28 Nisan 2012 Pazar
ARİF TAKICI
Kutlu Doğum
atakici52@hotmail.com

Mekke'de kaldığım 1986 tarihinde şirket tarafından 2 aylığına Medine ye gönderilmiştik. Peygamber şehri olan Medine'de doyasıya kaldığım 2aylık süre hayatımın en mutlu anları olarak belleğimde sürekli tazeliğini korur. Sık aralıklarla ziyaret ettiğim Peygamber Efendimizin meftun bulunduğu Mescidi Nebeviyi ziyarete gittiğim günlerden biriydi. . Henüz avluda dolaştığım sırada içeri girmeye hazırlanmıştımki, 60 yaşlarında bir bayanın ürkek ve çok kaygılı bir tavır içerisinde mütemadiyen Hüseyin, Hüseyin diye tekrar ederek sağa sola koşuşturduğunu gördüm…  Belli ki bir yakınını kaybetmişti. İranlı olduğunu giyiminden anladığım bayana yardım etmek için yaklaştım, önce Türkçe, sonra ise Arapça kendisine nasıl yardımcı olabileceğimi sordum. Ama o her iki dilden bir şey anlamamıştı ve hala Hüseyin deyip bir şeyler anlatmaya devam ediyordu. Evet, bu bayan kesin İranlı idi, zira uzun zamandır Suudi Arabistan'da kaldığım için gördüğüm insanları kıyafetinden hangi Ülkenin insanı olduğunu anlayabiliyordum.  Bayana el işaretleriyle kendisine yardım edeceğimi, benimle gelmesini söyledim ve beraberce Mescidi Nebevinin kapısında nöbet tutan askerin yanına gittik.  Askere İranlı bayanın bir yakını kaybettiğinin anlaşıldığını, kendisine nasıl yardım edebileceğimizi sordum… Asker de içerde komutanlarının olduğunu, komutanın yanına gittiğimiz takdirde bize yardım edileceğini söyledi. Askerin tarif ettiği yerdeki mekAnda komutanın odasını bulmam zor olmadı. Bizi güler yüzle karşılayan komutana durumu anlattığımda hemen ilgilendi ve kendisini takip etmemizi söyledi. Artık üçümüz Mescidi Nebevinin içerisinde dolaşıyorduk. Komutanın İranlı grupları aradığını anladım. Biraz gezindikten sonra, oturan bir kadın grubunun yanında durduk… Komutan sordu, İranlısınız değilmi, içinizde Arapça bilen var mı?  İranlıların klasik giyimleri olan çarşaflı bayanlar grubu içerisinden genç bir kız ayağa kalkarak'' ben Arapça biliyorum'' dedi.  Komutan yanımızda duran bayanı göstererek, bu bayan bir yakını kaybetmiş. Sonra da beni göstererek; Türk kardeşim de kendisine yardım ederek benim yanıma getirdi… Sorun bakalım hanıma, sorunu nedir anlayalım, dedi. Genç kız bayanla yaptığı kısa konuşmadan sonra, efendim bu teyze beyini kaybetmiş, ama bulamama endişesi ile paniğe kapılmış ve çok korkmuş, dedi… Genç kız, efendim biz bu teyzeyi eşine ulaştırırız siz merak etmeyin deyince, komutan teyzeyi genç kıza teslim etti. Ben tam oradan ayrılacakken yaşlı bayanın ellerini açmış halde bana bir şeyler söylemeye çalıştığını gördüm, genç kıza teyzenin ne söylediğini sordum. Size teşekkür ve dua etti,  dedi… Nasıl dua etti dedim. Benim için şöyle dua etmiş teyze: Oğlum bu iyiliğini unutmayacağım, bana çok yardımcı oldun! Bak ilerde Hazreti Muhammed'in kabri var, Allah sana burada yaşamayı ve  ziyaret  etmeyi nasip etmişâ€¦ Allah seni cennette de Hazreti Peygamberimize komşu etsin. Bu duayı duymanın mutluluğuyla, komutan, genç kız ve teyzeyle vedalaşarak oradan ayrıldım… Hemen teyzenin cennette komşu olmamı istediği Hazreti Peygamberimizin kabrinin önüne geldim. Aramızda bir metre vardı sadece, en derin bir aşkla öylece seyre koyuldum Peygamberimizin yeşil boyalı demir parmaklıklarla çevrili kabrini.  Bazı insanlar kabri çeviren demirlere yüzlerini ellerini sürmeye çalışıyor, aşırıya kaçarak adeta kendilerini kaybedecek reddede hareketlere tevessül ediyorlar, kabre karşı dua ediyorlarken, askerlerde bu tarzdaki hareketlere mani olmaya çalışıyorlardı.  Sordum askere, niçin bu davranışlara mani oluyorsunuz?  Askerin cevabı şu oldu:  Burada yatan Peygamberimiz de Peygamber olmakla beraber bir insandı… Burada taşkınlıklara izin vermiyoruz, çünkü dua sadece Allaha yapılır ve ne istenecek ve dilenecekse, sadece Allahtan dilenir.  Onun için, ziyaretlerde ‘'bunun göz ardı edilmemesi gerek''dedi.  Ne demeli, askerin dediği doğruydu tabi.  Medine de bulunduğum süre içerisinde şunu anladım: Mekkelilerle Medineliler arasında huy yönünden önemli derecede fark var…Bunu çok net bir şekilde gözlemledim. Bu fark Peygamberimizin hayatta olduğu dönemde de varmış, şimdi de var. Mekke de bin bir hakaretlere maruz kalan Peygamberimizi ve  beraberindeki Müslümanları, Medineliler bağırlarına basıp misafir etmişler, evlerini ve yiyeceklerini paylaşmışlardı. Her Medineli bir Mekkeliyi kardeş ilan etmişti. İşte Medinelilerde bu asil ve güzel hasletleri bu günde çoğunlukla görmek mümkün. Medine de yaşamak bahtiyarlıktır… Medine de yaşadığım hayat unutulmazdır. Ah bir daha gidebilsem, sevgi Peygamberinin kabrini ziyaret edebilsem, onun mescidinde namaz kılabilsem, onun mübarek gözleriyle baktığı dağlara bakabilsem, onun sıkça ziyaret ettiği cennetül bakiyi ziyaret edebilsem, onun vardığı yerlere varıp seyredebilsem, ne kadar bahtiyar olurum. Selam sana sevgililerin en güzeli, hani demiştin ki ya Muhammed… Küçüklerine şefkat göstermeyen, büyüklerimizin şerefini tanımayan( hürmet etmeyen) bizden değildir, diye.  Biz senin sevginle yaratılanları sevmeye çalışırken, senin gibi sevmeye çalışırken nefsimize mağlup oluyoruz, senin gibi sevemiyoruz, senin baktığın gibi göremiyoruz, merhamet edemiyoruz, senin gibi eğitemiyoruz, yetimlere senin gibi sahip çıkamıyoruz. Sen çocuklarını diri diri mezara gömen insanlara sevgiyi öğrettin de, biz şiddetin bir türlü önüne geçemiyoruz. Sen sulh ve adaleti getirdin ve yaşadığın çağa asrısaadet dendi de, biz şu anda Dünya da savaşsız bir yıl geçiremiyoruz. İtiraf etmek lazımsa ya Muhammed, her şeye rağmen biz cahiliye devri yaşıyoruz.

 

 

 

 



Bu Haber 1366 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI