11 Mayıs 2013 Pazar
ARİF TAKICI
Konuşmak ve Dinlemek
atakici52@hotmail.com

İki dinle, bir söyle.

Dinlemesini bilenler, Ülkeleri fethetmesini bilenlerden daha büyüktür. B. Franklin.

Güzel konuşmamız için tek bir yol vardır, dinlemeyi öğrenmek.

Bir güzel söz söyleme sanatı varsa, bir güzel anlama dinleme sanatı da vardır.

Dinlemek insana kendini ölçmek, değerlendirmek imkAnı verir.

 

Yukarıda düşünce sahibi bazı insanların konuşma ve dinlemenin önemine binaen söyledikleri sözlerden örnekler verdim.

Günümüzde konuşma ve dinleme tutumlarımızda kavram kargaşası yaşadığımız aşikAr olarak herkesin rahatça gözlemleyebilip anlayabileceği bir açıklıkla, günlük hayatımızın her evresinde karşılaştığımız düzey dışı olgu olarak varlığını sürdürmektedir. Bu öylesine anlamakta zorlandığım sosyal bir sıkıntı ki, bu konuda bazen çok yakınlarımı bile anlayamıyorum.

Herkes konuşmak istiyor… Anlatmak için çok uzun cümleler kullanılıyor… Kullanılan cümlelerin anlamları tezat oluşturuyor… Konular arasında bağ kurulamıyor, birden ilgisiz başka bir konuya atlanıyor… Bilinmedik konularda fetva veriliyor, ahkAm kesiliyor… Herkes en iyi ve doğruyu kendisinin bildiğini var sayıyor… Konuşurken ve dinlerken dikkat dağınıklığı oluyor… Kendimizi karşımızdakini dikkatli dinlemeye odaklayamıyoruz... Ve sözünü kesip bir an önce kendimiz konuşmaya başlayarak, birkaç kelime fazla konuşmayı meziyet görüyoruz… Yabancı dublör dili kelimeler çok kullanılıyor…  Hep kendimizi konuşmaya formatladığımız için, karşımızdakini dikkatle dinleyemiyoruz… Konuşurken herkesin bizi dikkatle dinlemesini istiyor olmamıza rağmen, başkaları konuşurken tam aksi yönde davranıyor, dinlerken dikkatimizi başka yerlere verdiğimiz için karşımızdakini rahatlatamıyoruz... Karı koca, çoluk çocuk,  birbirimizi yeterince dinleyemiyoruz.  Kendimizi filozof zannediyoruz ama yola tükürmek ve çekirdek kabuklarını kaldırımlara atmak garabetinden bir türlü vazgeçemiyoruz.

Fazla televizyon programı izleyerek her şeyi öğrendiğimizi sanıyor, derinlemesine bilgi sahibi olmanın, çok okuyarak ve araştırarak, yani emek sarf ederek elde edilebileceğini anlayamıyoruz. Çok okumanın kafayı sıyırmak olduğunu düşünme cehaletinin de bize has kısır bir olgu olduğunu aklımıza bile getirmiyoruz. Kıyaslama, yani empati yapma endeksimiz dibe vurmuş, onun için de birbirimize çok haksızlık ediyoruz.

Bilgimizi araştırarak ve tahlil ederek değil de, hazır paket bilgi olarak teknolojinin yani basın yayının önümüze koyduklarından oluşturduğumuz için, bilgi katsayımız ve yorum yeteneğimiz çok sığ kalıyor… Çok sığ kaldığı için de, sosyolojik hatalarımız çok oluyor. Bu da bazen çocukların bile yapmayacakları hataları yapmamıza, çok basit nedenlerle bir birimizi kırmamıza, insani değerlerimizin zayıflamasına, erdem, fazilet, ulviyet gibi yüce değerlerimizin aşınmasına, hatta yok olmasına sebep oluyor. Cuma vaazları da dinlemiyoruz. Aslında vaaz dinleme kültürü de insana çok şey kazandırıyor, bilgisinin artmasına vesile oluyor. Ama gelin görün ki,   herkes Cuma namazına ucu ucuna son anda gidiyor, hoca selam verir vermez de itiş kakış bir an önce çıkmak için kapıya doluşuyor. Zannedersiniz oraya zorla getirilmişler, serbest bırakıldıkları için özgürlüğe uçuyorlar. 

Her şeyimiz panik atak… Namazlarımızdan sonra çektiğimiz tespih bile öyle… Kaçımız tespih çekerken Allahın 99 ismini layıkıyla söylüyoruz.  Ben çok denedim, camilerimizde toplu olarak tespih çekilirken asla müezzinin tespih çektirme düzenine yetişemiyorum. İnanın böyle!   Şayet tam telaffuzuyla söylenirse, kesinlikle yetişilemiyor. Yani anlayacağınız,  sosyal davranış katsayımızdaki aşınma ve pürüzlerin revizyona tabi tutulması ve rektefe edilmesi lazım… Bunu bizim Sanayi sitesindeki tornacı ve rektefeciler yapamaz… Bunu yanarak, pişerek ve emek çekerek eğitimle halletmemiz gerekiyor.

 

 



Bu Haber 1004 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI