15 Aralık 2012 Pazar
ARİF TAKICI
Gönül Gözüyle Bakmak
atakici52@hotmail.com

Bazı insanlar vardır, bakışlarında içtenlik ve samimiyet görürsünüz. Duruşlarında pozitif denklem, bakışlarında ışık huzmesi vardır, etraflarına ışık verirler ve karanlık dehlizleri aydınlatırlar. Onlar umursuz değillerdir, bana ne de diyemezler. Aman sen de canım, beni sokmayan yılan bin yaşasın cümlesi onların sözlüklerinde yer almaz. Böyle bir iklimin güzelliği gönül gözünün o an nasıl baktığı ile de ilintilidir.  İnsanın bakışları ve idrak meziyeti her zaman aynı katmanda olmayabilir. Ancak genelleme sentezine baktığınızda bakışlarında sığlık ve matlaşma görüyorsanız, bu çoraklaşan ruh hali uzun uzadıya devam ediyor ve klinik bir vaka sınırına dayanmışsa, , bilin ki o kişinin ruhu ile bedeni arasında bir sorun vardır. İnsan denen Eşrefi mahlûkun ihtiyarlaması için takvimlerden bilmem şu kadar yaprak koparması, doğum tarihinin şu, yaşının bu olması gerekmez. İnsan 15'şinde, 20'sinde yada 30'zunda da yaşlı olabilir. Geçlik bir hayat devresi değil, bir akıl halidir. Yıllar cildi buruşturabilir, ama ruh ancak heyecanların bitişiyle buruşur.

İnsan kendine olan güveni kadar genç, kuşkusu kadar yaşlı.

Cesareti kadar genç, korkuları kadar yaşlı.

Umudu kadar genç, Bezginliği kadar yaşlıdır.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz. İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir. Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe, beyni yeni şeyler keşfettikçe, herkes gençtir. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, hAlbuki yaşamadıkça yaşlanırlar. İnsan yaşlı olduğunu düşündüğü gün yaşlanır, yaşlıdır.  İnsanın gayesi, amacı donuklaşmışsa, bakışı sığsa, düşünceleri matlaşmışsa, üretken değilse, davranışları klişeleşmiş ve tekdüzeyse, bir yetimin başını okşayamıyor ve dinimizin ibadet saydığı tebessümü bile esirgiyorsa, bir tabutun altına girmiyor bir hastayı ziyaret etmiyor, bir komşunun hatırını sormuyorsa, kendisiyle barışık değil ve başkalarıyla da barışık olamıyorsa, içtenliği yoksa ve bakışları ufuk çizgisini delercesine derinlemesine değilse, o insan yaşlıdır…Kimliğindeki yaşının kaç olduğu hiç önemli değil, ruh yaşının kaç olduğuna bakacaksın!!! İnsanın yüzündeki cildi değil, şayet ruhu buruşmuşsa, o insan ruhu ölü ve bedeni gömüleceği günü bekleyen biri haline gelmiştir artık. Etrafınız böyle ölü yüzlerce insanla doludur inanın bana. Bu ölüler arasında her meslekten insan görürsünüz, sosyal statüsünün ne denli olduğu insanın yaşarken ölü gibi olmayacağı anlamına gelmez.  Ölüler sadece öbür Dünya'ya has değildir böylece. Öbür Dünya'ya göç eden herkesi de ölü sanmayınız! Dünya değiştirmekle ölünmez… Şayet iyi bir evlat yetiştirmişseniz vatanına hizmet eden ve hayırlı ameller eden, bir okul yaptırmış bir caminin duvarına tuğla koymuşsanız, birkaç öğrenciye burs verip okutmuş hayırlı biri olarak yetişmesine vesile olmuşsanız şayet, ilim öğretmişseniz ve o bilginizden faydalanıyorsa insanlar, bir yazılı eser bırakmışsanız insanlığa rehber olacak, yani hala açıksa amel defteriniz, hangi dünya'da olduğunuz önemli değil ki, siz yaşıyorsunuz. Bedeninde sağlıklı ruh taşıyan insanın her şey umurundadır, ben işime bakarım, bu beni enteresan etmez diyemez. Geçenlerde Devlet hastanesinde Doktor Cihangir Ertekin'in Poliklinik yaptığı odanın önünde beklerken bir ilerdeki polikliniğin önünde bir bayanın bağırdığını duyunca dikkat ettim… Bayan kimse yokmu? Ne biçim hastane burası, Doktoru beklerken hastam bayıldı, nerede kaldı bu Doktor? Diye haykırıyordu. Personelin, Doktor serviste, şimdi gelecek, lütfen bağırmayın demesine rağmen, diğer hasta yakını sitemine devam edince… Orada bekleyen bir bayan, bağıran bayana çıkışarak, ne bağırıyorsun hemşürem, Bak servisteymiş doktor, biraz sabırlı ol, dedi. Fakat öfkeli bayanın sakinleşmediğini, aksine sitemini devam ettirdiğini görünce aynen şöyle konuştu: Öyle gonuşma hemşürem, ne biçim gonişin sen? U Dokdorlar olmasalar ne olcak bizim halimiz gı bilinmu? U çocuklar yıllarca gafa çürütilar Dokdor olmak için, ne gadar okiilar bilimun Dokdor olana gadar avu çocuklar, Öle gonuşma hemşürem, sabırlı ol biraz, Allah unları başımızdan eksük etmesin, unlarsız ne yaparuk biz sona hiç düşüninmu?  Bir hayat dersi veren bu bayanın, benden genç olmasına rağmen utanmasam gidip elini öpmeyi düşünürken oğluma sıra gelmesiyle Cihangir Ertekin Beyin Polikliniğine girdim. Cihangir Bey çocuğumun muayenesini bitirdiğinde çıkmaya hazırlanıyordum ki, içeriye bir şey sormaya giren hastane personelinden bir ilgiliye şunları söyledi: Bakın çok kAğıt israfı yapıyoruz… HAlbuki Hastanemizde kAğıtlar yarım olarak kullanılsa, hatırı sayılır derecede tasarruf etmiş oluruz. Bunu başarmakta zor olmasa gerek, bilişimci teknik arkadaşlar bunu pekAlA halledebilirler!

 Gerçekten inceledim, polikliniklerde kullanılan kAğıtların sadece yarısına yazılım yapılıyordu. Bravo size Cihangir Ertekin Hocam, işinizi yapmanızın yanı sıra, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan malzemenin kullanılmasında gösterdiğiniz hassasiyetinizden dolayı sizi kalbi duygularımla kutluyorum. Ve biraz önceki bayanın ifade ettiği gibi bende diyorum ki, siz Doktorlar olmasanız bizim halimiz ne olurdu? Sizsiz bizler ne yaparız? Allah siz Doktorları başımızdan eksik etmesin.

 

 



Bu Haber 1381 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI