16 Kasım 2013 Pazar
ARİF TAKICI
Dinlemek
atakici52@hotmail.com

Yunusa atfedilen söz vardır:  Konuşmak bizlere mahsus olsa da güzel bir süs, ya hayır de, ya da sus… Dili incitme gönül.  

Birçok kişi konuşmayı önemli bir meziyet görüp, dinlemekten daha önemli sanır… Hayır, işin aslı öyle değildir.  Dinlemek, dinlemeyi bilmek,  asıl meziyet bundadır.  Dinlemek bir sanattır. Hem de öyle önemli bir sanattır ki, beşikten mezara hayat öyküsünün tüm kodlarının hücrelerine nakşedildiği varlığın vazgeçilmez gayesidir.

Hayatımızın tüm evreleri,  ne denli sağlıklı büyümemiz, ne kadar başarılı olacağımız, ne kadar mutlu olacağımız, ne kadar öğreneceğimiz, ne kadar dost ya da düşman edineceğimiz, ne kadar nasıl bir öğrenim göreceğimiz,  hangi mesleğe sahip olacağımız, o meslekte ne kadar başarılı olacağımız, yani sayabileceğimiz onlarca kavram direk ne derece dinleme sanatına ve tahammülüne sahip olduğumuzla yakından alakalıdır.

Çoğumuz konuşmanın zor bir meziyet olduğunu sanırız.  Oysa konuşmayı bir şekilde yapar meramınızı anlatırsınız.  Aslında dinlemek daha zordur… Dinlemek bir ruh zenginliği, gönül enginliği, yürek dinginliği, bilmek istemenin bilginliğidir.

Dinlemek gönüller yapmanın,  Sevgisizlikten sapmanın, cahilliği atmanın, bilgisizliği yerlere çarpmanın, bilmeye odaklanmanın yegAne ve vazgeçilmez en üstün vasıflarındandır.

Konuşmak ise o kadar riskli bir iştir ki, onu kontrol etmek hayatın en zor meselelerinden biri, hatta en önemlisidir.  Bazen öyle bir konuşuruz ki, o konuşma başımıza olmadık işler açar. Hepiniz hatırlarsınız dilinizi tutamayıp bu yüzden ne denli üzüntülerle karşılaştığınızı.

Hep zannederiz ki, insanlarla iyi münasebetler kurmanın yolu, onlara çok konuşmaktan geçer… Aslında öyle değil sevgili okuyucularım!  İyi incelediğinizde göreceksiniz, onlarla iyi ilişkiler kurmanın yolunun konuşmaktan değil, dinlemekten geçtiğini. 

İnsanlarla iyi ilişkiler kurmanın yolu onlarla çok konuşmanız, hep çok şey anlatmanız değil, onları adam yerine koymanız, onları içtenlikle ve sabırla dinlemenizdir.

Peki, biz bunu yapıyor muyuz sevgili okuyucularım?  Hayır, maalesef yapmıyoruz!  Çocuğumuzu bile dinlemiyoruz… Karımızı, kocamızı, anamızı babamızı, yakınlarımızı bile dikkatli dinlemiyoruz… Yani anlayacağınız herkes konuşmak, hatta herkes karşısındakini bastırarak ondan daha fazla konuşmak için öyle bir efor sarf ediyor ki, sanırsınız konuşma olimpiyatına katılıp ülkemize madalya kazandıracak. Eeee, herkes konuşunca dinleyen azalıyor, o zaman da körler sağırlar birbirini ağırlar misali dinlemenin hayatımıza hediye edeceği katma değerlerden yoksun kalmanın yarattığı sisli kavşağında,  kavramlar keşmekeşliği cenderesinde ve bilinmezliğin ışıksız karanlık vadisinde ellerimizle tutunacak yer arayarak hayatı ıskaladığımızı fark ediyoruz. 

Bir birimizi dinlemediğimiz için dostluk köprüleri kuramıyor, çocuğumuza bile sevgi veremiyor, sonra da ne biçim gençlik bu hayıflanmalarıyla karşılaştığımız sorunlara günah keçisi arıyoruz. Tinercisi balicisi madde kullananların çoğalması, 80 bin kişi kapasiteli hapishanelerde suç oranının sıçrama yapması sebebiyle 120 bin mahkûmun bulunması, hep dinlemeyi bilmemek ve balansı bozuk konuşmak sebebiyledir. 

Diyebilirsiniz ki, bir dinleme konusuna koşa köşeyi harcadın be çatık kaşlı yazar… Sevgili dostlar, konuşmak ve dinlemek o kadar önemli ki, sadece dinlemenin önemini anlatmak için, bırakın köşeyi bir kitap bile yazabilirim.  Birbirini dinlemeyen bir millet olduk dostlar… Sokaktaki vatandaştan politikacısına kadar kimse birbirini dikkatle dinlemiyor bu ülkede. Herkes çok biliyorum modun da rol kesiyor ama sırıtan cahilliklerimizi ve başımıza davetsiz gelen tayfun benzerlikteki fırtınaları ve bu fırtınalarla kararan hayatları ne yapacağız?   Behlül-i Dana bir gün pazara üç tane kuru kafa getirerek satmaya başlamış. Kaça satıyorsun? Diye soranlara. Biri bir paraya, biri on paraya, biri de ağılığınca paraya. Demiş. Ey Behlül! Bu fiyat farkları neden diye soranlara şu cevabı vermiş:  Birincisi taş kafadır, en ucuzdur. Çünkü hiç nasihat dinlemez.  İkincisi boş kafadır, nasihat dinler ama tutmaz. Üçüncüsü ise hoş kafadır,  o kimse hem dinler hem dinlediklerini hayata geçirir, hem de başkasına öğretir. Bunu da ağarlığınca altına veriyorum.  Kendimizi iyi tahlil edelim dostlar… Taş kafamı, boş kafamı, hoş kafa mıyız?

                                   

   

 



Bu Haber 963 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : kitap basımı Tarih : 20 Kasım 2013 / Pazar Üye Adı :Palmiye yayınları
Palmiye yayınları olarak gazeteci, yazar, şair arkadaşlarımıza bir imkân sunuyoruz. Destekli yayıncılık kapsamında yazılarınızı kitaba dönüştürebiliriz. Siz yazın biz basalım yayınlayalım. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için lütfen iletişime geçiniz. İletişim bilgilerimiz: bilgi@palmiyeyayinlari.com https://www.facebook.com/palmiyeyayinlari Tel: 0555 2915061-0539 3602045
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI