29 Mart 2011 Pazar
YÜKSEL ŞEN
Hep bu diyar üstüne...
Bu yazı gazetede bölümler halinde, internet sitesinde bir defada yayınlanmaktadır.

Değerli okuyucular:

Bugün gene sizlere, güzel ÜNYE'mizden söz edeceğim.

Çünkü bu şehrin hangi dalından tutsanız, hangi yönüne baksanız muhakkak göğsünüz kabarır.

Hele, benim gibi memleketin gerçek bir aşığı iseniz ve yaklaşık 50 yıldır özlemini çekiyorsanız bu duygularınız daha da değişik boyutlara uzanır.

Elinize geçen ve kent üzerine yazılan en küçük gazete küpürlerinden tutunuz da en geniş teferruatlı kitaplara kadar hepsini, ama hepsini satır satır karıştırıp okumaya koyulursunuz.

Bakın neler yazılmış bu belde için.

Kimi muharrirler, pastoral güzelliğini anlatmış,

Kimisi, kendine has olan emsalsiz hususiyetlerini,

Birçokları, tarihi değerleri işlemiş.

Bir başka grup, iktisadi, ticari ve turizm yönünü dile getirmiş.

Bu arada, şairlerde boş durmamış, bu cennet şehrin ayrılık ve özlem duygularını terennüm ederek onu edebiyatımıza mal etmişler.

Günün yorgunluğunu gidermek üzere kütüphanemin karşısına geçtiğim zaman. Mesleki çalışmalardan sonra ilk işim Ünye için yazılanları karıştırmak oluyor.

Kitaplığımın bir bölümü tamamen bu şehir üzerine yazılan kitap ve belgelerle dolu.

İşte: 1952 yılında neşredilen, Vatan Gazetesi Memleket İlavelerinin ORDU sayısı ve gazete sahibi sayın Ahmet Emin YALMAN'ın ÜNYE üzerine olan yazıları ve işte bu yazılardan bir başlık. Bu başlık insanın gururunu artırmaz da daha ne yapar. Sevgili hemşerilerim, soruyorum size.

Sayın YALMAN'ın bu yazıya koyduğu başlık aynen şöyle ‘ÜNYE HUSUSİYETLERİ OLAN GÜZEL BİR ŞEHİRDİR' ve bu başlık altında devam ediyor yazısına. Bu yazıdan sizlere birkaç pasaj sunuyorum.

‘ Ünye latif mamur bir şehirdir. Buraya varır varmaz çok şeyler görmüş geçirmiş olgun bir muhitte olduğunuzu hissedersiniz. Ünye'yi geniş ufuklu bir yer haline koyan tesirlerden bir kısmı denizcilikten gelir. Ünye eskiden Karadeniz'in bir nevi Hamburg

‘u halinde idi.  Buradan açık denizlere büyük gemiler hareket eder, aylarca uzak, diyarlarda dolaşıp iş gördükten sonra ana limana dönerlerdi.

Ünye'nin ikinci bir özelliği de eski devirde radı yetiştirmesidir. Radılık mesleğinde en ileri giden ve vilayet kadılığına kadar yükselsen radıların çoğu Ünyelidir.

Bütün Karadeniz'de Ünye'nin suyu meşhurdur. Samsun gibi şehirde şişe ile satılan memba suyu Ünye suyudur.

Ünye'de mesken sıkıntısı yok gibidir. Samsun'dan Bafra'dan buraya yazlamaya gelenler vardır.

Ünye kumsal ve sığ olmak üzere mükemmel plajlara sahiptir.

Değerli okuyucular:

Bu methiyeleri, bu sütunlarda sizlere tek tek anlatmak kabil olmayacak, mümkün olduğu kadar kısadan kesiyorum.

Sadece, Üstad Gazeteci Sayın Ahmet Emin YALMAN ve arkadaşı Kemal BAYDAR değil bu şehre methüsenada bulunan. Onlar gibi düşünen ve eli kalem tutan her aydın fikirli kişiler bu şehrin gerçek hüviyetini anlatmaktan alı koyamıyorlar kendilerini.

İşte: 1949 yılında neşredilen iktisadi uyanış dergisinin ORDU ÖZEL SAYISI ve burada ÜNYE için yazılan yazılar. Tarihçesini mi istersiniz, İktisadi Yönümü yoksa Kültürel tarafını mı hangi cihetten bakarsanız mutlaka göğsünüz kabaracaktır.

Ya 1962 yılında Milliyet Gazetesinin ORDU ilavesinde yayınlanan ve bu şehir üzerine olan yazılar. Hep methiyelerle dolu.

Misaller mi istiyorsunuz. İşte bir tane daha. Sayın şair Cevdet  SAVGAR'ın  YURDUM ve DUYGUM isimli şiir kitabı ve ÜNYE üzerine yazdığı şiirden mısralar.

‘Deniz gök ve yeşillik el ele burada vermiş,

Tabiat özenerek sanki bir buket dermiş,

Muntazam beyaz evler şehrin alın akıdır.

Yükselen yeşil dağlar tıpkı zafer takıdır.

Sarılmış dört yanına lacivert ipek tüller,

Serpilmiş ufuklara katmerli pembe tüller…'

                                Cevdet SAVGAR

Ve 1932 yılında, İlçemiz Kaymakamlığını deruhte eden, Türk Edebiyatının unutulmaz isimlerinden şair Ömer Bedrettin GÖKBELEN'in (UŞAKLI) bu kentten ayrıldıktan sonra, şehrin özlemine izafeten kaleme aldığı altın mısralarla dolu ‘DENİZE HASRET' şiiri ve bu şiirden bir beyit sizlere.

‘Ey deniz şöyle bir gün sana bakacak mıyım.

Elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden.'

ÜNYE'mize elma bahçeleri, fındık bahçeleri, Konya'nın meşhur Meram Bağları kadar güzeldir.

Hele deniz'i İstanbul'un Bebek koyu kadar nefaset taşır.

Şöyle bir Temmuz akşamında mehtaplı bir gecede şehrin Kordon boyunda ve Terme caddesinde gezerken kendinizi bir hayal cennetinde sanırsınız.

Hele şehir Parkının ve binaların renk renk ışıkları denize yansıdığı zaman, eleğimsağmanın bütün bütün güzelliğini sularda izlemek harikulade güzeldir.

Böyle bir gecede sahilde alınan her nefes ruha gıda demektir.

Hafif hafif esen meltem rüzgArları kırların bin bir rahihalar taşıyan havasını doldurur insanın ciğerlerine.

1947 yılında böyle müstesna bir günde güzel şehrimizi ziyaret eden ‘MODERN TÜRKİYE MECMUASI' İdare İşlerinden sorumlu yazar sayın Hikmet TEKİN, Ünyeli bir dostumun önerisi üzerine Bendenizi IĞDIR da ziyaret etmişti. Kendisiyle IĞDIR TİCARET VE SANAYİ ODASI'nda buluştuk. O gün oda mutat toplantısını yapıyordu. Sayın Gazeteci bütün üyeler huzurunda ÜNYE için. ‘HARİKA ŞEHİR İSTİKBAL ÇOK ŞEYLER VADEDİYOR. ORADA GEÇİRDİĞİMİZ GÜNLERİN DOYAMADIK TADINA' diyordu.

1955 yılında bir Karadeniz gezisine çıkan EKONOMİ GAZETESİ yazarlarından Mehmet BAŞÇİFTÇİ'de şöyle anlatıyordu ÜNYE'ye gelişini.

‘FATSA'dan kalktık, fırtınaya tutulmuş dümeni bozuk bir kayık gibi sağa sola yalpa vurarak kapağı şehrinize attım. Ben basit bir kasaba gireceğimi sanmıştım. Birde baktım mükemmel bir şehir çıktı karşıma. Ama her haliyle ruh okşayan bir şehir.'

Bu çok konuşkan sempatik zatta, şehrimize hayran olmuş ve methiyede bulunmaktan alamamıştı kendisini.

Hayat Mecmuası, Turistik Türkiye ilavesinde şöyle bahsediyor güzel Ünye'mizden.

‘Ordu ilçeleri içinde Ünye, bilhassa fındık bahçelerinin yeşilliği ve kayalarının morluğu ile güzel bir tablo seyrinin zevkini aksettirir. İlçenin 6 Km. içerisinde, volkanik bir tepe üzerinde kurulmuş olan Çaleoğlu Kalesini, Pers Krallarından MİTRİDAT tarafından yapıldığı söylenir.

Gene ÜNYE içinde Romalılardan kalma Kaya Mezarları, Ordu İlinin Tarihi gezi yerlerini teşkil eder. Bunların dışında Ünye'ye 3 kilometre uzaklıkta Çamlık denilen mesire ve gezi yeri ile onun sahilinde Fok balıklarının barınak yeri Fok Mağaraları, bilhassa manzara ve yerinin özellikleri bakımından görülmeğe değer…'

Ağustos 1965 de yayınlanan TÜRKİYE TURİZM MECMUASI'NIN 27 sayılı ‘ORDU ÖZEL' nüshasında, sayın Behice PAKSOY ‘KARADENİZ'İN YEŞİL GERDANLIĞI ÜNYE' başlıklı yazısında şöyle der; Buraya o yazıdan birkaç pasaj alıyorum.

‘Karadeniz sahillerinde (Ünye) adında bir kasaba vardır. Doğudan batıya doğru bir yeşil şerit gibi uzanıp giden bu bölge sırtını (Çilader) dağlarının Karlı yamaçlarına dayanmış, Karadeniz'i mavi kilim gibi dizlerine çekmiş, bin bir çiçekle işlemeli yeşil bir örtüyü bağrına basmış çekingen, içli, unutulmuş, bir köylü kızına benzer.

Orta Anadolu'nun düz ovalarında silinen dağlar, burada toplanmış, dereler buraya akmış, Karadeniz'in suları altında kalan yerlerden çekilip gelen güzellikler hep Ünye'ye sığınmış gibi.

Yaratıldığı günden beri Türkeli bulunduğu bu yerler, her zaman koç yiğitler otağı, koçaklar durağı olmuş, değil başka yabancılar Osman oğulları bile bu diyara uzun zaman ayak basamamışlar, girememişler…

Ben şu gördüğüm kuru mısır ekmeğiyle kuru soğana kul olduktan sonra paşanıza değil, padişahınıza dahi kul olmam. Diyen aslanlar hep buradan çıkmıştır.

Ünye halkı hırsızlık bilmez, hilecilik bilmez, soysuzluğu işitilmemiştir. Yalnız namusları, yurtları, onurları için ölmekten, öldürmekten çekinmezler.

Damarlarında akan kan, Türk kanıdır, yüreklerinden doğan arzular katıksızdır, durudur. Kafalarında dolaşan düşünceler hep hayırlıdır, iyiliktir. Ağızlarından çıkan sözler doğrudur, erindedir,az söylerler,çok dinlerler,az dinlenirler, çok çalışırlar.

Burada dağlar güzel, dereler güzel, sular güzel, havalar güzel, halk güzel, nereye baksan güzel, neyi görsen güzel her yer güzel her şey güzeldir.

 Akan ırmaklar peruze gibi gök renktedir, sanki gökten mavi bir şerit inmişte, ormanlı dağların, çimenli derelerin arasına, yeşil vadilerin göğsüne kıvrımlar yaparak uzanıvermiş.

 Toprağın üzeri bir bahçe gibi türlü, renk renk çiçeklerle doludur. Bir çiçek sergisi bu kadar çeşitli, bu denli sevimli olmaz sanırım…

Prof. Dr. Ahmet CAFEROĞLU'da “KUZEYDOĞU İLLERİMİZ AĞIZLARINDAN TOPLAMALAR” isimli eserinde Ziya SATIR, Ali GÜL, Durmuş ÇAM, Ruşan ÇAYIR ve Mehmet TÜRK'ten derlediği ÜNYE şehir merkezinde ve köylerimizde yerel şive ile anlatılan halk öykülerini ne de güzel sunuyor.

27.06.1992 tarihli CUMHURİYET GAZETESİ'ndeki  “DÜŞLERİ BÜLTENİ”  köşesinde Sayın Nazlı ERAY “ÜNYE İSKELESİ” başlıklı yazısında diyor ki “…Şimdi otobüs yemyeşil kıyıyı takip ederek Ünye'ye geliyor. Çamlarla bezenmiş bir parkın yanında Ünye İskelesi sonsuz maviliğe doğru uzanıyor. Hava güneşli,  denizle gökyüzü birleşmiş o yüzden.

Bomboş olan Ünye İskelesi, ben orayı gezerken birden kalabalıklaşıveriyor. Bayramlıklarını giymiş insanlar sarıyor çevreyi. Bir an bir Federico Fellini filminin içinde sanıyorum kendimi Mayolu, pazulu bir adam aşağı bir yukarı dolaşıyor.

Çamların arasındaki çay bahçesinin arasından geçiniyorum. Semaverlerde çaylar dondurmalarındaki ebemkuşağı renkleri yalayan çocuklar…

Çamların kokusunu içime çekiyorum.

Meydandaki “Cücür” kitapevine dalıyorum. Kartpostallar var, bir iki eski kitap.

El ele tutuşmuş aşık resimleri…

Yeni baştan dönüp Ünye İskelesi'ne bakıyorum. Her şey ne güzel.

Evet yanılmıyorum, denizle gökyüzünün birleştiği yerde o görünmeyen orkestra hala çalıyor.

Kulak veriyorum.

“Si Bonney.”

   Ne güzel.

Bayram sabahı Ünye'ye aşık olup, orayı yüreğimde taşıyarak yoluma devam ediyorum.”

27 Kasım 2002 tarihli HÜRRİYET GAZETESİ'nin eki “HÜRRİYET TARİH” isimli derginin 20-21 sayfalarında Ayhan YÜKSEL “EŞKİYA HEKİMOĞLU İBRAHİM”in  “AYNALI MARTİN TÜFEĞİ “ adlı araştırmasında şöyle der:

“Eşkıyalığı sırasında halkı korku içinde bırakan, jandarmayı oldukça uğraştıran, muhacirleri peşinde dolaştıran, ama bir türlü ele geçirilemeyen “şaki-i şehir” yani meşhur eşkıya Hekimoğlu, hükümetten af talebinde bulundu. Sivas Valisi Nazım Bey, Dahiliye Nazırı'na çektiği 18 Kasım 1909 tarihli telgrafla Hekimoğlu'nun Ünyeli bir şahıs aracılığıyla Niksar Kaymakamlığı ile Redif Binbaşılığına bir mektup gönderdiğini, teslim olmak arzusunda olduğunu bildirdi.

Hekimoğlu'nun affıyla ilgili beklenen Şura-yi Devlet kararı ancak 15 Haziran 1910 günü çıktı ve Dahiliye Nezaretine bildirdi.

Hekimoğlu'nun af talebi bu gibi olaylara kötü örnek teşkil edeceği gerekçesiyle kabul edilmedi.

Niksar Kaymakamlığı tarafından Hekimoğlu hakkında bugüne kadar hiç bilinmeyen bir suçlamada bulunuldu. Bu da Hekimoğlu tanassur ettiği yani din değiştirerek Hıristiyan olduğuydu.

Bu ihbar, Niksar Kaymakamlığı'nın 22 Kasım 1911 tarihli telgrafıyla Hükümet merkezine bildirildi.

Hekimoğu'nun din değiştirdiği iddiası hakkında bir yorum yapılamamakla birlikte şimdi muhacirlerden ve hükümet kuvvetlerinden saklanmak için bir Rum Köyü olan Kıllıgeriş'te davranışlarını bu yönde ortaya koyduğu düşünülüyor.

Bu zamana kadar yayımlanan bütün çalışmalarda Hekimoğlu'nun 1910 yılında arkadaşı Alanlı Osman ile birlikte vurulduğu yazılmakta, kaynak olarak da o yıllarda Fatsa'da bulunan Yunanistanlı misyoner JAN tarafından çekilen ve Fatsa Belediyesi'ne gönderilen fotoğraflar gösterilmekteydi.

Ama bu rivayetlerin doğru olmadığı, Hekimoğlu'nun asıl öldürülüş şekli ve tarihi Osmanlı arşiv belgelerinden anlaşılıyor.

Hekimoğlu İbrahim, Canik Mutasarrıfı Nemci Bey imzasıyla Dahiliye Nezaretine çekilen ve ilk kez Hürriyet Tarih'te yayınladığımız 27 Nisan 1913 tarihli telgrafa göre 26 Nisan 1913 gecesi sekiz saat süren bir çarpışma sonunda vurularak öldürülmüştü.

Son iki senedir Tokat ve Fatsa müfrezeleri tarafından takip edilen Hekimoğlu, müfrezeden kurtulmak ve saklanmak için çatışmadan üç gün önce kendi köyü olan Yassıtaşa'a geldi. Ancak Hekimoğlu'nun Yassıtaş'ta bulunduğunu Fatsa'nın Sayaca Köyü'nden üç ayı aşkın bir süreden beri kılavuzluk yapan Beşiloğulları'ndan Todor ve Yorika takip kuvvetlerine bildirdi. Evi sarılan Hekimoğlu ile takip kuvvetleri arasında çıkan gece sekiz saat süren çarpışma sonunda Hekimoğlu ve arkadaşı ölü olarak ele geçti, diğer arkadaşı ise çarpışmadan sağ olarak kurtuldu ama takip devam etti.

Hekimoğlu'nu ele geçirenler, Jandarma Süvari Müfreze Kumandanı Onbaşı Şakir'in emrindeki dokuz neferdi. Takip müfrezesinde daha önce “asayişi bozanlardan” biri olarak tanımlanan Gürcü Dadyan  Arslan ile Tahmasoğlu Yusuf da katılmışlardı.

Canik mutasarrıflığı, Fatsa Kaymakamlığı'nın teklifi üzerine Hekimoğlu'nu ölü ele geçiren Onbaşı Şakir ile dokuz erin uygun görülen bir miktar para ile ödüllendirilmesini Dahiliye Nezareti'nden talep etti.

Uzun yıllardır Fatsa, Ordu, Niksar, Samsun dağlarında dolaşan yerli halk yani “ahali-yi kadime” tarafından çok sevilen Hekimoğlu'nun vurularak öldürülmesi üzerine bir türkü yakıldı ve yakılan bu türkü dilden dile söylenerek bugüne kadar ulaştı.

“Hekimoğlu dediğin bir küçük uşak' sözleriyle başlayan bu içli türküyü bilmeyen hemen hiç kimse yoktur…”

(Yukarıdaki satırlar, söz konusu makalenin kısaltılmış halidir)

Bu türkünün son iki dizesi de şöyle bitiyor.

“Ünye Fatsa arası ordu kuruldu

Hekimoğlu İbrahim o da vuruldu”

Aylık Yemek ve Mutfak Kültürü Dergisi “LEZZET” in Mayıs/2004 tarih ve 90. sayısının 32-33-34-35-36-37'nci sayfalarında “YEŞİLLENDİ FINDIK DALLARI” başlıklı yazının yazarı Sayın Renan YILDIRIM ne güzel anlatıyor ÜNYE YEMEKLERİNİ.

Bu yazıyı okurken deyim yerinde ise ağzımın suyu aktı. ÜNYE Mutfağı'nın yöreye özgü emsalsiz yemek türlerini, Sayın Aynur TAN ve arkadaşları Renan Hanım'a pek de güzel yansıtmışlar.

Hele hele resimleri çekerken Sayın Emre BAŞAK Beyefendi makinesinin deklanşörüne sanatının tüm incelikleri dikkate alarak basmış.

Yemek ve tatlıların şahane görüntüsü ve de yazılar, ÜNYE'nin müstesna özeliklerini fevkalade güzel anlatıyor.

Sayın YILDIRIM, parantez içinde:

“Yörede bulunan otlar, kavurma, çorba, sulu yemek ve börek malzemesi olarak kullanılıyor” derken, tamamen doğruları söylüyor.

Değerli okuyucular:

İşte yabancı yazarların şehrimiz üzerine olan düşünceleri. Mahalli yazarlarımızın duygu ve düşüncelerini ise yazmayacağım burada.

Çünkü onlar doğup büyüdükleri ve sinesinde hayata atıldıkları bu şehir için neler yazmamışlar neler. Ve halen de yazmaya devam ediyorlar. Tahayyül ettikleri anlar gerçekleştiği zaman onlar manevi zevkin sonsuz hazzını tadacaklar.

Ünye'mizin doğan güzelliğini ve insanoğlunun her çeşit ihtiyaçlarına en mükemmel şekilde cevap verecek bir şekilde olması, yabancıların sinesine koşmasındaki en büyük etkendir.

Bu güzel şehri görenler zevkine doyamazlar.

Her gittikleri yerde onun isminden bahsederler.

Aradan yıllar geçse dahi bu beldede geçirdikleri anılar, onların gönlünde ebedi bir hatıra olarak yaşar.

Bir gün bu kişiler ÜNYE isminden söz edilen bir toplantının dinleyicisi olduğu zaman, böyle şaheser bir belde hakkında bilgi sahibi oluşlarından kendilerini mutlu sayarlar.

 Nitekim şu 50 yıllık gurbet hayatımda güzel Ünye'mizi gören her kim ile karşılaştım ise hepsi bana sonsuz zevk ve neşe bahşettiler.

Bu kişiler, şehrimizin emsalsiz güzelliğini anlatmaktan başka hiçbir kelime sarf etmiyorlardı.

Değerli okuyucular:

Dördüncü Cumhurbaşkanımız rahmetli Cemal GÜRSEL dahi, çocukluk çağlarını sinesinde geçirdiği bu güzel şehrin hatıralarını unutamamış.

İşte 1960 yılında yayınlanan Karınca Dergisi'nin 282 numaralı nüshası ve bu dergide 29 Haziran 1960 tarihli Vatan Gazetesi'nde yayınlanan bir yazının ikdibası.



Bu Haber 3035 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI