11 Kasım 2013 Pazar
ARİF TAKICI
Ruh inancı
aatakici52@hotmail.com

Mevlana ya atfedilen söz vardır:  “Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Olur ya kalp durur, akıl unutur.  Ben dostlarımı ruhumla severim, o ne durur ne de unutur.”

Eğer canlıları ruhunuzla severseniz, ruh inancınızı sevgiyle besleyebilirseniz, kendinizle barışık olursunuz, tabiatıyla o zaman başkalarıyla da barışık olursunuz.  Hem kendiniz, hem de başkalarıyla barışık olduğunuz da ise ruh sağlığınız sıhhat bulur. Böylece dizginlediğiniz ve olgunlaştırdığınız ruh sağlığınızla başkalarına da ışık olur, etrafınıza pozitif frekanslar dağıtırsınız. Ve bu pozitif enerjiyle ruh kriptonuz öyle bir hale gelir ki, artık siz kayalığa bakarken bile boğazı seyreden ya da tatilini havai adalarında geçiren birinden daha mutlu olabilirsiniz.

Ancak, bu mertebedeki bir ruh haline sahip olabilmek için öncelikle nefsinizi terbiye etmek zorundasınız… Nefsinizi terbiye etmezseniz, hasetlik ruh kimyanızı bozar ve karşılaşacağınız türbülansın cenderesindeki imdat çığırtkanlığınıza ancak ruh dehlizinizdeki negatif sinyal bozuculardan karşılık bulursunuz… Bu da ektiğinizi biçtiğinizin yankılanması olur.

Dağa eşek diye bağırırsanız, aslan sesi yankılanmaz… Siz hayata ne verirseniz,  onu biçersiniz.

 

Hayata güzel gözle bakın

Aynı kalp rahatsızlığıyla hastanede tedavi gören iki yaşlı adam aynı odayı paylaşıyorlardı. Biri pencere önünde, diğeri duvara bitişik yatakta yatıyordu. Pencere kenarındaki yaşlı adam her gün camdan bakarak arkadaşına dışarıyı anlatıyordu.

Bu gün deniz sakin, hafif rüzgAr var, uzaktaki tekneler yelkenlerini açmış, martılar ne de güzel uçuyor. Parkta bu sabah iki salıncak dolu; dünkü sevgililer yine gelmiş aynı yerde oturuyorlar, çok yakışıyorlar birbirlerine. Erguvanlardan her yer pespembe, erik ağaçları beyaz çiçekleriyle onlara eşlik ediyor.

Günler böyle gelip geçiyordu; ta ki, cam kenarındaki yaşlı adam kalp krizi geçirene kadar. İşte o anda duvar kenarındaki adam düğmeye basıp hemşireye haber verse kurtaracaktı arkadaşını ama şeytana uydu. Bunca zamandır anlattıklarını sadece dinleyebiliyordu ama artık görmek istiyordu olup bitenleri.  Pencere kenarındaki yatağa geçebilmek için basmadı düğmeye; belki de kurtarabilirdi aynı kaderi paylaştığı arkadaşını. Üstelik kendisini haklı buluyordu. Ne tuhaf bir kıskançlıktır bu?

Ölen yaşlı adamın yatağına ertesi gün hasta bakıcılar, diğerinin isteği üzerine onu yatırdılar.  İşte günlerdir bakmak istediği manzarayı nihayet görecekti.

Pencereden baktığında neler gördü dersiniz?

Simsiyah bomboş bir duvar. Ölen hasta oda arkadaşını mutlu etmek için hayal kurup güzellikler anlatmıştı ona.

***                      ***                   ***

Bazı insanlar hayata pembe gözlükle bakmayı sever; hem kendini hem çevresini mutlu etmenin yolunu bulur.  

Kendinizle barışık olun, o zaman başkalarıyla da barışık olur, hatta onların sorunlarının çözümüne katkıda bulunabilir, sıkıntılarını izole edebilirsiniz.

Dertler karşısında pes etmemek için iradenizi güçlendiriniz… Çocuklarınıza da kendileriyle barışık olmayı öğretir, iradelerini güçlendirmenin yollarını gösterirseniz,  her rüzgArda saman yeli gibi savrulup dümeni bozuk gemi meçhule sürüklenmezler, rotalarını her halükarda tayin ederler.  

Çocuklarınıza hayata tutunmayı ve umutlu olmayı öğretin, etraflarına ışık saçsınlar. O zaman hem kendilerini, hem de diğer insanları aydınlatırlar.

***                      ***                   ***

Karanlık bir ortamda su dolu bir kabın içerisine bir kurbağa atılır. Ve bakılır ki, kurbağa sadece üç dakika yüzebilir. Hafif bir ışık verilip bir başka kurbağa atıldığı zaman o kurbağanın tam 36 saat yüzdüğünü gözlemlerler.  Yani ilk kurbağadan yaklaşık 700 kat daha fazla.  Peki, neydi ikinci kurbağanın ilk kurbağadan daha fazla yüzmesini sağlayan? Bir umut ışığı! 

 

İnsan hayatta aç olarak 40 gün, susuz olarak dört gün, havasız olarak dört dakika yaşar. Ama umutsuz olarak hiç yaşayamaz… Çünkü umudun bittiği yerde vücut yaşayan cesetten ibarettir.  Umudunuz varsa, varın tek başınıza bile sarp dağda, ya da hiç insan yaşamayan Antartika'da olun, ruh inancınız kavi ise var olur, bir ışık bulursunuz.  



Bu Haber 1130 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI