31 Ocak 2014 Pazar
ARİF TAKICI
Ne Kadar Okuyoruz?
atakici52@hotmail.com

Okumak ile ilgili olarak birçok kez yazmıştım. Ancak konunun önemine binaen okumak hususunda ciltler dolusu yazmak bile az gelir. Cenabı Allahın Hıra mağarasında Peygamberimize gönderdiği ilk ayeti kerime olan '' Yaratanın ismi ile oku'' ilahi mesajı mucibince meseleye bakıldığında okumanın ne kadar önemli ve hayatın yegAne gayesi olduğu aklıselim her insan tarafından anlaşılabilir. Okumak deyince çoğunlukla yazılı metinleri okumak şeklinde anlaşılır… Bununla birlikte okumak sadece metinleri okumaktan ibaret değildir… Hayatın bütün katmanlarını okumak, yaşamın içersindeki başımızdan geçen bütün hadiseleri iyi analiz ederek onlardan dersler çıkarmak, olan ve olması muhtemel olacakları tasarı icra ve sonuç sentezlerinde bellek modun da yeterli muayene ve mukayese ilmiğinden geçirerek hayatın haritasını çıkarmak, eşrefi mahlûk olan biz insanların en önemli görevidir.  Aslında tüm canlıların, hatta bir karıncanın ve arının bile planlamaları ve yaşam haritası vardır...  Karınca ve arı deyip de geçmeyin! Onlar da hayatı okurlar.  Siz hiç karınca ve arı kolonisinin nasıl yaşayıp neler yaptığını, bu ahvalde kolektif çalışma performansıyla neler ortaya koyduklarını ve ne kadar sosyal varlıklar olduklarını izlediniz mi? İzlemediyseniz Azmi Yıldız ya da Musa Kıroğluna gidin sorun, size anlatsınlar. İnsanların dışındaki binlerce canlı hayatı bir çok yönüyle belki de çoğu insandan daha fazla okuyor.  Bir diğer konu, hayvanlarda ki algılama meziyeti bazı konularda biz insanlardan daha fazla olabiliyor. Bu da onlara birçok hususta biz insanlardan daha fazla üstünlük sağlıyor… Bunun sadece koku alma hissetme görme gibi  refleksler olduğunu sanmayın!!! Vefa duygusu bakımından, birçok manevi kavramlar ve çeşitli olgular bakımından da bazen hayvanların hayatı bizden daha iyi okuyabildiğini tecrübelerine, davranışlarına uyarlayabildiklerini söylemek abartılı olmaz sanırım.

     Bir anne kangurunun yavrusuna karşı duyduğu sevgi ve yüksek fedakArlık, bir köpeğin ve atın sahibine gösterdiği sevgi ve sadakat,  bir yunusun insanlara olan yakınlığı gibi çoğaltabileceğimiz birçok sevgi, fedakArlık ve sadakat duygusu hayvanlarda insanlardan daha az değildir.

 

Biz insanların yaşadığımız gezegende birbirimize yaptığımız acımasızca vahşeti  en vahşi hayvanlar yapabilir mi? Paylaşma konusunda birbirimize yaptığımız kötülükleri hayvanlar birbirine yapabilir mi? İnsanlar olarak  birbirimize  gizli emelleri yapmakta şeytandan daha  ileri değil miyiz… Şeytana pabucu ters giydirmez miyiz?  İnsanın ruh dünyasında manevi ve şeytani duygular var… Beyninizi ve beyniniz vasıtasıyla da ruhunuzu ne denli ulviyet sentezinde değerlendirebilip fiili faaliyetlerinizi taşıyıcı olan bedeninize bu istikamette ne düzeyde kanalize edebiliyorsanız, işte o nispette negatif ya da pozitif hedef sonuç ilişkileri yaşıyorsunuzdur. 

Şunu önemle ifade etmek isterim…  Okumak sadece yazılı metinleri okumak ya da şu kadar tahsil yapmak da  değildir!!!  Yüksek tahsil yapmadığı halde ömrünü boş işlerle geçirmeyip hayatı iyi okuyan ve eşrefi mahlûk olma özellik ve ferasetini beyin formasyonundan taşıyıcı bedenine aksettirerek olması gereken insani olgularla buluşturan ender insanlar olabileceği gibi,  yüksek tahsil yaptığı halde hala eşek kafalı olup hayatı okuyamayan ve bir sürü sosyal hatalar yaparak ruh derinliklerinde hala gel gitler sarmalında ve karamsarlıklar girdabında debelenerek bir türlü pozitif limanlara demir atamayan nice insanlar tanıdım ben.   Aslında bunun çok şaşırtıcı olmaması gerek… Ama bunun bana şaşırtıcı gelen tarafı şu: Eski zamana göre teknolojik imkAnlardan yararlanmak, sağlıktan daha iyi yararlanma, eğitim, ulaşım, beslenme gibi imkAnlarımız eskiye oranla daha iyi düzeyde değil mi? Peki o zaman neden daha çok mutlu olamıyoruz ve bir sürü akıl tutulmaları yaşıyor ve mütemadiyen sosyolojik hatalar yapıyoruz? Eskiye oranla neden felsefi düşünceler dumura uğramış ve akıl tutulmaları yaşıyoruz?  Neden sevgimiz etrafımızı aydınlatamıyor da kendimize bile ışık olamadan, mat ve mecalsiz ESO veren ruh dünyamızda yer altında meşalesi sönüp yolunu kaybeden ve o ürpertiyle çığlıklar atan çaresizler gibi çırpınışlar sergiliyoruz?  Çünkü düşünce katsayımız düştü… Çünkü vefa, sadakat, samimi duygularla içten sevme, karşılıksız dostluklar,  karşılık beklemeden veren olmak, güven duygusu, mert ve dürüst olmak gibi erdemler ve daha nice değerler bir varmış bir yokmuş masalına benzer öyküler gibi ah o devirler diye hatırlanan kavramlar oldu.   Kayıp kıta gibi, nerede ise bir varmış bir yokmuş öyküsünün anlatımı benzeri kıvamda gençlere bahsetmeye yeltendiğimiz yitirilmiş değerlerden bahsederken,  onlara büyük haksızlık yaparak kurduğumuz beton mezarlığı evlerimiz ve sokaklarımızda geçmişe ağıtlar yakmamız ve iç geçirmemiz hiç samimi bulunmuyor bu günün gençliğince…  İcraatlarıyla övünen yerel yönetimlerin gençliğe miras olarak reva gördüğü sosyal alanlardan mahrum ruhsuz sokaklar ve samimiyetten yoksun kalmış o olmayan komşuluk ilişkileri, şimdiki gençlerin yüreklerinde karamsarlık tohumlarının gelişmesine yol açıp dümeni bozulmuş gemi gibi bilinmezliğin karanlık sularında sürüklenmelerine sebebiyet verse de, pozitif limanlara girme imkAnları zayıf ihtimal olsa da, çok bilmiş Belediye Başkanları birkaç düzenlemeyi icraat diye halka yutturmaya çalışıp gençliğin hani benim oyun ve spor sahalarım diye hesap sormasının önüne geçmeyi meziyet saysa da, tüm bunlar gençliğin ruhunda fay hatlarının kırılma tehlikesini önleyememekte ve bunun üzerine sizin ikide bir ah şimdiki gençlik diye yakınmalarınız,  gençlik tarafından asla anlaşılamamaktadır.

 



Bu Haber 891 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI