21 Eylül 2013 Pazar
ARİF TAKICI
Kanaatsizlik
atakici52@hotmail.com

Yukarıdaki başlığı aza kanaat getirmemek, şükretmemek, hep daha fazla ve en iyisine, en pahalısına endekslenmek, istediklerimiz olmadığı zaman ise hezeyanlar görmek gibi sığ bir girdabın içersine düşme zafiyetimizin son otuz yıl da tavan yaptığına işaret etmek için seçtim. Cep telefon sayımız  nüfusumuza yaklaştı, 63 milyonu geçti. Nerede ise bebeklere bile telefon düşecek… Bu biraz abartılı değil mi? En pahalı telefon kullanma yarışında Gelişmiş Ülkeleri bile geçtik. Hani ayranı yok içmeye tahtaraballi ile gidiyor… Derler ya! Adam geçinmekten aciz, ama en iyi telefonu kullanacak, çocuklarına bakarsınız istikbal ve başarı hak getire, gelecek meçhul, ama gelin görün ki oğlunda kızında en pahalı telefonlar var. Ne imiş efendim? Oğlunun  kızının telefonu,  giyimi markalı olmazsa, en iyisi olmazsa arkadaşlarından utanıyormuş! Bak sen. Ama kendini aşamamalıktan, istikbalinin mat olmasından utanmıyormuşâ€¦Vah yavrum, vah!!! Her daim kendisini başkalarıyla kıyaslayıp, lüks katsayısının düşük çıkmasından korkan, böyle bir şeyin olma ihtimalinden bile utanç duyan gençliği, nesli yetiştirmeyi nasıl başardık… Bize ben ne diyeyim he mi? Kitap okuma alışkanlığı yok, bilgi eksikliği sırıtıyor. Bırakın dünyayı ve yakın komşu ülkeleriyle olan ilişkileri, ev komşusunun halinden bile bihaber… Ama yok, kendisinde, kızının da, oğlunun da her şeyleri  en iyileri olacak… Tabi yağ, el Alem ne der sonra?

Sonra kanaatsiz, şükürsüz, tahammülsüz, mutsuz ve umutsuz, çabuk pes eden sakat bir toplum yaratma garabetine düşüp, toplum türbülansla sarsıldığında, bunun sıtma nöbeti olmadığını ve ne ektikse onu biçmek zorunluluğuyla karşı karşıya olduğumuzu anladığımızda, eski zamanla şimdiki zamanı kıyaslama yarışına gireriz. Bunu biz hep yaparız. Yaparız da, tarihin hataları sildiği vaki değildir. Yapılan hataları tamir etmek vakit ister, emek ister, bedel ödemek ister. Şükretmek ve kanaat getirmek kaliteden ödün vermek, standart dışı olmak değildir… İyinin iyisini yapmaya çalışmak, buna rağmen sonuçtan ders çıkararak hataları telafi etmeye çalışmak, ama sonuca kanat getirmektir.  Çocuklarımıza şunu öğretmemiz gerekir… Başarıya ve iyi sonuca ulaşmaya odaklanacağız. Ama sonuca da, olduğu kadarına da kanaat getireceğiz. Yani her şeyin pahalı şeyler ve lüks hayat demek olmadığını, mutluluğun tek dayanağının sadece çok kazanmak ve ihtişam içinde yaşamak olmadığını çocuklarımıza öğretmemiz lazım. Lüks içende yaşamanın mutlu olmaya yetebildiğini sananlar şöyle tarihe bir bakmalıdırlar. Tarih, mutsuz nice zenginlerin ve Kralların isimleriyle doludur.  İran Şah'ı, Saddam, Kaddafi, Çavuşeşku, Hitler, Mussolini, son yüzyılın hayatları hüsranla biten birer örnekleridir. Meşhur Yananlı armatör Una sis'in kızı Kristina Unasis'e babasından gemiler adalar, binalar ve 5 Milyar Dolar para kalmıştı. Kristina Yaptığı dört evliliğin hiç birinde mutlu olamadı. Gazeteciler sordular… Siz Dünyanın en zengin kadını mısınız? Kriristina bu soruyu, evet ben dünyanın en zengin kadınlarından biriyim, fakat aynı zamanda dünyanın en mutsuz kadınıyım'' diye cevaplandırdı. Hiçbir zaman mutluluğu tadamayan Kristina, Şili'nin bir sahil kentinde ölü olarak bulundu, ölümünün üzerindeki sır perdesi anlaşılamadı. Amerikalı zengin ama mutsuz bir adamın sahip oluğu şirketlerin birinde Müslüman bir genç çalışıyordu. Bu zengin iş adamı ne zaman onun yanından geçse, bu işçisinin yüzünde daima mutlu olduğuna işaret eden tebessümün hiç eksik olmadığını görüyordu. Buna karşın kendisinin mutsuz ve bunalımlı bir yaşantısı vardır. Şirketin sahibi bir gün bu Müslüman genci çağırır ve kendisine daima mutluluk ve huzur içinde olduğunu gösteren tebessümün yüzünden hiç eksik olmadığını hatırlatarak bunu nasıl becerdiğini sorar. Müslüman genç şöyle cevap verir: Bunun sırrı benim Müslüman olmamdadır. Şirket sahibi şöyle der: Şayet bende Müslüman olursam aynı saadeti duyarmıyım?

Müslüman genç şöyle der: Elbette aynı saadeti duyarsın!  Daha sonra bu genç, bu iş adamını yakında bulunan bir İslam merkezine götürür. İş adamı burada kelimei şahadet getirerek Müslüman olduğunu ilan edince tamamen dolmuş bir kişi gibi yüksek bir sesle ağlamaya başlar. Neden bu şekilde ağladığı sorulduğunda şöyle der:  Hayatımda ilk defa mutluluğu tadıyorum.

 Bakınız Yüce Peygamberimiz ne buyuruyor… İçinizden biriniz sağlıklı, emniyet ve güven içinde sabahlarda, o günkü yiyeceğine de sahip olursa, sanki dünya onun için genişletilip onun mülkü olmuştur.



Bu Haber 1009 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI