7 Ekim 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Almanya Kardinali'ndeki hoşgörü ve saygıyı kıskanmıştım..
musakiroğlu@mynet.com

Bir ara Almanya'da bulunduğum sırada Köln şehrine gittiğimizde dünyaca ünlü Dom Kilisesi'ni de gezmiştik. Dom Kilisesi, büyük ve muhteşem bir sanat eseri olarak Hristiyanlık dünyasında çok kabul gören, turistlerce de çok gezilen bir kilise.

Kiliseyi bana gezdiren arkadaş, Almanya'ya çalışmaya giden Müslüman Türklerin, 1960'lı yılların başında bu ülkede cami yokken Cuma ve bayram namazlarını bu kilisede kıldıklarını söyledi.

Gezdiğimiz sırada kilisede restorasyon vardı. Arkadaş dedi ki; “Kilisede namaz kılınan kısım kurdele ile çevriliydi. Bir de ‘Almanya'ya çalışmaya gelen Müslüman Türkler cami yapılıncaya kadar namazlarını burada kılmışlardı' notu takılıydı. Restorasyon sırasında kurdele ile o notu kaldırmışlar. Sanırım restorasyon sonrası yine koyarlar.”

Arkadaşımdan duyduklarım bana bir hayli ilginç gelmişti. Kilise ziyareti sonrası kısa adı ATİB olan Almanya Türk İslam Birliği Merkezi'ne gittik. Merkezdeki imama bu durumu, yani Dom Kilisesi'nde namaz kılma işini sordum. Doğru olduğunu, o yıllarda Almanya'da cami olmadığı için Almanya'nın en büyük dini otoritesi sayılan Kardinal'in, Müslümanların kiliselerde Cuma ve bayram namazlarını kılabilecekleri izni verdiğini söyledi.

“Peki, Müslümanlar için böyle bir şey, yani kilisede namaz kılmak doğru mu?” dedim.

Doğru olduğunu, çünkü Müslümanların kiliseleri de cami gibi Allah'ın evi olarak gördüklerini, eğer cami yoksa Cuma ve bayram namazlarını burada kılabileceklerini söyledi.

Ben daha önce böyle bir bilgiyi hiç duymamıştım, Dom Kilisesi ziyaretinde öğrendiklerimden sonra ATİB'deki imamdan ilk kez bu tür bir bilgi duyuyordum.

Oradaki imama nereli olduğunu sordum, Yozgatlı olduğunu söyledi. Dedim ki “Yozgat'a bir grup Hrıstiyan çalışmaya gelse, onlara Pazar günleri Yozgat'ın merkez camisinde dini ayin yapmalarına izin verilir mi?”

Dedi ki; “Bu soruya ne siz cevap verebilirsiniz, ne de ben..”

İmam'a, “Evet, böyle bir soruya ‘Biz de camilerimizde Hrıstiyanların ibadet etmelerine izin veririz” dememiz mümkün değil. Ya da şimdilik mümkün değil, bilemiyorum..” dedim.

Bu iş kafama iyice takılmış ki, sonraki günlerde hep düşündüm, Hristiyan Kardinal'deki ve kilise görevlilerindeki hoşgörüyü ve saygıyı kıskandım. “Keşki İslamiyet, İslam dünyası da böyle davranabilse, diğer dinlere karşı böylesi hoşgörüyü gösterebilse” diye geçirdim içimden..

Bunun en güzel örneklerini Peygamber Efendimizin gösterdiğini, Medine Sözleşmesi'nin bu anlayışta bir sözleşme olduğunu hatırladım. İnsanlığa ilk kez bu güzellikleri sunan Peygamberin ümmeti ve İslam dininin mensupları olarak bugün neden böyle gerilerde kaldık diye hayıflandım.

Almanya dönüşü Ünye'ye geldiğimde, Ünye'de eski Rumlardan kalma tarihi bir kilisenin yıllardır düğün salonu olarak kullanıldığını hatırlayınca nasıl üzüldüm, içten içe kendimize nasıl kızdım. Allah'ın evi olarak kabul ettiğimiz bir mekanda yani bir kilisede düğün yapma yanlışlığını ve o dinin mensuplarına karşı yapılan saygısızlığı lanetledim. Bu yanlışlığı zaman, zaman dile getirdim. Ama beni çok az insan anladı. Çoğu “Bırak sende, işin mi yok.. Ne güzel düğün salonu işte..” diyerek başlarından savdılar.

Şimdiki AK Parti Hükümeti'yle birlikte, geçmişte ülkemizde farklı dinlere mensup insanlar tarafından yapılmış ibadet merkezleri bakıma alınmaya başlandı. Böylece birçok kilise yıkılmaktan, yok olmaktan kurtarıldı. Bir kısmında ise yıllar sonra ibadete yapılmasına izin verildi.

Bunun bir yansıması olacak ki, Ünye'de düğün salonu olarak kullanılan Yalı Kilisesi de düğün salonu olmaktan çıkarıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tahsis edilerek buranın kültür faaliyetlerinde kullanılması kararlaştırıldı.

Geçmişte, başlangıçta buranın düğün salonu olarak açılmasına göz yumanları, izin verenleri eleştirmenin bugün artık bir anlamı yok. Ama geleceğe doğru giderken böylesi bir hoşgörü kapısının açılmasına vesile olanlara şükran borcumuz var. Onlara çok teşekkür ediyoruz. İslam dininin mensupları olan bizlere bu hoşgörü bütün dinlerden, bütün diğer din mensuplarından daha fazla yakışır. Çünkü asıl hoşgörü, asıl saygı, farklı olanlara karşı anlayışın en güzeli bizim dinimizin özünde var, geçmişinde var.

Yeter ki şaşmayalım, yanlışa kapılmayalım, kuru kuruya inada düşmeyelim.



Bu Haber 2201 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Yüreğime su serptin. Tarih : 7 Ekim 2010 / Pazar Üye Adı :İsa SARI
Sn. Hocam, Bu yazınızla Gerçekten yüreğime su serptiniz. Hoş görüde bizim atalarımızın yaklaşımı ve uygulaması Fatihlerle ispatlıdır.Bu günkü nesil de Ünye'deki bu Kiliseyi Düğün salonu olarak kullanıma kapatmasıyla rüştünü ispatlamıştır. Bir Ünyeli olarak bu konuda zaman zaman en az sizin kadar rahatsızlık duyardım. Zira bir ibadet hanenin çalgılı eğlenceli düğün meclislerinde kullanılması hoş bir durum değildi. 1960 yılların almanyası Osmanlının torunları geliyor diye kilse kapıları değil, tüm kapılarını ardına kadar açmıştı. Bu gün ise tüm kapıları kapatıyor. Önemli olanda bu günkü durumumuzdur. Yinede toplum olarak yitirdiğimiz ve açmamız gerekn çok hoş görü kapısı olduğu gibi, yok olduğunu sandığımız çok özel hasletlerimizin de tazeliğini koruduğuna inanıyorum. Hoş görüye nekadar çok ihtiyacımız olduğunu izah eden, Yüreğime su serpen bu güzel makalenizden dolayı Sizi kutluyorum. Teşekkür ederim. İsa SARI-Samsun
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI