1 Ekim 2009 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Bütün zorluğa rağmen Kurtuluş Savaşı'nı kazanan ruh...
musakiroglu@mynet.com

Tarihi bir anekdot Kurtuluş Savaşımızın her türlü zorluğa, yokluğa, yoksunluğa rağmen nasıl kazanıldığını öylesine anlatıyor ki… Savaşın başladığı tarihten doksan yıl sonra, 90'nıncı yılın kutlandığı şu günlerde bu anekdotu paylaşmayı istedim siz değerli okurlarla.

Atatürk ve arkadaşları Bandırma Vapuru'na binip, Samsun'a gitmek üzere İstanbul'dan ayrılacakları sırada, Kızkulesi önlerinde düşman kuvvetleri tarafından çevrilirler.

Düşman gemilerindeki askerler Bandırma Vapuru'na çıkarlar. Her yeri didik, didik aramaya başlarlar. Silah ararlar, tüfek, bomba… Asıl aradıkları bunlardır.

Bu sırada gemide bulunan yol arkadaşlarının hemen hepsi dönmüş Mustafa Kemal'e bakıyorlardır.

Mustafa Kemal, yüz ifadesiyle yapılan aramayı ve düşman askerlerini ciddiye almamaları işaretini verir ve şöyle der arkadaşlarına:

‘Bunlar böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri tek şey sadece madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz Anadolu'ya ne silah, ne cephane götürüyoruz. Biz ideali ve imanı götürüyoruz.”                                                     M. Kemal Atatürk

Öyle olmamış mıdır? Her zorluğa, yokluğa ve yoksulluğa rağmen Kurtuluş Savaşı kazanılmamış mıdır? Türkiye Cumhuriyetimiz asıl, vatan ideali ve iman gücünün eseri değil midir?

Mustafa Kemal'i büyük yapan çok sayıdaki özelliğinin yanında, O'nu asıl büyük yapan işte budur. Yani, milletindeki ideal ve iman gücünün en iyi şekilde farkında olmasıdır.

Bunu bilmek için de milletini derinden tanımak çok önemlidir. O, milletindeki bu ruha, ideal ve iman gücüne, omuz omuza olduğu birçok cephede o kadar fazla şahit olmuştur ki… Bunun için, tek başına Çanakkale'yi yaşamak yetmişte, artmıştı kendisine.

Ancak geçen zaman zarfında, Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcının 90'nıncı yılında bugün yine büyük zorluklar yaşıyoruz milletimiz. Dışarıdaki düşman hiç boş durmaz, sürekli düşmanlığını sürdürür, durur. Bunu da asırlardır en çok yaşayan, bilen bir milletiz.

Ama şu içerdeki düşman var ya… Dost görünüp, arkadan hançerleyen… Hiçbir şeyi özde olmayan, her şeyi sözde olan… Sadece kandırmaya, göz boyamaya oynayan… Hemen her yerde, her makamda mekan tutmuş,       önümüzde-arkamızda, sağımızda-solumuzda, tepemizde-dibimizde bizi dış düşmanlara satmaktan gayrı işi olmayan… Yerine göre; sağcı-solcu, Alev-Sünni, Türk-Kürt vb., laik-şeriatçı, ulusalcı-vatan haini… Nasıl cephe yaratacak, nasıl ikilikler çıkartarak milleti birbirine düşürecekse durmayıp onu devreye sokan… Hain… İçimizdeki hain düşman…

İşte asıl tehlike bunlar… Bu milletin ideal ve iman gücünün nelere kadir olduğunu, bir kez daha 90 yıl önceki Kurtuluş Savaşımızda görenler, bu en önemli silahımızı elimizden almak için var güçleriyle çalışıyorlar. İşte bu yüzden bu kadar iç düşman peyda oldu her tarafımızda. Çünkü ne kadar iç düşman yaratırlarsa, o kadar ideal ve iman gücü erozyonuna yol açarlar. İşte bunun çok iyi farkındalar.

Büyük Atatürk bu gerçeği, bu asıl tehlikeyi Gençliğe Hitabesi'nde 80 yıl önce dile getirmişâ€¦ Dış düşmandan daha elim ve vahim olanın iç düşman olduğunu vurgulamıştı. Milli Önderimiz, Atamız ne kadar doğru söylemiş, Türkiye Cumhuriyeti'ni emanet ettiği gençliği asıl tehlikeye karşı nasıl da uyarmışâ€¦

Bütün silah arkadaşları, bütün şehitlerimizle birlikte bir kez daha ruhu şad, mekanı Cennet olsun Aziz Atamızın.

 



Bu Haber 1779 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI