3 Ağustos 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Düğünlerimize yazık edildi..
musakiroğlu@mynet.com

1995 yılıydı.. O yıllarda benim de içinde olduğum ANAP yönetiminden arkadaşlarla birlikte bir düğün törenine katıldık.

 

Partiliyiz ya, gidip düğünü tebrik edecek, ardından da vatandaşlarla hasbıhal edip, hafif yollu propaganda yapacaktık.

 

Düğün Saraçlı Mahallesi'ndeydi. Gittik mahalleye girdik, düğün yerine daha varmamıştık, bir müzik sesi duyduk ki mahalle zangır, zangır titriyordu sanki. Yaklaşınca anladık ki ses bizim gittiğimiz düğünden geliyor.

 

İndik, düğün sahiplerini tebrik ettik. Onlar bize bir şeyler söylüyor, biz de onlara.. Ancak müzik sesinden birbirimizden bir şey anlamamız mümkün olmuyordu.

 

Herhalde geçicidir, birazdan kısarlar diye gösterilen yere oturduk. Hiçbir şey konuşup duyma imkAnımız olmadığı için yaklaşıp ‘hoş geldiniz' dediğini sandığımız insanlara sadece tebessüm ediyorduk. Bir ara masaya geçtik, yemek yedik. Düğünde her şey el işaretiyle anlatılıyor, işaretle görüşülüyordu.

 

Yaklaşık yarım saat oturduk ancak ses ne kesiliyor, ne de kısılıyordu. Kalkmak istiyoruz, birbirimize işaretler yapıyoruz. Ama kalkmak çok riskli.. Peşimizden “ANAP'lılar geldi şurada biraz oturdu, kalktı gittiler. Bunlarda iş yok, bizi payınsımadılar” derler de çizgiyi çekerlerse, gitti bizim oylar!

 

Mecburen oturmaya devam ettik. 1 saati geçti. Ses beni çıldırtacak, dayanamadım, bir kağıda “Siz oturacaksanız oturun, ben çıldıracağım. Kalkıyorum” diye yazıp arkadaşlara tek, tek gösterdim. Baktım, onlar da ayaklandı, birlikte kalktık. Araçlarımıza bindik, düğün yerinden ayrıldık. Yolda bir süre konuştuklarımızı duyamadık.

 

Eve geçmek üzere birbirimizden ayrıldık. Benim beynimin içi zonkluyor, kulaklarımın içi çınlıyordu. Eve vardığımda çoluk çocuk bir anormallik olduğunu anladılar. Sordular ama ne dediğimi pek anlamadılar.

 

O gece saatlerce uykuya dalamadım. Beynim zonk zonk, kulaklarım vın vın öttü durdu. Bir daha tövbe ettim, öyle sesli düğün ve ortamlara girmemeye karar verdim.

 

O yıllardan sonra salonda olsun, açık havada olsun yapılan bütün düğün ve meclislerde ses miktarı arttıkça arttı. İnsanlar düğünlerinde, meclislerinde ne kadar güçlü müzik sesi çıkartırlarsa o kadar “muhteşem düğün” yaptıkları inancına kapıldılar.

 

Ben ‘garip' ise, davet edildiğim düğünlere gidiyor, düğün sahiplerini tebrik ediyor, bahşişimi verip bir an önce oradan uzaklaşıyorum. Böylelikle beynimi ve kulaklarımı işkenceden kurtarmaya çalışıyorum.

 

Geçtiğimiz Pazar günü yine bir dostumun çocuğunun sünnet törenine gittim. Davetiyede ilahi okunacağı yazıyordu. Oldum olası ilahileri severim, gidip dinlemek istedim.

 

Gider bakarım ki ilahi okuyan bir grup kurmuş ses tertibatını, açmış sesi de köküne kadar bangır, bangır ilahi okuyor.

 

O canım ilahiler ses ve gürültü kirliliği içinde kaybolup gidiyor, dinleyen insanın da anlamasına imkan bulunmuyordu.

 

Rica ettim, sesinin biraz kısılmasını istedim, hatıra binaen biraz kıstılar, ama çaktırmadan yavaş yavaş yükselttiler, bu sefer eski ayarı da aştılar.

 

İlahi falan dinleyemeyip, kalktım izin istedim, sünnet meclisinden erkenden ayrıldım.

 

Aynı gün akşamda Ünye'de sahildeki bir tesiste bizim yazı-basın camiasına yakın, tanıdığım bir gencimizin düğünü vardı. Çok sevdiğim, huyunu suyunu ve kalemini beğendiğim genci eşimle birlikte gittik tebrik ettik.

 

Oturmak için yer bakarken birden bir müzik başladı ki, gök kubbe yıkıldı da tepemize düştü sandım.

 

Eşimi kaptığım gibi oradan uzaklaştık, eve geldik. Ama düğünden yayılan ses tam gece saat onikiye kadar sürdü, mahalledeki evleri esir aldı adeta.

 

Bu iş bu memlekette 15-20 sene önce başladı. Sesin sonuna kadar açıldığı müziklerle yapılan düğünler işkence haline geldi.

 

Ha bir de şunu merak ediyorum. Bu sesli işkenceye rağmen ne insanlar böyle sesli müzik çalınan düğünlerden vazgeçiyor.. Ne o düğünlere gidenler oraları erkenden terk ediyor.. Ne de o sesten gecenin bilmem kaçına kadar rahatsız olan konu komşu şikayetçi oluyor..

 

Soruyorum.. Biz böyle rahatsız olmaktan, işkence edilmekten zevk alan bir toplum muyuz? Yoksa benim kulaklarım mı çok hassas..

 

Düğünler, meclisler aslında, birbirini belli bir süredir görmeyen insanların bir araya geldiği, hal hatır sorduğu törenlerdi. Bu yönüyle sosyal hayata katkısı büyük, sosyal hayatın temel harçlarından birisiydi.

 

Ama yazık edildi. Maalesef düğünlerimizdeki her şey, bütün güzellikler sese, gürültüye esir edildi. 



Bu Haber 2375 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI