11 Şubat 2011 Pazar
YÜKSEL ŞEN
Mevlana'nın huzurunda
Bu yazı gazetede bölümler halinde yayınlanacaktır.

Bu kez yolumuz, Büyük Türk Düşünürü Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerinin 729. ölüm yıl dönümü şenliklerine katılmak için Konya'ya uzanıyor.

Tarih: 15.Aralık.2002

Seyahat firmamız gene Tempo Turizm.

Rehberimiz gene Fatih Mühürdar Beyefendi.

Sabah 07.00'de Kavaklıdere-Tunalı Hilmi Caddesi üzerindeki, şirket merkezi önünde toplanıyoruz.

Fatih beyin ikazı üzerine tüm yolcular otobüsteki yerlerini alıyor. Yapılan yoklamayı müteakip Konya'ya müteveccihen hareket ediyoruz.

Herkes de bir neşe bir heyecan…

Bu seyahatimiz de, Orta Anadolu'nun en görkemli şehri, bir zamanlar Büyük Selçuklu Devletine başkentlik yapan Konya'yı görecek, eski uygarlıkların günümüze kadar uzanan ve sonsuza dek ayakta duracak olan, muhteşem eserlerini gezeceğiz.

Gölbaşı, Kulu, Cihanbeyli derken Konya'ya ulaşıyoruz.

Büyük bir bulvarı takip ederek, şehir merkezine gidiyoruz.

Çevrede görkemli ve çok katlı modern binalar yükseliyor.

Bu bulvar üzerinde ilerlerken, rehberimiz Fatih Bey, arkadaşlar burada duracağız, hemen sağımızda Karatay Medrese'si var. Gezimize bu tarihi eseri ziyaretle başlıyoruz diye sesleniyor.

Tüm yolcular, Sayın Mühürdar'ın refakatin de bu tarihi eseri görmek üzere medreseye giriyor, Fatih Bey'in verdiği bilgileri, o güzel anlatımında dikkat kesilerek dinliyoruz.

Buradan ayrıldıktan sonra, daha pek çok eseri geziyor geçmişleri hakkında bilgiler ediniyoruz.

Şimdi sırada Mevlana Müzesi var.

Müzenin yanına geldiğimizde, Mevlana Haftası nedeniyle, on binlerce insan seliyle karşılaştık.

On binlerce insan Müzeyi, Hazreti Mevla'nın kabrini ziyaret etmek üzere Konya'ya gelmiş.

Müzeye giriş, görevli memurların kontorülünde gerçekleşiyor.

Bizde, bir görevlinin ve rehberimizin eşliğinde bu görkemli Müzeyi ve kabirleri dolaşmaya başlıyoruz.

Teşhir edilen eşyalar hakkında, görevli memur bilgiler veriyor.

 

Kütüphaneyi gezerken, Ünye'nin yetiştirdiği büyük hattat MUSTAFA RAKIM EFENDİ' NİN, duvarda asılı olan muhteşem eseri karşısında duruyor. Değerli hemşerimizi rahmetle anıyorum.

Müzeyi gezerken, MEVLANA HAZRETLERİ' nin kabri başında, güzel Ordu'muzun yetiştirdiği değerli şair merhum Murat Sükuti KARACA'NIN şu mısralarını okuyorum.

 

MEVLANA'NIN HUZURUNDA

 

Yıllardır yönüne, gelmek dilerdim

Gözlerim hasretli, yüreğim yanık…

Mutlu muradıma nihayet erdim,

Beni de bir dinle hey ulu Aşık'…

 

Gönlünde lAyemut sevgilin varmış,

Her seher hicranla Nay'ın ağlarmış,

Dost'a otağ olan kalpler yanarmış,

Beni de bir dinle hey ulu Aşık'…

 

Ruhumu kaptırdım ben de sevdaya,

Çölleri, dağları dolaştım yaya,

Geçmiyor seneler gün saya saya,

Beni de bir dinle hey ulu Aşık'…

 

Ben ne Bistamiyim, ne bir Mansurum,

Azabımla sırdaş oldu sürurum,

Bu hicri çekmeye kaç yıl mecburum?

Beni de bir dinle hey ulu Aşık'…

 

Yeşil türben sanki bir Aşık baharı,

Visal özleyene canan diyarı,

Sükuti'ye aşk yar bergüzarı,

Beni de bir dinle hey ulu Aşık'…

 

                                                 Murat Sükuti KARACA

 

            Şiir bittikten sonra, burada metfun tüm mevtalara rahmet diliyor, ruhlarının şad olması için fatihalar okuyorum.

            Bir ben mi?

            Müzeyi dolduran insan seli bu büyük Mütefekkir'in huzurunda, mistik bir hava içinde O'nun ve yakınlarının ruhu için ALLAH' a dua ediyor. Fatihalar okuyor.

            Müzede, yerli yabancı, her Milletten insan var.

           Herkes huşu içinde, bu büyük Dehanın, makamına varmanın, Kabrini tavaf etmenin hazzını yaşıyor.

           Büyük şair HAZRETİ MEVLANA bir şiirinde ne demişti.

 

                       ‘ Gene gel, gene gel,

                         Her ne isen gene gel,

                         KAfirsen, ateşe tapıyorsan,

                         Bu bizim kapımız,

                         Umutsuzluk kapısı değil;

                         Yüz kere tövbeni bozmuşsan

                         Gene gel.

 

                                                        MEVLANA

               İşte bu çağrıya uyan Dünya Milletleri, yüz binler halinde MEVLANA diyarı KONYA' ya koşuyor. Ve MEVLANA bu insanlara şöyle sesleniyor.

 

                        Bu denizde ne, ölmek var bize

                        Bu denizde ne gam var, ne keder, ne dert.

                        Bu deniz alabildiğine muhabbet.

                        Bu deniz. İyilikten, cömertlikten ibaret.

 

                                                             MEVLANA

      Müzenin içersini dolaştıktan sonra, Külliyenin dış çevresini de geziyoruz.

      Türbenin üzerinde yükselen, Yeşil SELÇUKLU ÇİNİLERİ'YLE bezeli Külah nede muhteşem.

      Bu görkemli eseri, daha da görkemli hale getiren, bu çalışmalara emek vermiş ustaları da rahmetle anıyor, manevi huzurlarında saygıyla eğiliyoruz.

      Aklıma birden, rahmetli şair Ahmet Kutsi TECER'in şu dörtlüğü geliyor.

 

                           Görünmez bir debdebede,

                           Gönüllerden bir türbede,

                           Yeşil üsküflü kubbede

                           Uyur Mevlana uyanık.

 

                                                     Ahmet Kutsi TECER

      Rehberimiz bize çevredeki Tarihi mezarlıkları da gezdiriyor.

      Ruhlarının şad olması için, burada yatan tüm mevtalara Fatihalar gönderiyoruz.

      Hepsinin mekAnı Cennet olsun.

      Öğle yemeğimizi, KONYA'NIN isim yapmış eski Tarihi evlerinden oluşan bir lokantada yiyoruz.

      Nostaljik bir hava içersinde.

      O üç katlı evin tüm salonları, tıklım tıklım dolu.

      Masalarımız, KONYA'YA özgü yemek türleriyle donatılmış.

      Hizmet eden garsonlar, mesleğinin doruğunda, ateş gibi çocuklar.

      Her isteğe hemen yanıt veriyorlar.

      Mükemmel bir öğle yemeğinden sonra, rehberimiz Saat 15.00 de başlayacak MEVLANA ŞENLİKLERİ'ne gitmek üzer 1,5 saat serbest olduğumuzu, anılan saatten önce Müze önünde toplanmamızı istiyor.

 

 

    Bu fırsatı değerlendirerek, Şehri Cadde ve sokaklarında geziniyoruz.                   

 

                KONYA'da her türlü Ticaret faaliyet var.

                Pek çok Banka Şubesi,

                Kombasan gibi büyük Holdingler,

                Şehrin ekonomik hayatına renk katıyor.

                DükkAnlar çeşidi belirsiz ihtiyaç maddeleri ile dolu.

                Kuyumcu, Halıcı, Kavaf, Aktar, Bakkal, Manav, Terzi, Manifaturacı, Tuhafiyeci, Demirci, Tenekeci, Nalbur, Sobacı, Bakırcı, Marangoz, Mobilyacı, Elektronik ve Beyaz eşya satıcıları, çeşitli tamir işleriyle uğraşanlar ve saymakla bitiremeyeceğim, değişik meslek dallarında uğraş veren daha pek çok esnafın yanında;

                Toptan ve parakente satış yapan büyük marketler, Binek Otomobili satıcıları KONYA çarşısında halkın hizmetinde.

                MEVLANA MÜZESİ çevresinde de çok sayıda, hatıra eşya satan dükkAnlar var.

                Buradan, ANKARA'DAKİ dostlarımıza götürmek ve gezimizin anısı olarak birçok hatıra eşya alıyoruz.

                Lokantalar, Fırınlar KONYA'NIN dört bir yanına dağılmış.

                Malumunuz olduğu üzere, Konya: Etli pidesi, Tandır ve Büryan Kebabı ile ünlü bir kentimiz.

                Buraya gelipte, bu mutfak kültürünün tadını tatmayan yoktur her halde.

                KONYA aynı zamanda bir Ziraat Şehri.

                Kent, güzel Yurdumuzun Hububat Ambarı olarak biliniyor.

                Burada yetişen, Toprak Mahsulleri başta, ARPA, BUĞDAY olmak üzere, kalite ve bolluk bakımından, hem yöre çiftçisinin hem de, Yurt genelinde Ziraatla uğraşan Köylümüzün yüzünü güldürür.

                Zira ANADOLU'DAKİ çiftçi tarlasına ekeceği kaliteli Buğday ve Arpa Tohumluğunu genellikle KONYA Devlet Üretme Çiftliği'nden temin eder.

                KONYA ayni zamanda bir Sanayi Şehridir de.              



Bu Haber 2105 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI