10 Ağustos 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Karadeniz içlerinde neler oluyor?
musakiroğlu@mynet.com

Bu ara devletin, bölgemizde ilginç bir çalışması var. Adına Yeşil Turizmi Yolu da denilen, yayla yolu da denen çalışma.. Yürütülen bu çalışma Doğu Karadeniz Kalkınma Projesi (DOKP) kapsamında büyük ve çok masraflı bir proje..

Projeyle birlikte Samsun'dan başlayarak Karadeniz içinden yaylalardan, dağlardan, vadilerden geçip ta Artvin'e kadar uzanacak bir yol yapılması planlanıyor. Açıklamalara bakılırsa yapılacak bu yolun toplam uzunluğu binikiyüzelli kilometreyi geçiyormuş.

Karadeniz sahilyolu üzerinden Samsun-Artvin arası en çok 600 km kadardır. Buna göre demek ki, Karadeniz iç bölgesinden yapılacak yol mevcut sahil yolunun iki katından daha uzun olacak.

Karadeniz Bölgesi'ne sahilden de, iç bölgeden de kuşuçuşu olarak bakıldığında Samsun Artvin arası hemen hemen aynı uzaklıktadır. İyi de o zaman sahili ile içi arasındaki yol uzunlukları neden bu kadar fark ediyor ki..

Sebebi belli; bölgemizin iç kısımları ard arda dağlarla vadilerden oluşmuştur. Bu dağların aşılması ve bu vadilerden geçilebilmesi için yapılacak yolun iki ileri-bir geri gidip gelen virajlarla yapılması gerekir. Uzama esas olarak bu yüzden olmalı.

Yol tamam, gereklidir. Medeniyettir, çağdaş uygarlıklara uzanan eldir, koldur. Sözüm yok. Açılsın, yapılsın, ulaşım rahatlasın.

Ancak, bu şu demek midir acaba? Her istenilen yere önü-arkası pek düşünülmeden, parası-masrafı pek hesap edilmeden yol açılmalı mıdır?

Bırak yolu, hiçbir iş önü-arkası ve parası-masrafı düşünülmeden, hesap edilmeden yapılamaz/yapılmamalıdır.

Karadeniz'in iç kısmından açılması planlanan yoldan hedefin bu bölgelerdeki yaylaları turizme açmakmış. Küresel ısınmaya karşı şimdiden hazırlıklı olmak, bölgemizin ılık-ılıman iklimini, yeşilini, yaylasını sıcak bölgelerden kaçan insanların ziyaretine açmak için çalışılıyormuş.

Bütün bu düşüncelere ben de şahsen sonuna kadar katılıyorum. Turizm bütün dünyada yükselen değer ve ciddi manada para kazandıran bir sektör. Dolayısıyla bu pastadan biz de ülke olarak nasibimizi almalıyız. Bölge olarak Karadeniz de nasibini almalı.

Ama sakın kaş yapacağız derken göz çıkartılmasın.

Şimdi, son yıllarda Karadeniz'de bir başka çalışma da biliyorsunuz hidro elektrik santralleri, yani kısa adıyla HES'ler. Karadeniz'de bol olan ve dört mevsim şırıl şırıl akan derelere ard arda kurulan HES'ler sonucu derelerdeki suların azalmaya, kurumaya yüz tuttuğu iddia ediliyor. Bu yüzden ‘doğaseverler, yeşilciler' ard arda tepkiler ortaya koyuyorlar.

Hatta, bu tepkilerden sonuncusu Karadeniz'in iç kısmında yapılacak yolun görüşüldüğü, çok sayıda bakan ve devlet görevlisinin de katıldığı Rize'deki toplantı sırasında, toplantı mekanının önünde yapıldı.

Şimdi size bir açıklamayı hatırlatacağım. HES santralleri kuran bir firma yetkilisinin 2008'de yaptığı şöyle bir açıklama vardı; “Karadeniz'in iç kısımlarındaki derelerde HES kurmak çok masraflı. En başta yol sıkıntısı var. Dereye varıp santral kurmak için kilometrelerce yol açmak zorundasınız. Bu da maliyete çok büyük yük getiriyor. Bu yüzden üretilecek elektrik pahalıya mal olur. Daha rahat yerlerde santral kuranlarla rekabet etmek zorlaşır, zarar edilir. Bu nedenle devlet yol alt yapısını yapmalı, santral kurmak için yatırımcıyı bölgeye ondan sonra çağırmalıdır.”

Bu açıklamayı hatırlayınca aklıma şu geldi; acaba Karadeniz'in içlerinde yapılması düşünülen söz konusu yol, HES'ler için düşünülmüş olmasın? Santrallere karşı yükselen tepkiyi göz önünde bulundurarak, bu yolun turizm yolu olacağı söylenmesin?

Amaç turizm ise, yeşil doğayı turizmin hizmetine açmak ise öncelikle yeşili korumak gerekli.. Denildiği gibi HES'ler dereleri kurutuyor, susuzluğa yol açıyor da yeşili yok ediyorsa, hangi yeşil turizmden söz edilebilir ki..

Kaldı ki, Karadeniz'in sahilinden içeriye her yaylaya giden yol var, hiçbir yayla yolsuz değil. Ayrıca iç bölgeleri, buralardaki yaylaları birbirine bağlayan bugün artık önemli ölçüde asfalt zemini olan yollar da hizmet veriyor.

Öyle içerden geçecek boylu boyunca yola çıkan turist kafilesi Samsun'dan girer, Artvin'den çıkar. Peki, o halde nerde kaldı sahil bölgesi?

İşin bu noktası kesinlikle gözden kaçırılmamalı, Karadeniz sahili ile iç kısımları birlikte düşünülmeli, birbiriyle olan ilişkisi ve bağı koparılmamalıdır. Bölgeye gelen turist sahil yolundan gelmeli, istediği yaylaya sahilden içeri gitmeli, gezmeli, kalmalı, dönmelidir.

Dedim ya böyle bir yolu yaparken önü-arkası, parası-masrafı iyi düşünülüp, hesap edilerek yapılmalıdır.

 



Bu Haber 2362 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI