1 Ekim 2009 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Ben Babalar Günü'nü hep acıyla anacağım...
musakiroglu@mynet.com

Geçen yılın 12 Haziran'ında geçirdiği beyin kanaması sonucu babamı Samsun Tıp Fakültesi'ne götürdük. Şuuru kapalı, dünya ile bağını kesmiş, yoğun bakımda yatıyordu. İki gün sonra Pazar günü de Babalar Günü'ydü.

Ben o Babalar Günü'nde babamın başında, öylece kalakalmış, şuurunun açılması, insanları anlaması, bir şeyler anlatabilmesi için dua etmekten başka bir şey yapamıyordum.

Birden geriye, önceki yıllardaki Babalar Günü'ne doğru daldım gittim. Boyun fıtığı ameliyatı geçirdiğim için 4 sene önceki Babalar Günü'nde, yatağımda yatıyor, iyileşmeyi bekliyordum. Hiç unutmam o Babalar Günü'nde annemle-babam ikisi, beni yattığım yataktan kaldırdılar, banyoya götürdüler yıkamak için. Annem su döktü, babam da vücudumu, bir güzel ovdu, yıkadı. O gün yaptığını, koskocaman adam da olsa evladını temizlemek için beni nasıl ovup, yıkadığını hatırladım babacığımın.

Sonra, bir yıl önceki Babalar Günü'nde de Ankara'dayken telefonla aramıştım babamı. Babalar Günü'nü kutlamış, “Baba, sana ne hediye alayım Ankara'dan” demiştim.

Sevgili Babacığım da bana, “Oğlum daha ne alacaksın, aradın, hal-hatır ettin. Yetmez mi…” demişti. Ben yine de ona seveceğini tahmin ettiğim desen ve renkte tişört almış, getirip verdiğimde de, çok beğenmişti.

Yalnız enteresandır, babam sanki içine bir şeyler doğmuş gibi o gün “Oğlum, Allah beni senin elinin altından uzak koymasın, çok gerekmedikçe ne olur, Ünye'den fazla uzaklaşma” demişti. Sonra da çok geçmedi rahatsızlandı, İstanbul'da götürdüğüm doktor da aynı şeyi söyledi, babamı yalnız bırakmamamı tavsiye etti.

Hiç yalnız bırakmadım, yanından uzaklaşmadım, ama o melun beyin rahatsızlığı bırakmadı yakasını, kanamaya yol açtı, yıktı yere.

Hastanede yoğun bakımda yatıyordu ve Babalar Günü'ndeydik. Günün ortasıydı, felçli sağ kolunu kaldırdım yattığı yatağın üstünden. Elini öptüm, sonra yanaklarından öptüm, “Baba, Babalar Günü'n kutlu olsun. Allah seni bize bağışlasın, yine aramıza dön, ne olur” dedim.

Bir daha sağlığına geri dönemedi, felçliydi, yutkunamadığı için boğazını kullanıp yemeğini yiyemiyordu. Konuşamıyor, bilincini kullanamıyordu. 4 ay sonra da bizlere veda etti, dünyadan ayrıldı Sevgili Babacığım.

Bu seneki Babalar Günü'ne bir hafta kala Çanakkale'deki kızım aradı. Kızım konuşmamızın bir yerinde Babalar Günü'ne bir hafta kaldığını söyleyince, dondum kaldım. Gözlerim dumanla doldu, ayaklarımın altı boşaldı sanki. Geçtiğimiz yılın Babalar Günü'nü hatırladım bir an. İçim acıdı, bir yerler yandı derinliklerimde.

Babalar Günü bundan böyle bana ağır gelecek demek ki… Anlaşılan hep acıyla anacağım artık bu günü.

Sevgili babamı rahmetle anıyor ve bir hikayecik anlatmak istiyorum. “Hikayede; kuş yavrusu uçmayı, yem bulmayı öğrenmeye çalışır, yalnızdır. Kediyi görünce çok korkar, kaçar. Bir sonraki gün yaşlı babasıyla çıkar uçmaya, yem aramaya başlar. Tehlikeli yerlere konar kalkar. Böyle cesaretli oluşuna kedi şaşırır. Bir de bakar ki ne görsün, arkasından yaşlı babası yavru kuşu gözetliyor, en tehlikeli anında uyarmak için yavrusunu dört gözle izliyor. Kedi bakar ki, fayda yok, döner çeker gider.”

 Yavru kuş şanslı, çünkü arkasında babası var. Ben ise, şansızım, çünkü arkamda artık sen yoksun Sevgili Babacığım. 



Bu Haber 1527 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI