28 Mart 2015 Pazar
ARİF TAKICI
Siz Nasıl Adaysınız?

Hepimiz adayız…    Bu adaylığımız, Hazreti Adem ve hava anamızın Yaratanımız tarafından dünya ya indirildikleri tarihten günümüze kadar sürüp gelmekte ve devam etmektedir.   Adaylığımız, Dünya'ya gözümüzü açtığımızdan, hatta cenin olarak şeklimiz oluştuğu andan itibaren başlayıp, öleceğimiz ana kadar devam eder, en son ölmeye aday olarak bütün nefislerin tattığı gibi ölümü tatmakla adaylığımız son bulur.  Ahrette ki adaylığımızın ne olacağını Allah bilir… Biz ifadelerimizi bu dünya'da ki adaylığımız üzerinden sürdürelim isterseniz.    

 

Adaylık deyip de geçmeyin…   Aslında şu adaylık melesi öyle önemli bir mesele ki, üzerine vallahi en az beş cilt kitap yazılır. Bir kere dünya'ya geldin yaşamaya adaysın, beslenmeye büyümeye adaysın, çocukluk çağını aşıp ilkokul, ortaokul, iyi bir orta öğretimi bittirip, üniversiteye gitmeye adaysın.  Üniversiteyi bitirdin, ya da hiç okumadın sonuçta bir meslek sahibi olmaya adaysın…  Hadi bir meslek sahibi oldun, mesleğinde kariyer sahibi olmaya yükselmeye adaysın… Askere gitmeye adaysın. Askerden geldin,   İyi para kazanmaya adaysın, para biriktirmeye adaysın tatile gitmeye adaysın…  Sonra evlenmeye adaysın, çocuk sahibi olmaya adaysın,  biraz birikim yapıp da üzerine kredi çekip bir daire almaya adaysın…  Dairenin parasını biraz kolaylaştırdığında olmadı birde idare yollu bir araba almaya adaysın…  Birkaç yıl sonra o arabanın aileye yakışmadığını düşünerek daha iyi bir araba almaya adaysın. Çocuklarını iyi yetiştirmeye, onları okutmaya, onlara iyi bir gelecek hazırlamaya, meslek sahibi olduklarında evlendirmeye yüz göz etmeye adaysın…  Onları evlendirdiğin de bu defa da torun beklemeye adaysın…  Torunlarınla oynamaya, onları sevmeye adaysın.

 

Artık dikkatli olmak zorundasın, çünkü yaş hastalıkları ve ağrılarla tanışmaya adaysın…  Bunlara rağmen biraz geç kalmış olsan da, hacca gitmeye adaysın.   Eh yaşın ilerledi, bu defa da haklı olarak torunlarının mürüvvetini de görmeye adaysın.  Ahhh… Ah. Yıllar ne de çabuk geçti değil mi?. Önce ağabi, sonra amca, sonra da dede demeye başladılar değil mi?  Hazır mısın ihtiyar? Şimdi ölmeye adaysın! Hadi öldün…  Şimdi de……. Adaysın!!!   Yok, yok… Ben o meseleye girmeyeyim. 

 

Ne mevzudan başladım ben bu aday yazısına yahu?  Evet,  tüm partilerden bu günlerde aday adaylarının tanıtım çalışmaları var ya, benim bu yazım da esen adaylık rüzgArından esin aldı zahir.

      

Ah aday kardeşlerim benim.  Yukarıda bahsettiğim gibi hayatınızın bir sürü adaylık evresinden sonra şimdi de Milletvekilliğine mi adaysınız siz?  Hayırlı olsun da, şimdi sizlere bir şeyler söyleyeyim… Hayatta birçok meseleye maydanoz olmuş, pardon aday olmuş biri olarak önce Şeyh Edibali'nin Orhan gazi'ye yaptığı öğüdünü okumanızı tavsiye ederim size.

 

Milletvekilliği adaylığınız medeni cesaretinizin göstergesi olsa da, o kadar önemli değil.  Biz ne kadar bu medeni cesareti gösterip de vekAleti taşıyamayan vekiller gördük.  O zaman Sayın aday adayları, sizin vekil adaylığınız değil, ruhunuzun kaç kırat ettiği, ruh derinliğiniz ve enginliğiniz bu milleti temsil etmeye ne derece müsait, bu önemli.

      

Rakamsal olarak kaç tane aday olmanız beni hiç enteresan etmiyor:  Sahiden samimi aday mısınız? Ona bakarım!

 

Yunusu, Mevlana'yı,  Hacıbektaş'ı okudunuz mu, sevgilerini yüreğinize nakşettiniz mi?  Oy isteyecekleriniz ile daha önce hiç hAllendiniz mi? Aday olduğunuz şehirle ilgili hiç fikir ürettiniz ve ifade ettiniz mi?  Bu şehir için hiç ter döktünüz mü? Bir meselenin hallolmasında taşın altına elinizi soktunuz mu? Bakışlarınız derin mi? Bakışlarınızın derinliği ta ufuk çizgisini delip geçebiliyor mu?    Şeyh Edibali'nin Orhan Gazi'ye nasihatini okuyup oradan hiç feyiz aldınız mı?

       

Siz sahiden aday mısınız?   Parmakçı olmaya değil de kişilik ortaya koyup farkındalık yaratmaya, gelecek seçim adaylığını garanti etmeye matuf Parti üst yönetiminin gözüne girmeye değil de seçmeninin refah ve mutluluğunu düşünmeye…  Basmakalıp her fikrin peşinden sürüklenmeye değil de hedefler belirleyip yeni fikirler üretmeye…   Hep sığınılacak limanlar aramaya endeksli olmaya değil de zamanla fırtınalı denizlere açılmaya ve risk almaya… Aman bıktım artık şu telefonlardan diye düşünmeye değil de 24 saat telefonunu ve tüm ulaşım kanallarını açık tutmaya… İlk fırsatta kendini bir tatil beldesine atmaya değil de ailen kabul ettiğin seçmeninin yanına gitmek için can atmaya… Makul ve olabilecek istek ve talepler bildirildiğinde ben bu işle ilgileneceğim zırvalamasıyla notları çöpe atmak değil de meseleye anında neşter vurmaya…  Daha fazla sormaya köşem yetmiyor da, sahi sen bunlardan hangilerine adaysın?  Gerçek aday olduğunuzda, kim olursanız olun, ben de size o zaman bazı şeyleri sormaya adayım da. Haydi, hayırlı olsun.   



Bu Haber 806 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI