “Biz kadınların çektiği artık yeter” diyordu. Kulaklarımıza inanamadık.

 

Ses, asıl sahibinden çıkıyordu, işin dışındaki sözcülerden değil. Ezilen, hakkı yenilen, mağdur edilmiş.. Hep başkasının eline bakar duruma sokulmuş kadının kendisi konuşuyordu köy yerinde.

 

Acaba, bu çok ekstra bir örnek mi ki? Yoksa yaygın bir kanaat, kadınların birçoğu tarafından konuşulan sözler mi bunlar?

 

Her ne olursa olsun, karanlıkta yakılan bir mum ışığı da olsa aydınlık için kaynaktır. Bu sözler ülkemizin ezilen kadınları için tabandan gelen, tabandan geldiği için de geleceği olan sözlerdir.

 

Ortayılmazlar Mahallesi Muhtarı Sn. Seyhan İhtiyaroğlu, yine onun girişimleriyle harekete geçen ÜNKADER adlı kadın derneğin Başkanı Sn. Bülbül Akkan ve yönetiminin, gazetemizin ve Canik Dergisi Yazarı Sn. Saadet Güler'in sözde değil, özde kadın hakkı savunuculuklarını izliyor, alkışlıyorum.

 

Bu köşemde 13 Şubat 2010 tarihinde yazdığım yazıda kadın hakkı üzerinde durmuş, tanıdığım bir kadının kocası tarafından uğradığı şiddet sonucu neler çektiğini anlatmış.. Kocasının bir türlü dünyaya sığdıramadığı ve ölümüne sebep olduğu kadının trajik sonuna dikkat çekmiştim.

 

Beni çok üzen bu olaydan 15 yıl sonra Gençağa Kalesi'nin dibindeki köyde rastladığımız köylü ablamızın sözleri ile ilçemizde kadınlarla ilgili çalışmalar yüreğime su serpmeye başladı.

 

Kadının, erkeğinin emriyle dünyasını kurmaya çalıştığı ülke yerine, kadın ve erkeğin birlikte dünyalarını kurduğu bir ülkede hayat çok daha güzel olacaktır eminim.



Bu Haber 2019 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI