29 Eylül 2012 Pazar
ARİF TAKICI
Hangi pınardan su içelim?
atakici52@hotmail.com

Bütün iyi alışkanlıklara belli uğraşlardan sonra kavuşulabilineceğini aşağı yukarı herkes bilir. Öğrenilecek her meziyet için, sanat için ya da herhangi bir meslek sahibi olmak için mutlaka bir sürü meşakkate de katlanmak mecburiyetinde olduğumuzu biliriz. Biz bilmesek ya da bilenleri duymasak bile hayat bize bunların bir kısmını bir şekilde öğretir.  Sadece biz insanlar değil tüm canlılar,  Cenabı Allahın yaratılış gayelerine uygun olarak cisimlerine yerleştirmiş olduğu duyarlılık ve hissetme güdüsüyle hayatlarını tanzim ederler, rızklarını temin ederler.  Ancak insanlar  ( Eşrefi mahlûk) yani yaratılanların en şereflisi olduğu için yaşama gayesi olarak sadece rızk temin etmekle yetinecek bir hayat felsefisini şiar edinemezler. Neden? Çünkü sadece yiyip içme, gezme ve barınma işlevselliği şemasındaki düzenekli hayatı tüm canlılar yaşıyor zaten… Öyleyse yaratılanların en şereflisi mademki insan, insan hayatının tanzim edilmesi öğelerinin de diğer canlılardan farklı olması lazım gelir, öyle değil mi?   Peki farklı olmazsa ne olur? Farklı olmazsa,  o hayatı barındıran bedene sahip olan kişinin ruhu gençken ölür, bedeni ise gömüleceği günü bekler. Nedir bunun süresi?  İki ezan arası!!!  Ne demek iki ezan arası?  Şudur:  Siz doğduğunuzda babanız ya da bir yakınınız kulağınıza ezan okudu öyle değil mi? Birde öldüğünüzde cenaze namazınızın kılınacağı camide ezan okunacak… İşte hayatınızın özeti ve süresi bu kadar kısa… İki ezan arası kadar!   İşte bizi diğer canlılardan ayıran endeks budur… Bu zaman dilimini nasıl geçirdiğimiz, ne kadar verimli geçirdiğimiz, insanlığa neler bıraktığımız,  çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimiz, insani duyarlılıklarımız ve hassasiyetlerimizin neler olduğu; yani insani değerler manzumesine baktığımızda not ortalamamız bize elhamdülillah dedirtip içimizde huzur duyabilmemize dayanak olabiliyorsa,  hayatımızı kısmen de olsa verimli geçirebildiğimizi düşünmenin mutluluğunu hissetmeyi hak ediyoruz demektir!  Şu iki klişe kelimeyi boş söylenen dayanaksız ifadeler olarak görürüm… Ben namaz kılmıyorum ama benim kalbim çok temiz:  Beş vakit namazımı kılarım orucumu tutarım, çocuklar da hep kuran okumayı namaz kılmayı öğrendiler,  ben dini bütün müslümanım.  Namaz kılmıyorsun ama kalbin temiz öylemi? Yok yağ!  Kalp temizliği için hangi deterjanı kullanıyorsun?  Namaz kıldığın için dini bütün Müslümansın öylemi? Yok yağ! Sadece namazla dinini nasıl bütünleyebiliyorsun? bana da bir tüye ver, sevabımın yarısını sana bağışlayacağım!!!  Müslüman olmak kolay, ama o kadar kalay değil.  Kalp temizliği mümkün, ama değerliyim ifadesine referans yapmak palavradır!  Çünkü kalp temizliğini zinde tutmanın envanterlerini yörüngesinde muhafaza etmek atom çekirdeğini muhafaza etmekten daha zordur! İnsani değerleri ve tevazu ile beslenmiş zengin bir ruh halini hAkim kılmanın sonuçlarıyla tesis edilen hayat tarzı,  bize diğer canlılardan farklı ve standardı yüksek bir hayat tarzını hediye edebilir… Bu nasıl olabilir? Bunun cevabı çok basit, tabi ki ruhunuzu terbiye ederek.  Geçenlerde kibrinden gururundan dolayı hayattan bıkmış gibi yaşayan ve etrafına tepeden bakarak insanlara mutsuzluk veren bir yakınıma şöyle dedim:  Senin gideceğin iki adres var, ilahiyatçı ve psikiyatrist!  Neden? diye sordu.  Ben de şöyle cevapladım:   Senin akıl, fikir, kalp,  yürek ve gönül dünyanda manevi katsayı eksikliği var. Sen biyolojik olarak protein ve minerallerden eksik kalmamış maşallah  iyi kalori biriktirmişsin ama, manevi değer katsayını yüceltecek pınardan  su içmemişsin!!!  Sordu, hangi pınardan su içelim?   Dedim ki:  Güvenilen bir psikiyatriye gideceksin,  ( eskiden ruh doktoru da derlerdi)    ruhunun emarını çektirip revizyon yaptıracak rektefe ettireceksin…  Başka?  Alim mesabesinde bir ilahiyatçıya gidecek, onunla ruh dehlizlerindeki sıkıntılarını paylaşacak,  onun nasihatlerini dinleyecek, ruh terbiyesinin sağlanabilmesine öncü olabilecek kıstasların yaşamında nasıl hayat bulacağını öğreneceksin. Bu minvalde yazılmış olan kitapları okuyacak, bir pınardan su içer gibi anlatabilen ağızlardan da dinleyeceksin. Evet değerli okuyucularım, dinlemeye ihtiyacımız var. Bir Cuma namazına bile erken girip vaaz dinlemekten uzak kalan halimizle, karşımızdakini dinlemeye tahammül gösteremeyen halimizle, okumayan halimizle ve biriktirdiğimiz yanlış bilgilerimizle, bildiğimizi zannedip ukalalık yaptığımız çokbilmişlik halimizle o kadar hatalar yapıyor cahillikler sergiliyoruz ki,   mevzu bu konuyu irdeleyene üniversite tezi ya da gazetecilik ödülü kazandırır. Yaşımıza rağmen hamız, hadi gelin pişelim de yanalım… Çünkü hiçbir şey için geç değildir.

                                           

 

 



Bu Haber 1536 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI