1 Ekim 2009 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Çamlık ve Asarkaya'daki piknik programları ve bir kır anısı...
musakiroglu@mynet.com

Bu sıralarda bol bol Çamlık ve Asarkaya'da düzenlenen piknik haberleri okuyorum. Son okuduğum piknik haberi ise ADD'nin Çamlık'ta düzenlediği Yaz Şöleni…

Haberi okurken birden aklıma yaşadığım ve hiç unutamadığım bir anım geldi. 60'lı yıllarda ilkokulda okurken okulcak ya da sınıfçak kıra giderdik. En çok sevdiğimiz şeydi kıra gitmek.

Bizim yaşımızdakiler bilirler kıra gitmek demenin ne olduğunu, ancak yeni nesil bilmez. Eskiden dinlenmek, eğlenmek, yemek, içmek, oynayıp, coşmak için yapılan günlük kısa geziye pikniğe gitmek denmez, kıra gitmek denirdi.

Kıra gitmek için çoğunlukla Çamlık seçilirdi. Çatalpınar'a, Kale'ye Kiraztepe'ye gittiğimiz de olurdu. Ama Çamlık'taki kırın tadı başka olurdu. Çamlık'a varır varmaz yemek bohçası ya da sepetlerimizi ağaçların altına bırakır, bir Topyanı istikametine, bir Aynikola tarafına kıyı boyunu, koyları diken - ısırgan demez, fellik fellik dolaşır, koşar oynardık.

Artık yorgunluktan dilimiz dışarı çıkar, terimiz tepemizden dibimize iner, iyice acıkır, getirdiğimiz yemeklere dalardık. Sac üzerinde bazlama, ya da toraman şeklinde yapılmış mısır ekmeği, yeşil soğan, suda pişmiş yumurta en baş yiyecekleriydi kır gezmelerinin. Bazen börek olurdu, zeytin, peynir de olurdu, ama bunlar henüz öyle bugünkü gibi bol bulunan yiyeceklerden değildi.

Tatlı mı, hani şu bizim o zamanlar paklavu dediğimiz baklava mı… Hiç sormayın, bizim bohçamızda, sepetimizde paklavu, maklavu olmazdı. Ancak çok şehirli, zengin aile kızları getirirlerdi. Kocaman dilimliydi o zamanki baklavalar… Bakar, seyrederdik karşıdan…

Hiç unutmam, o yıllarda kıra gittiğimiz bir sırada bizim öğretmen bir tepsi baklava hazırlatmış, kıra götürecek. Evde tepsiyi bir bohçaya bağlatmış, okula getirdi. Yola çıkarken ben dahil üç çocuğu seçti, tepsiyi taşıma görevi verdi. Sıkıya sıkıya da tembih etti, bohçayı sürekli düz tutmamızı söyledi, yoksa suyu akarmış. Ağdası demek istemişti anlaşılan. Çamlık'a kıra gidiyorduk. Biz değişe, değişe üç arkadaş Çamlık'a kadar o tepsiyi taşıdık. Çok dikkat ettik, suyunu da hiç dökmedik.

Üç arkadaş yolda giderken aramızda konuşmuştuk. Tepsiyi taşıdığımız için öğretmen bize biri iki dilim paklavu verir, demiştik. Çamlık'ta kırda yemeğe oturuldu. Onlar beş öğretmen, eşleriyle birlikte bir tarafta. Biz öğrenciler de üçerli, beşerli gruplar halinde etraflarındayız. Benim yemek için oturduğum grupta ise, tepsiyi taşıdığım üç arkadaşla birlikteyiz. Yemek bohçalarımızı bir türlü açmıyoruz, gözümüz öyle öğretmenimizde. Ha şimdi çağıracak paklavu verecek, diye kendisinden işaret bekliyoruz. Oysa öğretmen bizim baktığımızın farkında değil, umurunda bile değiliz. Yediler, bitirdiler baklava tepsisi boşaldı.

Ben, demek çok kötü olmuşum ki, evden getirdiğim kır yemeğimi mi bile yiyemedim, geri götürdüm. Eve döndüğümde, götürdüklerimi niye yemedin diye sordular. Anlattım o gün olanları. Eyce diye hitap ettiğimiz babaannem öyle beddua etti ki o öğretmene…

O yıllarda büyüklerin ailecek, ya da grup oluşturarak pikniğe gittiğini pek hatırlamıyorum. Ya da vardı da bizim ailemiz gitmediği için, herkesi de öyle mi sanıyorum, bilemiyorum…

Ama bakıyorum da, okulların dışında bugün artık büyükler de pikniğe gidiyor. Ailecek, arkadaş - komşu grupları, meslek mensupları, dernek üyeleri piknik düzenliyorlar kendi aralarında.

Çamlık olsun, Asarkaya olsun hafta sonları bol bol piknikçileri ağırlıyor. Sofralar, masalar nasıl da zengin, neler neler var. Amma bakıyorum da baklava yok çeşitler arasında!... Demek ki, baklava çıkmış piknik yemeği olmaktan!…

Yoksa babaannemin bedduası mı tuttu! Yoksa babaannem, “Cenab-ıAllah paklavuyu kır yemeği olmaktan çıkarır inşallah!” diye mi beddua etti, ne yaptı o zaman!!!

 



Bu Haber 1661 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI