25 Mayıs 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Bunalım ve sıkıntı Kılıçdaroğlu ile mi aşılacak..
musakiroğlu@mynet.com

Tarih boyunca toplumlar yaşadıkları bunalım ve sıkıntılar için bir çözüm yolu bulmuş ve çözüme ulaşmışsa sorun yok.. Ancak çözüm bulunamamış, yaşanan sıkıntı ve bunalım aşılamamışsa yıkımlar olmuş, altüst oluşlar gerçekleşmiş.. Devletler, toplumlar yok olmuştur.

 

Bir toplumu güçlü ve gelişmiş yapan, onu sürekli kılan işte bu sıkıntı ve bunalımı aşabilme.. Onu yeni bir şekle sokma, değiştirme-dönüştürme yeteneği ve gücüdür.

 

Bizim tarihimizde de bunun birçok değil, çok sayıda örneği bulunur. Orta Asya'da başlayıp Anadolu toprakları üzerinde ard arda kurduğumuz devletlerin yine ard arda neden yıkıldığının en açık sebebi yaşanan bunalım ve sıkıntılar karşısında yaşanan çaresizlik ve acizliktir.

 

Osmanlı İmparatorluğu insanlık tarihinin en güçlü ve en uzun süre ayakta kalan beş dünya imparatorluğundan birisidir. 6 asır boyunca yaşadığı çok sayıda bunalım ve sıkıntıyı aşma becerisi gösteren koca imparatorluk geldiği son noktadaki bunalım ve sıkıntıları aşamayınca yıkılmaktan kurtulamamıştır.

 

Türkiye Cumhuriyeti ise, geçmişte yaşanan ve çoğu yıkılmalarla sonuçlanan bütün o acı ve olumsuz tecrübelerin üzerinde kurulmuş.. Bu nedenle yaşadığı her sıkıntı ve bunalımı bertaraf etmeyi becermiş yeni bir devlet olarak varlığını sürdürüyor.

 

Kısacası bu millet artık bunalım ve sıkıntıya teslim olmuyor, ne yapıyor ediyor bunu bir şekilde aşıyor. Bunu Cumhuriyet tarihi boyunca örneklendirerek anlatırsak; şöyle bir olaylar silsilesi çıkar ortaya;

 

Cumhuriyet Halk Partisi ve Milli Şef İnönü'nün tek partiye dayalı otokrat yönetiminden sıkılan, bunalan millet Demokrat Parti ile başlattığı çok partili rejimle içindeki bunalmışlığa son vermiş, sıkıntıyı aşmıştı.

 

Demokrat Parti'nin 10 yıllık iktidarında özellikle 2. dönemindeki  “Mutlak iktidar” anlayışının yarattığı bunalım ve sıkıntı ise önce Silahlı Kuvvetlerin 1960 darbesiyle sona erdirilmiş.. 1960 darbesinin yarattığı baskı ise 1964'deki Süleyman Demirel'in AP iktidarıyla aşılmıştı.

 

Demirel'in Amerika ile ileri derecedeki işbirliğine dayalı ve ayrıca ülke içindeki “Baron tarzı” yönetimi öncelikle gençlik üzerinde bunalım ve sıkıntıya yol açmış.. Yaşanan olaylara 1971 muhtırasıyla yine TSK müdahale etmiş.. Askerin anti demokratik uygulamalarının yarattığı bunalım ve sıkıntıya bu sefer CHP'nin yeni Genel Başkanı Ecevit çare olmuş.. 1973 yılında yapılan seçimle iktidara gelmiş.. Bunalımı ve sıkıntıyı aşmıştı.

1970'lerin gençlik olayları.. Ecevit-Demirel arasındaki talihsiz polemikler toplumda yaşanan derin kaygı, karamsarlık ve çaresizlik karşısında TSK yine devreye girmiş.. 12 Eylül darbesiyle siyasi hayatı altüst etmişti. Halk, askerden yine çabuk sıkıldı, bunaldı. 3 yıl sonraki 1983 genel seçimlerinde askerin partisini değil de, askeri idareye karşı olan Turgut Özal'ı seçerek, bu bunalımı aştı.

 

Turgut Özal'ın etrafını fazla küçümseyen, her şeyi en iyi ben bilirim tavrının yarattığı siyasi tartışma ve atışmalara 1991'deki seçimle cevap veren ve Turgut Özal'ın partisini iktidardan eden halk, Demirel'i bu sefer tek başına değil Erdal İnönü ile birlikte iktidara getirdi ve hükümeti böyle kurdurdu.

 

Bu koalisyon da çok çabuk bıkkınlık yarattı. Yarattığı ekonomik kriz ve buhranla halkın hayatı alt üst olunca, 1995 yılında millet bir değişiklik daha gerçekleştirdi. Bu sefer Erbakan'la, Demirel'in varisi Tansu Çiller'i iktidar yaptı. Bu iktidarın Başbakanı Erbakan alternatif ekonomik uygulamalarıyla beklenmedik başarı göstermesine rağmen, siyasette yaptığı hata ve açtığı yaralarla halkta ürküntü ve endişeye yol açtı.

 

Bunun üzerine TSK yine devreye girdi. 28 Şubat ‘post modern darbesi'ni gerçekleştirdi. TSK bu sefer yönetime gelmedi, kendi inisiyatifinde hükümetler kurdurdu. Ancak bu hükümetler de halkı sıktı, bunalttı. Halk, 2020'de yapılan seçim sonunda yeni kurulan bir partiyi, AK Parti'yi ve Tayip Erdoğan'ı iktidara getirdi.

 

Tayip Erdoğan, sekiz yıldır iktidarda. İkinci dönemini yaşıyor. Seçime bir sene kaldı. Millet 2002 yılında büyük umut ve beklentilerle iktidara getirdiği ve bir takım beklentilerini gerçekleştirdiğini gördüğü AK Parti'yi 27 Nisan e-muhtırasının da marifetiyle bir kez daha, bu sefer çok daha güçlü iktidar yaptı.

 

Ancak, tencere bir süredir aşırı kaynıyor. Kaynayan su buharlaştıkça kapağa çok fazla tazyik yapmaya başladı. Tayip Erdoğan'ın ikinci dönemdeki olmadık yanlış ve hataları milleti hızla yeni bir çare aramaya doğru sürüklüyor.

 

Cumhuriyet tarihi boyunca her bunalmışlığını ve sıkıntısını değişimle-dönüşümle aşmayı beceren ve bu konuda son derece ustalaşan Türk Milleti, böyle giderse bir yıl sonraki seçimde yeni bir değişikliği gerçekleştirmenin hesabını ve gözlemini yapıyor.

 

İşte tam bu sırada Kemal Kılıçdaroğlu sahneye çıktı. Ne dersiniz önümüzdeki dönemde değişimin ve dönüşümün adı Kemal Kılıçdaroğlu mu yoksa..

 



Bu Haber 1548 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI