13 Eylül 2014 Pazar
ARİF TAKICI
İçimizdeki Benlik
atakici52@hotmail.com

İnsanoğlunun içinde yaratılıştan benlik,  ego ve nefis kavramı vardır. O hep isteyen, istedikçe ve elde ettikçe egoistleşen, egoistleştikçe şükürsüzleşerek ve bu doğrultuda içindeki benliğin tesiri altında kalarak ben sentezli düşünebilen varlıktır.

 

Şeytanın çok sevdiği nefis ve onun yandaşı olan benlik, aslında insanın yaratılışında, yani Hz Adem ile birlikte ruhumuza kotlanmıştır. Hz Ademi Cennette yasak meyveyi yemeye yönelten de, Kabil ile Habil arasında ki olay da budur.   Ruh, nefis, benlik duygusu, gönül, yürek, kalbi duygular, ilk insan olan Hz Adem ve Hava anamız ile birlikte tüm insanların genlerine şifrelenmiştir… Velhasıl, kötülük ve iyilik tüm insanların kodlarında vardır. Nitekim Cenabı Allah,  biz insanlar hiç hata yapmasaydık, bizim yerimize hata yapan ve af dileyen kullar yaratacağına işaret buyuruyor.

 

İnsan yaradılıştan var olan şifreleri ve formatları hangi amaç ve düşünceler istikametinde kullanırsa, Cenabı Allah o kişiye onu dilerse nasip eder.  Mesela bir insan Müslüman olduğu halde yalan söylüyor, cinayet işliyor, hırsızlık yapıyor, temizliğe riayet etmiyorken, bir ateist bunları yapmıyor olabilir. O zaman ne oluyor?  Müslüman elhamdülillah müslümanım dediği halde Müslümanlığa uygun düşmeyen filleri kasten işlediği için hesaba çekilecekken, diğeri hayatını çok adil ve dürüst idame ettirdiği halde,  Allaha şirk koşmak ve İslami esaslara göre ibadetlerini yapmadığı için, bunlardan hesaba çekilecektir…   Ancak bizler hem ibadet ve kulluk vecibelerimiz bakımından Müslümanlığın mükellefiyetlerini yerine getirmeyip, hem de sosyal hayatımızı islamın emrettiği ve Peygamberimizin hadisleri ve sünnetleri ile örnek olduğu cihetteki bir manevi temel üzerinde inşa edemezsek,  bundan kendi adımıza hesaba çekilirken,  gayri Müslim olan milletlere kötü örnek olduğumuz ve onların islamı yanlış anlamalarına yol açtığımız için, bundan da ayrıca sorumlu olacağız.

 

Gürcistan'a seyahat yapmış olan biri, orada islamın yok denecek kadar zayıf olduğunu anlattı. Bende 70 yıl komünizmin baskısı altında inleyen bir milletten ne bekliyorsun, burada günde 5 vakit ezan okunan yerde biz Müslümanlığı ne kadar yaşıyoruz ki?  Dedim. 

 

HAlbuki biz kendimizi bir kontrolden geçirip acaba biz Müslümanlığı ne kadar yaşıyoruz un tahlilini yapmalı, Müslümanlığı şekilcilik Müslümanlığının ötesinde, özünde yaşamalıyız.

 

Müslüman'ız diyeceğiz ama trafikte kırmızı ışıkta durmayacağız, karşımızdakini sıkıştıracak ona yol vermeyeceğiz,  kuruyemiş kabuklarını yerlere atacağız,   gezdiğimiz sosyal alanlarda balgamımızı yere atacak burnumuzu sümküreceğiz, çöpümüzü ve  sigara izmaritlerimizi yerlere atacak çevre kirliliğine yol açacağız, yaptığımız gürültü ile komşuları rahatsız edeceğiz, yukardan komşunun balkonuna eşyamızı silkeleyeceğiz,  Mevlana'nın öfkede ölü gibi ol deyişine inat en ufak bir meselede öfkemizi kontrol edemeyecek birbirimizi yemeye çalışacağız, birbirimize biraz müsamahalı davranamayacağız,  iftira atacak ve dedikodu yapacağız,  üç kuruşluk dünya menfaati için birbirimizi kıracağız,  Allahın yiyin için ama israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez ayetinin verdiği mesaja tezat ülke olarak günde 120 milyon ekmek üretecek ve 20 milyonunu çöpe atacağız…       Allahın ipine sarılın mesajına tezat fıkralara bölünecek bölük börçük olacak ve dış mihrakların böl parçala ve idare et politikalarına çanak tutacağız… Ama tüm bunlara rağmen kahraman milletiz ve Müslüman'ız böbürlenmeleri ile caka satmakta önde giden olacağız… Yok, öyle kolay Müslümanlık!  Dinimizin nefret ettirmeyin kolaylaştırın mesajını basiretsizlik ve istikrarsızlığımızı maskelemek için kullanmak gibi bir lüksümüz de olmasa gerek. 

 

Biz laikliği de yıllarca yanlış yorumladık, enerjimizi boş laflar ve polemiklerle heba ettik,  inanç özgürlüğü ve eğitim müfredatı bakımından milli bir politika oluşturamadık…  Dünkü komünizmle yönetilen demir perde ülkeleri bile duvarları yıkmış ve inanç özgürlüğünü serbest bırakmışken, biz on santimlik başörtüsünü geri kalmışlığın işareti olarak görmek ve rejim sorunu yapmak gibi arızalı tutumumuzu yıllarca sürdürdük. 

 

Hiç unutmam, bir üniversitenin Rektörü eğitim yılının açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada çok üzgünüm, elin ülkeleri uzayları keşfetmiş ve oralara çeşitli uzay araçları ve roketleri gönderirken, bu salonda hala türbanlı öğrencilerin oturduğunu görüyorum, dediğinde…    Başı örtülü bir kız öğrenci ayağa kalkmış ve saygılı bir üslupla şunları söylemişti:  Hocam… Siz uzaya roket fırlattınız da,  kuyruğu benim başörtüme mi takıldı?        

 

 

 

 



Bu Haber 839 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI