16 Mayıs 2014 Pazar
ARİF TAKICI
Değerler Yoksunluğu
atakici52@hotmail.com

Suçun ya da ahlaksızlığın türü ne olursa olsun, kaynağının değerler yoksunluğu oldu açıktır. Bizim dünyaya dair algılarımızı şekillendiren ve yönlendiren en temel faktörlerden biri haline gelen medya, değerlere yönelik algı ve davranışlarımızı etkilemektedir.

 B u noktada en etkili kitle iletişim araçlarından biri ise, hiç şüphesiz televizyondur. Televizyon kanallarındaki programlar, popüler kültürü pervazsızca pompalamakta, pasif durumdaki izleyiciler ise bu kültüre ( yani kültürsüzlüğe) hemen olmasa bile belli bir zaman içersinde teslim olmaktadırlar. Zira televizyonlarda yayınlanan dizi, film, haber, reklam ve diğer programlarda izleyicinin bilinçaltına mesajlar atılmakta, beyin ise zamanla o mesajları işleyerek mesaja uygun hareket etmeye başlamaktadır.  İşte izleyicinin pasif bir şekilde mesajları alması ve hiçbir eleştiride bulunmaması olayına hipodermik) iğne etkisi denilmektedir.

Aile reisimiz değişiyor:

Televizyonun her yaştan, cinsiyetten, eğitim durumundan ve diğer farklı özelliklere sahip toplumun her kesiminden izleyici kitlesine sahip olduğu düşünüldüğünde, televizyonun değerler eğitimi açısından değerlendirilmesi gereken elzem bir araç olduğu açıktır.

Değerler eğitimi tabiriyle milli, manevi ve evrensel insani değerlerin, başta çocuklar ve genç kuşaklar olmak üzere bütün topluma öğretilmesi ve uygulanması kastedilmektedir.

İster endüstrileşme, şehirleşme, göç, teknoloji, Modernite, popüler kültür, isterse de post- modernite veya başka bir sebep zikredelim, netice aynıdır… Aile reisimiz değişmiştir ve değerlerimiz erozyona uğramıştır. Geçmişte değerler eğitimi zincirinin en temel ve kuvvetli parçasını nine ve dedelerimiz oluşturmuş, çocuklar değerler eğitimini aile büyüklerinden öğrenmiştir. Ancak aile yapısının değişmesiyle bu eli öpülesi insanlar aile resminin dışına çıkarılmış, sonuçta sadece aile çekirdek hale gelmekle kalmamış, doğal olarak değerlerde de bir çekirdekleşme de yaşanmıştır.  Değerler erozyonun bir diğer sebebi de, yakın zamana kadar değerler eğitiminde önemli bir rol oynayan sokağın, değerleri dinamitleyen bir yer haline gelerek, negatif bir rol oynamaya başlamasıdır. Neticede bir yandan'' değerler eğitiminin önemli aktörleri olan dedeler ve ninelerimizi,  diğer yandan değerler sokağını''  kaybeden çekirdek aile anne- baba, bu eğitimler konusunda yalnız ve yetersiz kalmışlardır. İşte bu boşluğu  televizyon ve internet menfi bir şekilde doldurmaya başlamış ve değerler eğitiminden mahrum kalan nesiler de, kendilerine rol model olarak televizyondaki karakteri almışlardır.

Televizyon programlarını genel olarak değerlendirdiğimizde, bunların- özellikle çocuklar ve gençlere – değerler eğitimi konusunda faydalı olduğunu söylemek, bu gün itibarıyla mümkün değildir. Bu meyanda toplum üzerindeki olumsuz etkileri göz önünde tutulduğunda, değerleri komaya sokan televizyon krizini, yine televizyon merkezli çözümlerle fırsata çevirmek ise mümkün hata zaruridir ve hepimize bu konuda görevler düşmektedir.  

İlk olarak bireyler, izledikleri televizyon programlarında seçici davranmalı, değerler eğitimine önem veren programları izlemelidirler. Midesine alacağı en ufak bir yiyecek kırıntısına dahi dikkat eden kimseler, beynine alacağı en ufak görüntü karesine elbette daha fazla dikkat etmelidir. Zira yiyecek zehirlenmesinin bir şekilde tedavisi mümkünken, beyin zehirlenmesinin tedavisi o kadar kolay olmamakta, etkileri yıllarca sürebilmektedir. Yeşilay arşivinden yararlandım

 



Bu Haber 864 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI