3 Aralık 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Birileri çırpınıp üstüne titrerken birileri ısrarla içine ediyor..
musakiroglu@mynet.com

Biz Ünyeliler Ünye'yi başka birilerine tarif etmeye kalkışırken “Ünye Karadeniz'in incisidir” der.. Yaşadığımız yeri inci güzelliği, inci zarifliği, inci kıymetiyle anlatmaya çalışırız.

 

Tabi bu sözü hemşerilerimiz inandıkları için özellikle söyler, yaşadığı Ünye ile hep gurur duyarlar. Ayrıca burada yaşamanın kendileri için büyük bir şans olduğunu düşünen bu hemşerilerimiz, Ünye'de nefes alıp vermenin mutluluk kaynağı olduğuna inanırlar.

 

Bunlar Ünye'ye toz kondurmak istemezler. Ünye'nin kirletilmesi onları çok üzer. Diğer taraftan Ünye'nin doğal güzelliğinin bazı aç gözlüler tarafından yok edilmesi onlar için dünyanın en ağır işkencesidir.

 

*************           **************

Ama gel gör ki, Ünye her geçen gün bozulmakta..

 

Güzelliğinden kaybetmekte..

 

İnci tanesi özelliği örselenmekte..

 

Onu çok seven hemşerilerinin gözlerinin önünde bütün renkleri solmakta, kararmaktadır.

 

**************        ************

Önceki gün Ünye sahilinde yoluma, beni tanıdıklarını söyleyen bir grup genç çıktı. “Ünye niye bu kadar pis, bu kadar çer-çöp içinde? Yaşadığımız yerden utanıyoruz” diye tepkilerini ifade eden gençler Ünye'de fakültede okuyan öğrencilerdi.

 

Bu gençlerin hiç birisi Ünyeli değildi.

 

“Sahil boyu kaldırım kenarları, kumsallar, deniz kenarlarındaki tahkimat duvarlarının alt/ üstü, taşların araları.. Her taraf çöp, bira, kola kutuları, pet şişeler.. Yaldızlı ambalaj kağıtları.. Bütün bu çöp ve çirkin görüntü bizi çok rahatsız ediyor” diyen bu geçlere şöyle bir soru sordum.

-   Peki gezip/dolaşıyorsunuz, bu çöpleri kimler atıyor, hiç rast geliyor musunuz?

 

Enteresan bir cevap verdiler.. Böyle sağa sola çöp atanların daha çok liseli gençlik olduğunu söylediler.

 

Gençlerin verdiği cevaba şaşırdım doğrusu. İlk kez böyle bir şey duyuyordum, doğruluğundan da şüphe ettim.

 

Bu sefer onlara şöyle dedim:

-   Gençler, bakın ben de ne duydum biliyor musunuz? Bu tür çöpleri atanların Ünye'ye okumaya gelen üniversiteli gençlik olduğu söyleniyor, bunu duydum.

 

Bunu kendilerinin de duyduğunu, hatta okulda hocalarının da böyle duyduklarını ve kendilerine aktardığını söyleyen gençler;

-   Bu haksızlık değil mi? Biz yazın en az üç ay Ünye'de değiliz, soruyoruz Ünye yazın daha mı temizdi?

 

Bu soru üzerine biraz düşündüm, yazın Ünye'de karşılaştığım çöp rezilliğini getirdim gözlerimin önüne.  Dedim ki;

-    Hayır, değildi. Bilakis daha da pisti..

-   O halde Ünye'yi kim pisliyor? Ünyeliler mi, yoksa dışardan Ünye'ye gelen biz öğrenciler mi?

 

Bu sorunun tek bir cevabı kalmıştı. Evet, Ünye'yi geçici olarak Ünye'ye gelenler değil, Ünyeliler pisliyor.

 

*************         *************

Yazımın başında Ünye'yi inci tanesiyle birlikte ifade eden, üstüne titreyen Ünyelilerin duygularını ifade etmeye çalıştım.

 

Ama bu tür hemşerilerimizin yanında sayıları az da olsa maalesef kentimizin içine eden Ünyeliler de var..

 

Bunlar, kişiliği henüz gelişmemiş birkaç liseli gençlik de olabilir.. Halkın içinde yaşını başını almış ruhu kir pas içinde olan insanlar da olabilir.

 

Bunların sayıları azdır. Ama bir tas suya bir damla kirli su karışsa o su bütün temizliğini kaybediyor, kirli su olup çıkıyor. İşte bu sayısı az olan ruh hastalarının yaptığı da böyle..

 

*************       *************

Peki, ne yapmak lazım, bu ruh hastalarına nasıl engel olunur?

 

Ben canlı hayatımdan bir örnek vermek istiyorum. 1960 yılların sonları.. Orta Saraçlı'dan sabahın kör karanlığında yola çıkar, bugünkü Merkez Meçhul Asker Okulu'ndaki ortaokula giderdik.

 

Grup halindeydik, yo boyu gürültümüz-patırtımız eksik olmazdı. Şehir girişi Hanboğazı'ndan itibaren de sabahın o saatinde henüz uyuyan insanları rahatsız ederdik. 

 

O yıllarda Belediye Zabıta Amiri rahmetli Avni Çavuş'tu (Avni Çelik). Avni amca sabahın 6.30, 7'sinde birden karşımızda biter.. Bize, gürültü yapmadan sessizce okula gitmemizi tembihlerdi. Biz de Avni Amca'nın tembihine uyar, sessiz sedasız yolumuza devam ederdik.

 

Bu örneği niye verdim. Bütün mesele kontrol ve denetim mekanizmasının sağlam oluşunda yatıyor. İşte o yüzden verdim.

 

O gün tek başına Avni Amca yetiyordu. Bugün kolluk kuvveti, zabıta gücü çok daha güçlü, çok daha teknik imkanlara ve hareket kabiliyetine sahip..

 

Bu güç, gece gündüz kontrolü elden bırakmasın, yanlış yapanı uyarsın, gerekirse cezasını versin.

 

Bak o zaman gör, nasıl oluyor..



Bu Haber 2580 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI