18 Ekim 2011 Pazar
ARİF TAKICI
Tinerci
atakici 52 Hotmail. com

Ordu'ya yaklaşmakta olduğum sırada telefonum çaldı. Kanal 52 TV'ye programa gidiyordum. Direksiyon başında olduğum zamanlar telefon açmak adetim olmamasına rağmen bilmem neden, telefonu açtım.

“Yeşilay Ünye Temsilcisi Arif TAKICI' mısınız?” diye sordu karşımdaki ses. Evet, trafikteyim çabuk söyleyin, bir okuldan mı arıyorsunuz? dedim. Hayır, ama ben sizinle görüşmek istiyorum, dedi. İşyerimi tarif ederek yarın kendisini beklediğimi söyledim. Diğer gün karşımda oturduğunda oldukça heyecanlı konuşuyor ve sürekli ayaklarını yere vuruyordu. Stresli ve adeta kabına sığmayan bir hali vardı. Sabırla dinlediğimi görünce, tam bir saat boyunca ayaklarını yere vurarak, üst üste en az 15 dal sigara içerek, hayat hikAyesini anlattı bana. O bir tinerciydi, ama eroine de alışmıştı. Yani tam bir uyuşturucu bağımlısıydı. Sevgi eksikliğinin topluma düşman ettiği, öz güven eksikliğiyle hayatı manasız gören bir ruh halinde oradan oraya savruluyordu. Ünye'ye yakın bir ilçede doğmuştu. Annesi öldükten sonra üvey annenin kardeşleriyle beraber hiçbirini istememesi karşısında, babası onları Çocuk Esirgeme Kurumu'na bırakmıştı. İlk tineri 14 yaşlarında iken kendisinden büyük yuva arkadaşlarıyla beraber barındıkları yuvanın tavan arasında çekmişlerdi. On sekiz yaşı dolup yuvadan ayrıldığında doğru İstanbul'a gitmişti. İstanbul'da askerlik çağı gelinceye kadar berbat bir hayat yaşamıştı. Alışmış olduğu tinerin bağımlılığı devam ederken, bir de üstüne eroin bağımlısı olmuştu. Çalmıştı, dayak yemişti, dayak atmıştı, bıçaklamıştı, bıçaklanmıştı, hapse girip çıkmıştı, yani; askerlik çağına kadar iğrenç bir hayat yaşamıştı. Askerde, tiner ihtiyacını gideririm düşüncesi ile boyacı olduğunu söyledi, onu bina boyamaya gönderdiler. Ama o birkaç defa fark ettirmeden tiner çekebildiyse de, sonunda tiner çekildiği fark edildiğinde çavuşu bıçaklayıp yaraladı. Bir süre yattığı askeri cezaevinden çıktıktan sonra, böyle yaparsa askerliğinin bitmeyeceğini anlattılar ona.  İkna oldu ve kendisine çeki düzen verdi... Buna rağmen arada bir yaptığı ciddi hatalar nedeni ile disiplin cezaları ile devam ederek bitti, bitmez dediği askerliği. Askerlikten sonra ver elini İstanbul.  Yatacak yer kolaydı… Köprü altı ve yıkılmaya yüz tutmuş metruk ev ‘Hiltonlar' misali ona beleşti. Paris Hilton ve müdürleri bile karışamıyordu bu Hiltonlara!. Askerden önceki bağımlılık hayatı devam ediyordu, fakat içindeki bir ses bu berbat hayatın böyle yürümeyeceğini, bu hayattan kurtulması gerektiğini söylüyor, başını kemiriyordu.  Bu hayattan kurtulmaya karar verdi. Ünyeliler Derneği'nin yardımıyla (AMATEM'de ) madde bağımlılığı tedavi merkezinde bağımlılıktan kurtulmak için tedavi oldu. Benimle görüştüğü zaman tedavisi yeni bitmişti. Ünye de iş bulursa kalmak istiyordu. Ona iş bulduk, bir süre çalıştı. Sonra ondan hiç haber alamadım. Şu anda Ünye'de değil. Nerede olduğunu da bilmiyorum. Ama yüreğinin yaralı olduğunu, ruhunun sevgiyle beslenemediğini, insanlara ve hayata küskün olduğunu biliyorum.

Bu hikAyeyi niçin anlattım? Şunun için: Ülkemizde çok yüksek derecede aile geçimsizliği var,  bu anlaşmazlıklar da çoğunlukla boşanmayla neticeleniyor. Sonuçta parçalanan aileler sebebiyle olan çocuklara oluyor. Bazı şanslı çocuklar dedeler, anneanneler, ya da diğer büyükler tarafından büyütülüyorsa da, çoğunlukla çocuklar sevgiye aç olarak mahzun bir kalple hayata küskün yaşamak zorunda kalıyorlar. Annesiz, ya da babasız yaşamak, onların kalbinde tamiri zor yaralar açıyor.  Çocuklar için en elem verici olan, ailenin parçalanmasından sonra, çocuğun babada kalmasına müteakip babanın başka bir evlilik yapması… Bu durumda üvey annenin merhametsiz çıkması halinde, çocuğun ruhunda derin yaralar açılıyor. Bu bakımdan, aile müessesini korumaya çalışmak, parçalanmış aile çocuklarına ise sahip çıkmak, hem huzurun tesisi, hem de ülkemizin istikbali açısından çok önemlidir. Saygılarımla.

 

 



Bu Haber 1491 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : BİZ DE SORUMLUYUZ!... Tarih : 19 Ekim 2011 / Pazar Üye Adı :Neşet Naim Öner
Arif Bey;Kötü alışkanlıklar üzerine yazdığınız yazılarınız çok etkili.Toplumdaki sosyal çözülme ve çürümeye paralel olarak kötü alışkanlıklarda hızlı bir tırmanış göze çarpıyor.İçki ve uyuşturucu bağımlılığı bu alışkanlıkların başında geliyor.Duyarlılığınızdan ve fiili mücadelenizden dolayı sizi tebrik ediyorum.Allah razı olsun.Çalışmalarınızda başarılar dilerim.Ben de benzeri küçük bir olayla karşılaştım.Bundan iki hafta önce, 12-13 yaşlarında bir çocuk,derneğimizin cay ocağına gelip kapı önünde,kaldırım kenarında duran bir tabureye oturuvermişti..dikkatimi cekti,yüzü,gözü bantlı,bitkin ve yorgun bir hali vardı.Bir tabure çekip gidip yanına oturdum ,evlet nasılsın dedim.Zor konuşuyordu.Anne babasının ayrı olduğunu,kendisyle ilgilenmediklerini söyledi.Yüzündeki bantları sordum kesildiğini,kesilince de kanın geç durduğunu söyledi,ameliyat olması gerekliymiş,sanırım hemofili hastasıydı çocuk.Ağzında ve burnunda yapıştırıcı(uhu,bali benzeri)madde izleri vardı.Bunlar nedir dedim,cevap veremedi,bali mi çekiyorsun dedim,ık mık etti..,korkma evlat,ben öğretmenim, biz sana yardımcı olacağız çekinme doğruyu söyle dedim..Arkadaşlarım alıştırdı.Söz veriyorum bir daha koklamayacağım bu tür şeyleri dedi.Biraz sohbet ettik.Harika bir çocuk,zeki de.Derneğimizdeki(Hizmet-Der)abileri onunla ilgilendiler.Şu anda iyi bir yolda ailesiyle de bağlantı kuruldu,inşallah parçalanmış aile bireyleri de bir araya gelir,çocuklarımız mutlu bir hayat yaşar. Sevgi ve saygılarımla...
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI