11 Ekim 2014 Pazar
ARİF TAKICI
Konuşmak
atakici52@hotmail.com

Konuşmak bizlere mahsus olsa da güzel bir süs, ya hayır de, ya da sus… Dili incitme gönül!

 

       Yunus ne güzel söylemiş...  Yunusun yüzlerce yıl önce söylediği sözler bu günde, yarında güncelliğini koruyor ve anlayan için gönül katmanlarına yerleşebilecek taptaze sevgi ve saygı molekülleri neşrediyor ilmek ilmek…  Yunusun söylediklerinden ruhlara aşk tohumları serpiliyor,  filizleniyor,  yeşeriyor ve nüfuz ediyor mis kokan dağ çiçekleri gibi gönüllere…  Sevgi vadilerinden akan çağlayanlardan aşk şarkıları melodileri yankılanıyor sevgi barındırmaya aday yüreklerdeki modüllere.

                    Ah bir anlayabilsek Yunusun öyle boş konuşmanın anlamsızlığını ifade eden deyişlerini.                     

 

              Yunusun deyişlerini dilimizle söylerken yüreğimizle eşlik edemediğimiz için boşa söylenmemiş o güzelim deyişlere, ruh parametremizde karşılık bulmuyor o zaman o şiirsel deyişler...   Ve biz bir konferans ya da her hangi bir toplulukta söylesek de yunusun deyişlerini, nostalji olsun bilgi sahibi olduğumuz anlaşılsın kabilindendir genellikle bu söylemlerimiz.

               Ya Mevlana'nın sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, tevazuda toprak gibi ol. hataları örtmede gece gibi ol,  öfkede ölü gibi ol, deyişini de söyleriz de bir şeyler bildiğimizi sansınlar diye… Laf ağzımızdan çıkar da, laflara tezat  yürekte ego yelleri eser zaptı zor olan.

          Aracımızı en iyi frenciye,  en iyi rotbalanscı ya götürürüz de aman sakın gidişinde duruşunda olmasın bir sıkıntı diye… Dilimizin rot ayarını önemsemeyiz de, ağzımızın içinde kayar durur sağa sola yalpalar yaparak nefsimizin ayarsız balansı bozuk halince.  Ve ayarsız dilimizden öylesine belalar tebelleş olur ki içindeki beyni nadasa kalmış ve gam ile keder dolmuş başımıza. Gencebayın batsın bu dünya deyip şişeler kırdırdığı şarkı ile Müslümün destek arabeskleri bile hem dahi soğutamaz ateşi yükselen ruhun zatürya olmuşa benzer beter halini.

 

             Ye ha ye… Ver ha ver… Yüksel ha yüksel…  İrtifasındaki daha ve daha beklentisine kaptırdığımız nefis kıskacındaki zavallı ruhlarımız, iflah olmaz isteklerimizin girdabında çırpınıp durur da, bir manevi istasyondan gönül yakıtı sayılan sevgi depolamak için hayat koşturmalarından fırsat bulamayız, belki de bulamıyoruz zannederiz biraz da mazeretler destekli özürlerimize sığınaraktan.

 

           Evet,  şikAyet ederiz son günlerde bağımlılığın çok tırmanış gösterdiğinden. Oysa kendimizin ne kadar bağımlı olduğumuzu düşünmek pek hoş gelmez nefsimize. Bağımlılığı illa da vücuda alınan maddeler olarak düşünmek kolaycılığının perdelediği düşünme formatımızdan sıyrılıp da, gündelik mutat yaşamımızda bir sürü bağımlıklarımız olduğunu fark edemez, bazen da fark etmek istemeyiz.

 

           Yıllarca… Televizyon bağımlısı, öfke bağımlısı, kendini başkalarından üstün görme bağımlısı, uyku bağımlısı,   vakti israf etme bağımlısı,  boşa konuşma bağımlısı, sosyal olamama bağımlısı, sevgi paylaşamama bağımlısı, olayları tahlil edememe bağımlısı,  tüketim bağımlısı,  yeme içme bağımlısı, alışveriş bağımlısı, sürekli elbise değiştirme bağımlısı, hayvanlardan korkma bağımlısı, ölümden ve mezarlardan korkma bağımlısı,  sürekli elini yıkama bağımlısı,  kapalı yerde kalma korkusuna kapılma bağımlısı, yükseklerden korkma bağımlısı… Bir sürü bağımlılık var!    Üstelik bu bağımlılıklar okumuşta da, kariyer sahibinde de, hiç okumamışta da var. Ve dahi düşünmek ve kabul etmek istemeyiz tüm bağımlılıkların biraz da koyunlaşmak olduğunu!

                   Bu bağımlılıkların birçoğu bazı gayretlerle düzelir de…   Sılai rahim edemeyişimize mazeret bulma bağımlılığımız yok mu? Bu alışkanlığımız akraba ziyaretlerimizin azalmasına yol açıyor diyeceğim ama…  Bu bağımlılığımız yakınlarımızın mezarlarını ziyaret etmemizi de engeller olup, iyi günde kötü günde nitelemesinin anlamsızlığını gölgelercesine, ne ölüye  ne diriye sevgi ve vefa gösteremediğimiz  günlerle tanışmak varmış kaderde. Olsun tıpkı şarkıda ki gibi… Kader ayırsa bile mahşerde buluşuruz,  mu? Acep!

 

 

 



Bu Haber 887 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI