20 Mayıs 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Yaban çileği de mi yok oluyor?
musakiroğlu@mynet.com

1996 yılıydı, Ünye'de misafir Fransız bir aileye bölgemizi gezdiriyorduk. Aile Kurukahveci olarak tanıdığımız, Fransızca başta olmak üzere birkaç yabancı dil bilen Sn. Osman Cinbaş'ın misafiriydi.

 

Osman Abi, bir gün toptancı mağazamdaki büroma geldi, misafir ailenin yayla görmek istediğini söyleyerek, “Sen yayla bilirsin, hafta sonu bizi bir yaylaya götürüver” dedi. O sırada yine büromda bulunan Mimar Sn. Yakup Halıcı, Akkuş'un Taz Yaylası'nı tavsiye etti. Kendisinin bu yaylayı bildiğini, götürüp gezdirebileceğini söyledi.

 

Hafta sonu çıktık, gittik. Akkuş ormanları içine Taz Yaylası yoluna girdik. Biraz gittikten sonra Yakup Bey yol konusunda şüpheye kapıldı. Durduk, uçsuz-buçaksız hissi veren orman içinde yol-yön bulmaya çalıştık. Bu ülkede her nedense yön-işaret tabelası takılmaz. Takılsa da milletin bazı fertleri ya hedef tahtası yapar, canına okur! Ya da söker atar, kaybeder.

 

Gerçi pek belli etmiyorduk. Ama bulunduğumuz orman içinde, durduğumuz o noktada aslında biraz da korkmuştuk. Çünkü geldiğimiz yoldan geri dönmek için bile yolu bulmamız çok kolay değildi. Çünkü bir sürü sapaktan geçtik ve bunu hep tahmin üzerine yaptık.

 

Öyle kararsız-çaresiz sağa sola bakarken burnumuza harika bir koku geliyordu. Ben kokuyu tahmin edebiliyordum. Koku bana göre çilek kokusuydu. Yani yaban çileği kokusu.. Koku bana çok tanıdık gelmişti. Çünkü çocukluğumuzda ve gençlik yıllarımızda Saraçlı'daki fındık bahçelerinden tanıyordum. Tam bu sıralarda Mayıs ayının ortalarında yiyip, topladığımız o harika meyveyi unutabilir miydim?.

 

Saraçlı'da en çok Çöremez mıntıkasında, orda da merhum Terzi Fuat'la bizim Saraçlı'dan Ramadanların ortak fındık bahçesi Dutdibi'nde olurdu yaban çileği. Hem de öyle olurdu ki, kokusu ta uzaklardan duyulur.. Yanına vardığınızda da yeryüzünün kıpkırmızı çilekle kaplanmış olduğunu görürdünüz. Bu nefis bir koku, harika görüntü.. Biz çocukları kendimizden geçirir.. İyice, kanana kadar yer.. Sonra da toplar eve götürürdük.

 

Ben kıl ota çilek dizmeyi, onları dizin - dizin yapıp, taşımayı çok severdim. Öyle elimde dizili çileklerle mahalleye girdiğimde büyükler dizini 10 kuruştan benden çilek alır.. Öyle 10-15 dizin satıp 1, 1.5 TL para kazandığımda dünyada benden zengini yok sanırdım.

 

Bizim evde kocaman cam kavanozlarda yapılan yaban çileği reçeli bütün evin sevdiği, iştahla yediği en baş kahvaltı çeşidiydi o zamanlar. Şimdi artık nerde.. İlaçlık miktarda yaptık, yaptık..

 

Dediğim gibi Akkuş ormanındaki koku işte bu kokuydu. Sağa-sola baktım göremedim. Yukarı, bulunduğumuz yolun yokuş yukarısına baktım, yardan aşağı uzanmış çilek dallarındaki kırmızı çilekleri gördüm. Koştum kaşın uygun bir yerinden yukarı tırmandım. Aman yarabbi yer kıpkırmızı, her taraf çilekle kaplıydı.

 

Çağırdım bizim Taz Yaylası yolcularını, “Her taraf çilek dolu, koşun” dedim. Geldiler daldılar çilek tarlasına. Fransız aile ise gördükleri karşısında donmuş, öylece kalmıştı. Osman Abi ile konuşmaya başladılar. Osman Abi bize tercüme ediyordu dediklerini. Duydukları en güzel koku, gördükleri en güzel tabiat parçası olduğunu söylüyorlarmış. Fransız aile bizimle birlikte çilek yemeye başlayınca bu sefer de, tattıkları en lezzetli meyve olduğunu dile getirdiler yaban çileğinin.

 

Biz çilekle öylesine kendimizden geçmişiz ki, içimizde ne yol korkusu kalmış, ne de kaybolma korkusu. Bir zaman sonra yoldan geçen birilerini gördüğümüzde aydık, kendimize geldik. İndik onlara Taz Yaylası'nın yolunu sorduk. Meğer onlar da oraya gidiyorlarmış, yani doğru yoldaymışız.

 

Yoldaki çilek sefasından sonra gittik, Taz Yaylası'nda piknik yaptık. Ruhumuzu dinlendirdik, sağlığımıza sağlık kattık, döndük.

 

Geçende Erenyurt'u ziyaretimiz sırasında fındık bahçesinde rastladım yaban çileğine. Eskisi gibi bulunduğu yerde toprağı tutmuş bir sürü değil, tek tük görünüyorlardı. Eğildim, kızarmış olanları topladım. Ama içimi hüzün kapladı. Kaybettiğimiz birçok doğal değer gibi yaban çileği de yok oluyordu. Bilinçsiz toprak bakımı ve zehirli tarım ilaçlarıyla yapılan yabani ot mücadelesi son 15-20 yıldır yaban çileğimizi yok hızla ediyordu.

 

O gün orda orman gülü de gördüm. Orman gülümüzü devlet sorumluluk örneği gösterdi koruma altına aldı. Aynen orman gülü misali yaban çileğimiz de koruma altına alınmalı, hem de tez elden. Yoksa o dünya harikası koku, dünya güzeli lezzet, dünya güzeli tabiat görüntüsü gidiyor, kayboluyor, yok oluyor. Durmayalım daha…

 



Bu Haber 2198 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI