14 Şubat 2015 Pazar
ARİF TAKICI
Ver Baba Yiyelim
atakici@hotmail.com

Çocuğunuza hiç sorumluluk vermediğinizi, ama bunun yanı sıra abartılı harçlık verdiğinizi ve böylece onu tembelliğe ve gereksiz harcamaya alıştırdığınızı düşünün…  Beleşten geçinmeye alışan çocuğunuz bir gün başına ve başınıza bela olur değil mi?

 

İşte biz toplum olarak şu anda tam da bu gerçekle karşı karşıyayız!

 

Adam arazisini bırakıp şehre inmeyi yeğlemiş, ama her şey umduğu gibi gelişmiyor… Sonra, hem ekonomik, hem de sosyal sıkıntılar tavan yapıyor.  En kestirme yoldan Kaymakamlık kanalından devlete ulaşıyor, ver baba yiyelim diyor.  Buda yetersiz gelirse başta Belediyeler olmak üzere sivil toplum kuruluşlarından yardım talep ediyor.

    

Elbette devlet de,  diğer kurumlar ve vatandaşlar da gereken insanlara yardım etmelidir.  Komşusu açken tok yatan bizden değildir diyen merhamet Peygamberinin öğüdünü hayatına uyarlayan bir milletiz.  Ancak, bu manada ki sorunların sadece yardım verilerek Çözülemeyeceği de aşikAr.          Tamam…  Devlet de zaten sadece yardım vermiyor,  Kaymakamlıklar Valilikler nezdinde meslek edindirme kursları açıyor,  yine KOSGEB kanalıyla vatandaşlarını özendiriyor müteşebbis olma kanalını zinde tutmaya çalışıyor. Fakat köydeki arazilerin boş bırakılması ve şehre inilmesi, sonrada her şey yolunda gitmeyip çeşitli sorunlarla karşılaşılması ve ilk adımda yardım talep edilmesi, ancak yardım talep edilenlerce herhangi bir katma değer üretilememesi, gibi olumsuz hususlar Devletin bu durumda ki kişileri müteşebbis yapma eyleminden daha at başı hızla önde ilerliyor.

         

Geçtiğimiz günlerden birinde köydeki yerleşkesini bırakıp şehirde kiraladığı bir eve taşınan, ama türlü mağduriyetler yaşayan bir ablayla aramızda şu konuşma geçti:   Çocuklar neredeler?  Hepsi evli…  Kimi İstanbul da çalışıyor, kimisi de Ünye de. 

 

Peki, sen köyde otursan, ineğin olsa, tavukların olsa,  bağınla bahçenle uğraşsan, böylece hem masraflarında az olur,  rahatça geçinip huzurlu da bir hayat yaşarsın, olmaz mı?

 

Ahh ah,  gücüm yetmi, odun kesemik, burda  devler kömürümüzü veri, sona urda hasta olsak hasteneye yetişemik, ne yapalım, çoluk çocuk urda olmınca biz de burya geldük işde. 

  

Bu iş böyle gitmez! Devlet de gitmeyeceğini biliyor zaten. Çok uzak değil, yakın bir zamanda köy kökenli sebze meyveleri bulamayacağız!   Biz işi böyle tembelliğe vuralım bakalım vurdumduymazlığımız nereye varacak!   Nereye varacağını bilmek için kAhin olmaya da gerek yok aslında. 

 

Peki ne mi olur?   Zaman ve arz talep meselesi ile piyasanın gerçekleri tezahür eder…  Çok uzak olmayan bir zaman içersinde bizim tembellik göstererek işlemediğimiz o araziler yerli ya da küresel tarım şirketlerince ve kooperatiflerince kiralanır, işlenir, hem iç talebe göre içte tüketiciye sunulur, hem de profesyonel bir dönüşümle dış pazarlar bulunur, ihracat yapılır.

 

Ha…  Bu arada bazıları kahrolsun emperyalizm, sömürü düzenine hayır, ülke topraklarını sattırmayız da kullandırmayız da, diye bağırır tabi.  Ama buna geçmiş olsun denir… Bağıran bağırdığı ile kalır, tembelliğimiz baki kalır, evlerinize  bu şirketlerin ürünlerinin girmesi sağlanır,  köyünüze gitmekte sanki eliniz ayağınız bağlanır, biz ne yaptık deyüp bazen yüreğiniz dağlanır,  çoğunuz mazinin avuntusu ile oyalanır, ağlamayın ve yüreğinizi dağlamayın çünkü  bu şirketlere verdiğiniz kendi arazinizde size de bir iş ayarlanır!!! 

 

Sonra,  boz öküz hikAyesi aklınıza gelir, ya da biri size anlatır… Biz ne yaptık da böyle olduk diye söylersiniz, yine de el oğlunun ürettiğini afiyetle yersiniz, ah eli nasırlı anam ne güzelde bahçe yapardı, domatesin kokusu yüz metreden fark edilirdi dersiniz, eskiyi yad edip boş yere översiniz, bazen de ne oldu bize deyip belki dizinizi döversiniz,  bazen de günaha girmeyi bile göze alıp söversiniz!  

 

Babanızın dedenizin diktiği elma, armut ve çeşitli  meyve ağaçları, ananızın hanımızın ve bacınızın bunlardan yaptığı pekmezler, kurutulmuş meyveler, fırın fasulyesi, seren unu, fırın unu, bileki ekmeği,  ve bilumum köy gıdalarını unuttuğunuz zaman  özleyip de ah ettiğinizde, hadi  size kıyak yapayım nerede bulacağınızı söyleyeyim….     Bilgi için Yaşar Karaduman, Musa Kıroğlu, İrfan Yıldız, İrfan Işık, Aynur Tan, Ahmet Kabayel, Ahmet Derya Varilci gibi değerlerimize başvurabilirsiniz.  Hiç değilse onlardan alacağınız bilgilerle avunursunuz da,  ondan diyorum.



Bu Haber 819 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Hazıra dünya dayanmaz Tarih : 16 Şubat 2015 / Pazar Üye Adı :süleyman
Türkiyenin her yöresinde o kadar boş arazi varki bomboş duruyor.Ekilen ürünler meyvalar para etmiyor.Portakalın,elmanın,mandalinanın,domatesin köylüden alınış fiatları maliyeti karşılamıyor.Mercimeginden ,bugdayına durum aynı.Devlet üreticiye destek olmalı,çalışanın yanında durmalı çeşitli dümenlerle valiliklerden ,belediyelerden alın teri dökmeden alınan paraların sıkı takibini yapmalı.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI