23 Kasım 2010 Pazar
YÜKSEL ŞEN
Hakkını helal et Hakkı...
İsmail Hakkı Yılmaz’ı ilk kez, 1995 yılı içerisinde tanıdım.

Ünye'de ayni mahallede ve hatta ayni sokakta oturmamıza rağmen, ben 1955'li yıllarda kentten ayrılıp Anadolu'ya çıktığımda sevgili Hakkı daha çocuk yaşta idi.

Babası, rahmetli Mahmut Yılmaz (Kuşçalı Mahmut),  ağabeyleri Yaşar, Rahmi ve Osman, mahallemizin ve sokağımızın çok sevilen sakinleriydi.

Rahmi ile ilk ve ortaokulda arkadaştık.

Rahmetli Yaşar, benden birkaç yaş büyük, Osman da bir o kadar küçüktü.

Kilise Tepesi'nde Merkez Ortaokulu'nun bahçesinde devamlı top oynarlar, Kavakların altına uzanıp ders çalışırlardı.

Zeka düzeyleri oldukça yüksekti.

Derslerindeki başarı tartışılmazdı.

Bu meziyetlerinin sonucu olarak Yaşar ilkokuldan sonra, Rahmi de liseden sonra iş hayatına atıldı.

Diğer kardeşler, yüksek tahsil yaptılar.

Ankara'da ticari faaliyetlerini sürdüren, mahalle komşumuz Sayın Cevat Güven Bey adına, 1995 yılı içerisinde ‘Ünye Çağdaş Eğitim Ve Kültür Vakfı'nı kurmuş ve Çankaya Ahmet Mithat Efendi Sokak No. 49 da bulunan Delta İnşaat ve Sanayi A.Ş.'nin hizmet binasının ikinci katında çalışmaya başlamıştık.

O günlerde, Cevat Bey ziyaretine gelen misafirlerini her zaman olduğu gibi, öğlen yemeği için şirket yemekhanesine getirir, oval masanın çevresinde yerlerimizi alarak yemeğimizi yerdik.

Cevat Bey bir ara yanında ve benim tam karşımda oturan, uzun boylu, yakışıklı çok sempatik ve konuşkan olan konuğunu işaret ederek.

“Yüksel ağbi, misafirim Ünye'den komşumuz İsmail Hakkı Yılmaz dedi. Kendisi İstanbul'da ticaretle uğraşır ve ‘Karadeniz Tüpgaz Sanayi Ve Ticaret A.Ş.'nin sahibidir” diye ilave etti.

Bende, kendisine hoş geldiniz Hakkı Bey, yemekten sonra Vakıf Odamıza buyurun. Ünye üzerine yaptığım çalışmalarımı görün, dedim.

Değerli hemşerimiz, yemeği takiben davetime icabet ederek odama geldi.

Çalışmalarımı yakından gözlemledi.

Gördüğü Ünye dokümanları karşısında, takdir hislerini ibzal buyurdu.

“Yüksel ağbi, Allah aşkına söyler misin bu kitapları, bu fotoğrafları ve bu belgeleri ne zaman, nasıl temin ettin?” dedi.

Ben de, Sevgili Hakkı bunlar 70-80 senenin birikimi, birçoğu babamdan kalma, bir kısmını da ben temin ettim.

Malum, Babam Foto Ahmet Hüseyin de 1924-1944 yılları arasında, Ünye'nin sayılı kültür adamlarından biriymiş diye vurguladım.

Hele, Ünye'de yetişen Mahsulat numuneleri ile, Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü nezdinde kurduğum temas neticesinde, yöremizde bulunan Maden yataklarından temin ettikleri ve bana da numuneler verdikleri ve kavanozlar içerisinde teşhire aldığım maden örneklerini hayranlıkla izlemişti.

Yüksel ağbi, ne mutlu sana, Ünye için mükemmel bir kültür çalışması yapmışsın. Keşke, her Ünyeli, kentimizin özelliklerini halka tanıtmak için, genç kuşakları bilgilendirmek için, sizin kadar çaba sarf etse dedi ve Cevat Ağbi'nin vakfın kurulmasında, sizin gibi bir hemşerimize görev vermekle ne denli isabetli karar verdiğini şimdi daha iyi anlıyorum diye düşüncelerini açıkladı.

Hakkı Beyle, Ünye üzerine bir hayli söyleşi yaptık.      

Odamdan ayrılıp, Cevat Bey'in yanına inerken, bana halen kartoteksim de sakladığım bir kartını verdi. Ağbi emirlerini beklerim diye de ilave etti.

Firmasının, İST. Büyükdere Caddesi Kral Apt. No. 75/K D. 2 de Genel Müdürlüğü, Samsun Ankara Yolu Toybelen Köyü ve Ordu Karapınar Köyü mevkilerinde de dolum tesisleri bulunuyormuş.

Sevgili Hakkı: Sonraki yıllarda, Ünye'de Kaledere Mahallesi Sahil Yolu No. 42 de Hotel Grand Kuşçalı ismini verdiği çok görkemli, çok muhteşem, şahane deniz ve doğa manzarasına sahip o lüks oteli faaliyete geçirerek, Ünye turizmine çok büyük katkıda bulunmuştur.

29-30/ Mayıs/2010 tarihinde, halen yazmakta olduğum ‘Şirin Ünye Gazetesi'nin 50 inci kuruluş yıldönümü kutlamaları için Ünye'ye gelmiş ve Hotel Grand Kuşçalı'da iki gün kalmıştım.

Bu vesile ile tesisi yakından görüp tanıma fırsatını buldum.

Çok seçkin davetlilerin iştiraki ile Sebile Hanım Konağı'nda yapılan 50nci yıl kutlamalarına İ. Hakkı Yılmaz Bey de katılmış. Kısa bir süre sonra, söz konusu mekandan ayrılarak oteline dönmüştü.

Geceye beraber katıldığımız, Sayın Prof Dr. Sait Kapıcıoğlu'da evinin uzak olması nedeniyle saat 10.30 sularında konaktan ayrıldı. Ben de 11.30 da ayrılarak otele geldim.

İ. Hakkı Yılmaz Beyefendi, lobide oturuyordu. Yüksel Ağbi, gel çay içelim, biraz söyleşi yapalım dedi. Ben de isteğine uyarak lobiye gittim.

İki saate yakın, Hakkı Bey'le, burada çok değişik konularda ve bilhassa Ünye üzerine konuştuk.

Ağbi, eğer bir iki gün daha kalırsam seni Ordu'daki dolum tesislerime götüreyim onları da gör dedi. Ben de zamanımın kısıtlı olduğunu, Ankara'ya dönmem gerektiğini söyledim.

Sait Bey'e ve bana, Ünyelilerin çok çok sevdiği birer kiloluk plastik kutular halinde sureti mahsusa da dostlarına armağan etmek üzere yaptırdığı, bibertuzu paketi verdi.

Sait Bey o gün İstanbul'daki işine yetişmek üzere, sabah çok erken saatte Çarşamba Havaalanına gitti.

Bende ayni gün saat 11.00 de Metro Turizm firmasına ait bir otobüsle Ankara'ya geldim.

Gelişimin üçüncü gününde, otelin muhteşemliği ve gerek Hakkı Bey'in ve gerekse personelin gösterdiği ilgi ile öyle etkilendim ki, duygularımı ‘Burası Hotel Grand Kuşçalı' başlıklı bir makalede dile getirdim. Ve bu makale 26 Ağustos 2010 tarih ve 559 sayılı ÜNYE Kent Gazetesi'nde yayınlandı. Makalemi okuyan Hakkı Bey, Ankara'ya eve telefon açarak, oteline gösterdiğim ilgiden çok mutlu olduğunu, bundan böyle süresiz onur misafiri olarak, benim ve eşimin,  oteline ne zaman istersek rahatlıkla gelebileceğimizi bildirdi.

Ağbi bu konuda otel yöneticilerine talimat verdim.  Çocuklarıma da gereken talimatı vereceğim dedi. Bende gösterdiği nezakete çok teşekkür ettim.

Hakkı Bey'in, doruk noktasına ulaşan misafirperverliği, o tatlı dili, güler yüzü, sevecen ve hümanist davranışı, Sait Beyi ve beni hayretler içerisinde bıraktı.

Hele hele, bizlere tevdi ettiği bibertuzu paketlerine nasıl şükran duyduk bilseniz.

Sayın Kapıcıoğlu İstanbul'da, bende Ankara'da paket muhtevasını kemali afiyetle yedik.

Tarih: 20 Ekim 2010 gece saat 11.30,  misafirlerimi yolcu ediyordum. Telefonum sürekli çaldı. Ahizeyi kaldırdığımda Sayın Prof. Dr. Sait Kapıcıoğlu çok buruk ve elem dolu bir ses tonu ile, Yüksel ağbi seni bu saatte rahatsız ettiğim için evvela özür diliyorum. Ama size çok acı bir haber vereceğim, dedi. Hayrola Sait Bey dedim, İsmail Hakkı Yılmaz'ın öldüğünü söyledi.

Üzüntüsünü ve üzüntümü burada kelimelerle anlatamayacağım.

Ama beş ay sonra Hakkı'nın bir kalp krizi sonucu aramızdan ebediyen ayrılacağını nereden bilirdik.

Şimdi kendimi suçlu sanıyorum. Söz ölüm getirmez bunu biliyoruz. Keşke tüm nazik davranışlarından ötürü, sevgili kardeşimize ‘Hakkını helal et Hakkı' diyebilseydik.

Kapıcıoğlu, Hakkı'nın Zicirlikuyu Mezarlığı'na defni sırasında, her kesimden oluşan cemaatin çokluğunu, anlata anlata bitiremedi.

Kentimizin yetiştirdiği, her haliyle çevresine örnek, bu değerli iş ve Siyaset adamımıza, Allah'tan rahmet diliyorum.

Mekanın cennet olsun sevgili Hakkı. Nur içinde yat.

Başta ailen olmak üzere, tüm sevenlerinin, başı sağ olsun…



Bu Haber 2677 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI