3 Ocak 2014 Pazar
ARİF TAKICI
Gevşedik mi?
atakici52@hotmail.com

Ben öyle çok eskiye takılıp mütemadiyen örnekler sıralayanlardan değilim. Ama önceki zamanların güzel olan taraflarını da vefasızca tarihe gömüp görmezden gelmeyi, tarihimizi ve öz kimliğimizi, güzel hasletlerimizi inkAr etmeyi de doğru bulmam.  Çünkü iyi bilirim ki, toplumu ve dolayısıyla ülkeyi ayakta tutan o eski dediğiniz, ama içersinde hiç eskimeyen ve eskimemesi gereken güzel alışkanlıklar ve kültür değerlerimizdir!

 

Siz Halife Hz Ömer'in nefsini terbiye etmek için Medine çarşısında çuval taşımasına, Fatihin fetihten önce alışverişe çıktığında esnafın ben alışveriş yaptım onu da diğer esnaftan alın dediğine, Lokman Hekimin, İbni Sinanın, Yunusun ve Mevlana'nın, Fara binin ve İbrahim hakkı Hazretlerinin ve daha yüzlerce düşünce insanının tarihe not edilen söylediklerine eski diyebilirsiniz? Sadaka taşına gelen geçenin para bıraktığına ve oradan sadece gidip ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları kadar para aldığına, ama hiç kimsenin şuradan para aşırayım düşüncesinin aklına bile gelmediği devirlere eski deyip geçebilir misiniz? Çok yakın zamanlarda Ülkemizde ve dahi İlçemizde, Peygamberimizin komşusu aç iken tok yatan bizden değildir hadisini hayatına uyarlayan insanların çok olduğuna eskide kaldı, şimdi mümkün değil öyle şeyler deyip geçebilir misiniz?   Şayet tüm bunlar ve bunlar gibi toplumun temelini teşkil eden, toplumun var olmasının teminatı olan değerlere, o  devirler  geride kaldı artık zor öyle şeyler gevşekliğiyle bakarsanız,  gün gelir kimlik bunalımına düşer çeşitli buhranlarla karşılaşır ve öz benliğinizi kaybederseniz…O zaman ruhunuzdaki gevşemiş ve laçkalaşmış  somunlarınızı gelip başkaları sıkar ve sizi son kullanma tarihinize kadar kullanır!!!

 

 Aracınızın cıvataları gevşediğinde götürüp bizim sanayi sitesinde ustalarımıza sıktırabilir, balansı bozulduğunda da aynı şekilde rot balansçıya balans ayarı yaptırabilirsiniz… Peki, ruh dünyasının cıvataları gevşeyen ve balansı bozulan fertler ve onların çoğunluğundan müteşekkil olan toplumlar ruh kriptoları bozulduğunda ne yapacaklar?  Allah esirgesin, böyle bir arıza öyle 28 Şubatçıların yapmaya çalıştığı balans ayarı gibi ‘'sözüm ona ısmarlama metotlarla'' hallolmuyor! Bu bakımdan, ben güzel hasletlerimizi, adetlerimizi, bizi biz yapan değerlerimizi yaşatmamızın çok önemli olduğunu ve bu doğrultuda gayret göstermemizin son derece elzem olduğunu ifade etmek istiyorum!  Japonya gibi hem gelişip hem de milli kültürümüzü yaşatmamız kaçınılmazdır… Bunu başarabileceğimize inanıyorum…  Ancak  buna rağmen şimdi şayet bana sorarsanız gevşedik mi?  Diye…   Evet. Gevşedik ve gevşiyoruz diyorum!!!

 

Nereden mi çıkarıyorum bunu? Bunu size ispat etmem için yüzlerce kanıtım var da:  sadece selam verme alışkanlığımızı göstersem yetmez mi? Şu son senelerde selam verme alışkanlıklarımıza bir bakın Allah aşkına…Ne kadar donuk, mat, içtensiz, ruhsuz, samimiyetsiz, göstermelik!!!

 

Sadece gençlerden bahsettiğimi sanmayın… Orta ve yukarı yaşlarda olanların çoğu için de geçerli bu olumsuz ifadelerim. Selam verilip alınırken göz teması yok… Gönül frekansı yok…  Siz selam veriyorsunuz, karşı tarafın ağzından yarı anlaşılır bir fısıltı çıkıyor ve gözler karşı tarafa bakıyor… Ay gözün kör olmasın he mi?  Bazısı da sizin verdiğiniz selama gözler karşıya bakarak, ağzından tek cümle çıkarmayarak, sadece elini bir defa yukarıya kaldırıp indirerek mukabele ediyor. Böylece selam vecibesini yerine getirdiğini sanıyor salak!!!    Ne yazık ki bu cinslerin içersinde namazında niyazında olan yaşlı insanlar da çoğunlukta.  Adam sizin elinizi sıkıyor, ama gözü başka yerde… Yetişkinlerden bahsediyorum, yetişkinlerden!!!

 

Öncelikle gönül balansı bozulan bizleriz. Biz bu dumura uğramış ruh halimizle mi sağlıklı gençler yetiştireceğiz?   O zaman tuhaf selamlama tutarsızlığı içersinde olan ve çav, çüs, görüşürüz, selam kanki, kanka, bay gibi selamlama şekilleri yapan gençlere ne diyeceğiz? Yani dostlar önce aynaya kendimiz bakmamız gerekmiyor mu?  Denebilir ki eh be yazar, sen de amma büyüttün olayı ha.  İyi de bir işi yirmi defa yaparsan alışkanlık olur… Biz bu hataları yüzlerce yapıyoruz ve bu yüzden de toplumun sosyal davranış denklemi şavilden kayıyor… Ve o zaman biz olmayan bir toplum oluyoruz. Kediye demişler ki, şu fare bıyığının önünden bir defa geçecek. Demiş ki olmaz, çünkü bir defa izin verirsem o bunu yol yapar. İşte benim az önce ifade ettiğim de tam da buna benzer bir şey.

 

Peki, o zaman ne mi yapalım?  Gevşeyen ruh kriptomuzu ve gönül sentezimizi bir revizyondan geçirelim! 

 

 

 



Bu Haber 941 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI