7 Haziran 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Fındık parası piyasanın bereketiydi!
musakiroğlu@mynet.com

Girdiğimiz her Haziran ayı bana fındık mevsiminin yaklaştığı hissi verir. Gerçi 20 yıldır fındık işiyle pek uğraşmıyorum ama yine de içime, genime işlemiş olmalı ki bu hissi hep duyarım.

 

Bizim çocukluğumuz ile gençlik yıllarımızdaki yaz mevsimi demek boydan boya fındık demekti. Işkın alması, tırpan vurması, toplaması, harmanı, harman sonu kavşak ayıklaması.. Haziran ayında başlayan fındık gailesi, fındık muhabbeti ta Eylül aylarına kadar sürer giderdi.

 

Hele esnaf.. Esnaf; bu Eylül ayından bir seneki sonraki Eylül ayına kadar veresiye defterine yaz babam yaz.. Bir sayfayı üç sütuna böler, sattıkça yukardan aşağı rakamları yazar, sütunları bitirir, sayfayı doldurur, toplar, yekunu arka sayfaya aktarır.. Devam eder.. Devam ederdi.

 

Nihayet bir sonraki Eylül ayı gelir. Fındığını satıp parasını cebine koyan vatandaş “Selamünaleyküm” der alış veriş ettiği dükkandan içeri girer. Yalnız, bu sefer selam öncekilere benzemez. Sesi biraz daha gür, kalın telden çıkardı müşterinin.

 

O selamdan esnaf anlar ki alacak parası geldi. O da, “Aleykümselam” der. Onun da sesi değişik çıkmıştır. Öncekilerden farklı daha sıcak, daha candan bir “Aleykümselam”dır bu.

 

Yine öncekilerden farklı olarak bir de “Hoş gelmişsin” denir. Kalkılır, müşterinin altına iskemle (inşallah bizim emsal unutmamıştır, sandalyeye iskemle derdik)  verilir. Daha da önemlisi bu sefer çay ısmarlama yerine aç olup olmadığı sorulurdu.

 

O anda dükkan içinde roller değişmiş borçlu alacaklı gibi dik, alacaklı borçlu gibi nazik, kibar rolüne girmiştir. Herkes rolünü iyi oynar, kimsenin rolü kimseye batmazdı. Her şey kanıksanmış, kabul görmüştür çünkü.

 

Müşteri; “E.. biz istedik, sen verdin. Allah razı ol, koca bir yıl idare ettin. Şükür bugünü gösteren Rabbime. Ne olmuş bizim kara kaplı hesabı, hele bir cem et (topla) bakalım” der.

 

Esnaf, sanki hiç önemli değilmiş rolleriyle uzanır alacak defterini alır. Hesabı açar, hep kulağının arkasında tuttuğu kalemle son toplamayı yapar. Yanlış hesap yapmış izlenimi vermemek için bu sefer biraz da seslice bir kere daha toplar. Sonucu söyler.

 

Elini ceketinin iç cebine atan müşteri naylona sarılmış para demetini çıkarır, karşı tarafa uzatır. “Buyur say da al içinden alacağın miktarı” der.

 

Müşteri niye kendisi sayıp borcu kadarını vermiyor da, paranın hepsini verip esnafın sayıp almasını istiyor? Benim rahmetli babam da bakkaldı. O yıllarda müşterilerini işte böyle bir yıl boyunca idare eden bakkallardan birisiydi Ünye'de. O'na sormuştum bunun anlamını. O da “Sen bana güvendin bir yıl boyunca veresiye mal verdin. Ben de sana paramı güveniyor, hepsini veriyorum, anlamı taşıyor olmalı. Yani karşılıklı güven ifadesi” demişti.

 

İşte o bir yıldan bir yıla piyasaya giren fındık parası piyasanın bereketiydi. Hem de bir yıl süren, hayatı idame ettiren bir bereket.

 

O yıllardan, o bereketi bol, karşılıklı güvenin güçlü olduğu yıllardan çok uzağız artık. Fındık parası ne zaman piyasaya giriyor, esnafa ne zaman uğruyor? Meçhul..

 

Geçende bir açıklama vardı, % 80'i geçimini tek başına fındığa bağlayan bölge insanı artık fındıktan uzaklaşmaya başlamış. Günümüzde bu rakam % 50'lere kadar gerilemiş.

 

Daha da gerileyecek. Hele üç yıl geçsin alan bazlı destek parası verilmez olsun o zaman göreceğiz asıl..

 

Velhasıl piyasanın bereketi fındık parası artık tarih olup çıktı.

 



Bu Haber 2951 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI