2 Ekim 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Kimse kaçmasın, gelişmeye katkı yapsın lütfen..
musakiroğlu@mynet.com

Geçen hafta “Yaşanabilir en kötü ilde mi yaşıyoruz?” başlıklı yazıma birçok okurdan mesaj geldi.

 

Genel olarak Ordu ilinin bu kadar geri olmasından dolayı hayrete düştüklerini belirten mesajlarında okurlarım ayrıca ilimizi idare edenlere beddua üstüne beddua etmişler.

 

Beddua etmekte ne kadar haklılar, ya da beddua etmek ne kadar doğrudur? İşin bu yanı konumuzun dışında.. Ancak, ben de ilk duyduğumda şaşırmıştım, okurlarım da şaşırmış; “Bu Ordu ne kadar geri kalmış, ne kadar yaşanmaz bir ilmiş” deyip, deyim yerindeyse sarsılmışlar doğrusu.

 

Ordu merkezde oturduğunu belirten Gülten kaymak adlı bir okurum bakın neler yazmış:

 

“Ben Ordu'ya 12 sene önce gelin geldim. Aslen Sinopluyum. Sinop'ta da merkezde oturuyordum, Ordu'da il merkezinde oturuyorum. Ordu ilinde ilçelerden Ünye dahil 5 tanesini gezdim. İç bölgede sadece Ulubey'e gittim.

 

Ordu, bana yaşanabilir bir yer gelmişti, aslında burada oturmayı da çok sevmiştim. Ancak, rakamlar yanlış söylemez. Ordu ilinin içinde bulunduğu rakamların doğru olmadığını iddia etmek için, araştırıp tersini bulmak gerek. Dolayısıyla yenisi ya da alternatifi açıklanana kadar bu rakamları doğru kabul edeceğiz.

 

Ordu ilinin bazı Doğu ve Güneydoğu illerinin bile gerisinde kalıp, en geri illerin içinde 61. sırada olması açık söyleyeyim içimi çok burktu. Yazınızı okuduktan sonra akşam eşim eve geldiğinde kendisine de okuttum.

 

Ayrıca internete girdik, ilgili araştırma sonuçlarını bir de internetten bakıp araştırdık. Konuyu bütün ayrıntılarıyla öğrendik.

 

Sonra eşim bana döndü; “Ne yapalım, çocuklarımızı böyle geri kalmış bir yerde, yokluklar içinde büyütmektense Ankara'ya ya da Eskişehir'e göçelim, orada yaşayıp orada büyütelim mi, diye sordu.

 

Hiç tereddütsüz “EVET” dedim.

 

Sonraki günlerde bunun planlarını yapmaya başladık ve Eskişehir'e yerleşmeyi kararlaştırdık.

 

Bunda da haklı olduğumuzu düşünüyoruz. Çünkü bizim için asıl önemli olan çocuklarımızın geleceğidir. Onları daha gelişmiş bir ortamda daha çağdaş olanaklar içinde yetiştirmek, yaşama eksiksiz girmelerini sağlamak istiyoruz.

 

Böylesi bir gerçekten bizi haberdar ettiğiniz için size çok teşekkür ediyoruz.”

                         *****************              ****************

 

Gülten Hanım, yazısında yazmış, “Ordu'nun 61. sırada, geri bir il olması içimi burktu” demiş ya, ilk öğrendiğimde bundan dolayı benim de içim burkulmuştu.

 

Ama şu anda benim içimi asıl ne burktu biliyor musunuz? Gülten Hanım'ın ve ailesinin yaşadığı yerin “yaşanabilir olmaktan uzak olduğunu” öğrendikten sonra, orayı bırakıp, adeta kaçmayı kararlaştırmaları içimi çok kötü burktu.

 

Çocuklarının geleceğini bu kadar çok düşünen bir kişi, bir aile yaşadığı yerin yani memleketinin geleceğini de düşünecek kadar bilinçli olması gerekir. Aksi takdirde bencillik yaparlar, aile menfaatini toplum menfaatinin üstüne koymuş olurlar.

 

Ben, Gülten Hanım ve Gülten Hanım gibi düşünen hemşerilerimizin böylesine işin kolayına kaçıp, hazıra konmak isteyişlerini tasvip etmiyorum.

 

Asıl doğru olan kişinin bulunduğu yerin gelişmesine katkı yapmasıdır.

 

Kaldı ki; ilimizin bu tür katkılara çok ihtiyacının olduğu yapılan bu son araştırma iyice ortaya koymuştur.

 

Şimdi bırakıp kaçmak zamanı değil, yaşanabilir en kötü iller arasındaki ilimizi yaşanabilir en ileri iller arasına sokma zamanıdır.

 

Gülten Hanım ve ailesi dahil herkese bu konuda görev düşüyor.



Bu Haber 1965 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI