17 Aralık 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Bir dönümden 2.5 ton kivi.. Çok iyi doğrusu
musakiroglu@mynet.com

Kiviyi 1990'ların ilk yarısında görmüştük. Önce pazarda satışa sunuldu, tadıldı, tanındı. Sonra, Karadeniz ikliminin kivi yetiştirmeye müsait olduğu belirtildi, tarım müdürlükleri fındığa alternatif olarak kivi dikilmesini tavsiye etti.

Önce en doğuda Rize'de dikilip randıman alınan kivi, sonra batıya doğru Trabzon, Giresun, Ordu derken Ünye'de de dikilmeye başlandı.

İlçe Tarım Müdürü Sn. Yetkin Esen, Ünye'de şu anda halihazırda 77 kivi üreticisinin bulunduğunu, bunların 65 dekar alanda bu yıl 150 tonun üzerinde kivi üretimi gerçekleştirdiklerini belirtmiş.

Sn. Esen, açıklamasında; Ünye'de her geçen yıl kivi diken üretici sayısının arttığını, kivi dikilen sahanın sürekli genişlediğini, 10 yıldan bu yana kapama kivi bahçeleri kurulduğunu söylüyor.

Bu da demek oluyor ki; gerek bölgede olsun gerekse Ünye'de olsun kivi deneme bitkisi olmaktan çıkmış, artık kazanç getiren ürün kapsamına alınmış.

***                      ***                          ***

Kivi, asıl anavatanı olan Yeni Zelanda'dan bugün çok uzaklardaki Türkiye'ye, Karadeniz Bölgesi'ne, Ünye'ye kadar gelmiş.. Toprağımıza dikilmiş, yerini beğenmiş kök salmış.. Artık bizim doğamızın da bitkisi olmuş, bizim değerlerimiz arasında yer almıştır.

Kivi, Yeni Zelanda'nın milli ürünü olarak kabul edilir. Ayrıca bu ülkenin ulusal simgesi, stratejik bir değeridir.

Hani diyoruz ya fındık bu ülkenin milli bir ürünü, stratejik değeridir, diye. (Gerçi bunu biz fındık bölgesinde yaşayanlar böyle diyoruz, devletin böyle bir kararı ya da kabulü falan da yok.)

Ama Yeni Zelanda'da devletin resmi kabulü ve milletin ortak kararı ile kivi milli bir ürün ve stratejik bir değerdir.

Biz, fındığın anavatanı Türkiye dışında dünyanın çeşitli ülkelerinde dikildiğini, buralarda fındık yetiştirilmeye çalışıldığını duydukça nasıl öfkelenir, nasıl bu ülkelere karşı kinleniriz, değil mi?

Kivi de aynen fındık gibi aslında. Onun da asıl anavatanı var, Yeni Zelanda. Asıl anavatanı dışında Türkiye'de de kivi yetiştirilmeye başlandığına göre Yeni Zelandalılar da bize öfkelenip, kinleniyor mu ki..

Kaldı ki, kivi fındıktan bir iki adım daha ilerde, ülkesinin kabul görmüş, devletin resmi kararıyla milli olmuş bir ürün. Bu yüzden Yeni Zelandalılar daha çok kızma ve öfkelenme hakkına sahipler..

Ama sanmıyorum. Yeni Zelandalılar, “Aman kivimiz elden gitti, kivimizi çaldılar” gibi feveranlara kapılmazlar.

Bunu niçin söylüyorum.. Biliyorsunuz Türk kadınına 1934 yılında seçme ve seçilme hakkı verilmişti. Bu tarihten sonra hem resmi hem de sivil ağızlar tarafından dünyada ilk kez kadınlara seçme ve seçilme hakkının Türkiye'de verildiği söylenir durur.

Sanırım 1990'lı yılların başlarıydı. Yeni Zelandalı bir gazeteci Türkiye'de bulunduğu sırada böyle bir şeyi duyunca, şaşırmış. Bunun yanlış olduğunu, bu hakkın dünyada ilk kez Yeni Zelanda'da verildiğini söylemiş.

Bunu duyan ve o anda gazetecinin yanında bulunan herkes tepki göstermiş, gazetecinin yalan konuştuğunu söylemişler.

Yeni Zelandalı gazeteci ise onlara şöyle demiş; “Türk dostlar bana yalancı demekle, beni yalancılıkla suçlamakla mutlu olacaklarsa öyle kabul etsinler, hiç önemli değil. Ama Türk dostlarımın tarih önünde yalancı duruma düşmeleri beni derinden üzer, çünkü onları çok seviyorum.”

İşte bu yüzden diyorum. Böyle düşünen, böyle realist, hümanist değerler kapsamında olaylara bakabilen milletin mensupları ‘kivimizi aldılar' diye bir başka ülkenin insanına kızmaz, öfkelenmez.

***                       ***                         ***

Ünye İlçe Tarım Müdürü Sn. Yetkin Esen'in dediği gibi 60-65 dekar dikili alandan 150 ton kivi alındığına göre; bu bir dönümden 2.5 ton kivi almak demektir. 10 dönüm kapama kivi bahçesi olan bir üretici demek oluyor ki 25 ton civarında kivi toplayabiliyor.

Eğer fiyat/pazar sorunu pek yaşanmıyor da üretici yetiştirdiği ürünü satabiliyorsa kividen para kazanıyor demektir.

Yalnız yanılıyor muyum bilmem; ben Almanya ve Fransa'da yediğim kivinin tadını bizim kivilerde pek bulamadığımı düşünüyorum.

Oralarda yediğim kiviler daha sulu/ballı, tadı daha hoştu. Bizim buraların kivileri sanki daha ham, daha susuz/balsız gibi geliyor bana.

Sakın ukalalık etmiş olmayayım, bu benimki subjektif bir görüş ve değerlendirmedir. Objektif değerlendirmeyi işin uzmanlarına bırakıyorum.



Bu Haber 2064 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Kivi çeşitleri Tarih : 17 Aralık 2010 / Pazar Üye Adı :Hüseyin Yurtsever
Sayı Arkadaşım, Kivinin tadı konusunda sana kısa bir bilgi vermek istedim. Kivinin de diğer meyvalar gibi bazı türleri vardır. En güzel ve tatlı olan kivi çeşidi dış rengi sarıya çalan bir renk olan ve meyvası ortadan ikiye bölünüp çay ve tatlı kaşığı yenilen bir türü vardır. Çok tatlıdır ve alerji yapmaz. Normal yeşil kiviler bazı insanlara alerji yapabilir. Bana da alerji yapıyor. Ben çeşitli ülkelerde kivi yedim. Söylediğin gibi Karadenizde üretilenler biraz ekşimsi. Belki erken hasat yapıldığı için olabilir. Tam olgunlaşmadan topluyorlar sanırım. Veya Karadenizin iklim, rüzgar, güneş durumu kivi için % 100 uygun olmayabilir. Eğer sarı renkli kivi de Karadeniz'de üretilebilirse tüketicisi çok olur. Çünkü ben Avrupa ve Latin Amerika'da sarı renki alırdım. Çocuklar çok severdi. yeşilini yemezlerdi. Bir de fındıktan bahsedeceğim biraz. Ben Şili'de görevli iken İtalyan çikolata firmaları Şili'nin güney kesimlerine nere de ise bizim Türkiye'deki fındık alanı kadar fındık dikmişler ve daha dşkmeye devam ediyorlar. Biz bunu haber olarak Türkiye'ye iletmiştik. Yalnız Şili'deki fındıkların tadı Türkiye'dekilerle aynı değil. Sebebi ise iklim koşulları ile zamanla fındığın kalite ve tadının değişmesi. Kivi de onun gibi olabilir. Yeni ZElanda ile aynı lezzeti vermeyebilir. Nasıl insanlar insan olduğu halde her ülke ve iklim koşullarına göre farklılık gösteriyorlarsa meyvalar da farklılaşabilir, evrimleşebilirler. Selamlarımla, Hüseyin Yurtsever Beyrut/Lübnan
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI