4 Nisan 2015 Pazar
ARİF TAKICI
Ne Kadar Varsak O Kadar Yokuz

Var…   İletişim her safhasıyla var. Postane santralindeki memura, kızım bir İstanbul bağlar mısın veriyorum numarayı deyip de görüşme yapmak için bir saat beklediğimiz zamandan,  anında internet ya da telefon kanalıyla her tarafa ulaşma imkAnına kavuştuğumuz zamanı yaşıyoruz.

 

Uçak sadece zenginin yolculuk yapabileceği araç olmaktan çıktı. Karayolu seyahatlerimizde zıplaya mıplaya yolculuk yapma zahmetini çoktan geride bıraktık, en lüks otobüsler ile düzgün yollarda karayolunu tercih edebilir, ya da birçok mesafeye lüks trenlerle ulaşmanın zevkine varabilirsiniz. 

 

1983'lü yıllarda yurt dışında görüp hayran kaldıktan sonra döndüğümde hastane ve ilaç kuyrukları ile irkildiğim ülkemde,  özel hastaneler şimdi on numara hizmet veriyor ve çok az bir farkla sadece Türk vatandaşlarına değil,  Avrupa da dAhil yabancı ülkelerden gelen çok sayıda hastaya sağlık hizmeti veriyor…  Hatta sağlık turizmi diye bir atılım başladı, bu manada özel hastaneler birbirleriyle yarışıyor.

 

Müteahhitlerimiz Afrika'dan Asya'ya gelişmiş ülkelerin inşaat firmalarıyla yarışıyorlar.

 

Sorun yok mu?  Var!  Ama aşama da kaydediliyor. Ancak aslında diyeceğim o ki, şaşırdığım o ki, ne kadar varsa, ne kadar varsak, işte o kadar yoğuz sanki…  Sıradanlığı küçümser olduk sanki…  Kalbimizin sesini yeterince dinleyemez olduk sanki…  Güneşi anlayamaz, ışıklarını fark edemez, günahlı günahsız tüm bedenleri ayırım yapmadan ısıttığını göremez olduk sanki…  Sevgide güneş gibi olamaz olduk sanki…  Toprağa benzeyemez, onun gibi tevazua sahip olamaz olduk sanki…  Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi olamaz olduk sanki…  Hataları örtmede gece gibi olamaz olduk sanki… Öfkede ölü gibi olamaz, Mevlana'yı hiç anlayamaz olduk sanki…   Durup güneşin batışını, doğuşunu izleyemez, bahar çiçeklerinin ve de tabiatın yeniden doğuşunu hayatın ne denli büyük manası ve gayesi olduğunu sezinleyemez ve hislerimize ahenkle rehber edemez olduk sanki…   Bülbülün muhabbetini algılayamaz, yaşlı kartalın bir mağaraya çekilip eskiyen gagasını kayalara vurarak azimle yenileme sabrını sabırsızlıklarımızın cenderesinde bilemez, göremez olduk sanki. 

 

Bir birimize kaz kafalı dememize rağmen, Kazların havada V şeması şeklinde uçarken sırası geldikçe yer değiştirip birbirlerinin kanatlarından çıkan hava akımından bir enerji kuvveti olarak istifade etme işbirliği sergilediklerini anlayamaz, kazlar kadar işbirliğinde ittifak edemez olduk sanki… Sorunlu çocukları ve yakınlarımızı yuva ya da cami kapısına bırakmaların arttığı bir evrimde, bir kanguru annenin yavrusu için kendini aslana siper ettiğinin merhamet büyüklüğünü kavrayamaz olduk sanki!

   

Böylece, ne kadar varsak, o kadar yok olanlar olduk yirmi birinci asrın ilk çeyreğinde!    

         

Artık çok hızlıyız, ama azgınız ve maalesef merhametsiz, arsız ve densiziz. 

         

Komşu hukuku, arkadaşlık hukuku, akrabalık hukuku,  toplum hukuku…  Bunlar ne medeni kanunlara hısım hayatımızda, ne de islamın bu mevzularda dair emir verdiklerine.  Ruh kriptolarımızda maalesef ne İslam'ın işaret ettiklerine, nede medeni kanunların öngördüklerine uymuyor artık arsız ve sınır tanımazlığıyla.

 

Çağdaşlıktan dem vururuz ama etrafımızı ve de komşuyu rahatsız eden biziz.

Temizlikten bahsederiz ama olur orta tüküren biziz.

Hep dinlenmemizi isteriz ama dinlemeyen biziz.

Hep almak isteriz ama vermeyen biziz.

Hep anılmak isteriz ama anmayan biziz.

Hep anlatmak isteriz ama dinlemeyen biziz. 

Hep biliriz deriz ama bilmişlik toslayıp öğrenmeyen biziz.

Hep sabırlı ol deriz ama öfke seline kapılan biziz.

Hep kazanmak isteriz ama başkalarının kazançlarını kıskanan biziz.

Hep sev deriz ama sevgi özürlü olan biziz.

Gülümse deriz ama yüzünde meymenet olmayan biziz.  Ve böylece dostlar, ne kadar varsak o kadar yokuz.

       

 

    



Bu Haber 907 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI