16 Mayıs 2015 Pazar
ARİF TAKICI
Olaylar ve İnsanlar

Günlük hayatımızda karşılaştığımız sorunların çoğunluğu insan hatalarından kaynaklanmaktadır.

        Tıpkı ülkemizde trafik kazalarının çoğunluğunun insan hatalarından kaynaklandığı gibi!

                  Günümüzde insan davranış biçimleri o kadar bariz şekilde hatalarla dulu ve sırıtkan ki, anlamak için keskin bir göz ve özel zekA bile gerekmiyor.  Ama gelin görün ki, anlamak için zekA gereği görmediğimiz hususları zekA katsayısı yüksek dediğiniz sıra dışı kabul ettiğiniz insanlar bile anlayamıyor ve şaşırtıcı hatalarına büyük aymazlıkla devam ediyorlar.

 

      Çoğunluğumuz rol kesiyoruz gündelik hayatın seyrindeki mevzulara batıp çıkan yaşam kavşaklarında.

     Aslında Amerika da ki gibi bire on vermese de tarlamızın başaklarında, gam etmez devam ederiz boş laflarımıza saçmalığın saçaklarında.

    Dedim ya, rol keseriz çokça her bir mevzu ya filozof formatında zekA sosu serperekten hoyratça davranışımızla.

       Anladım, anladın, anladı, anladınız, anladılar…  Vallahi ben bir şey anlamadım…  Çünkü ben anlamış rolünü çok eskidendir sevmiyorum.  Ve ülkemde çoğunluğun anlamış numarası yaptığını, açıkçası rol kestiğini de anlayamıyorum. 

       Aslında bu arıza evde ve okulda başlıyor. Nasıl mı? Evde ebeveyn çocuğa bir şey anlatırken sabırla anlatmıyor, sabırla dinlemiyor.  Bir şey izah ederken de çocuğun kendisini çabuk anlamasını istiyor… Çabuk anlamadığı takdirde de tepki veriyor.  İşte bizim rol kesen bir millet oluşumuzun hikAyesi ve miladı da burada başlıyor!  Çocuk aptal olduğu düşünülmesin diye anlamış numarası yapıyor, bu da bağımlılık halini alıyor.

 

      Hadi gelelim okula… Okulda öğretmenlerin bazıları da çocuğun anlamamış olmasını tolera etmiyor. Anlamadığı zaman ona sevgiyle yaklaşmıyor… Sabırla anlatmıyor. Bu her iki durum karşısında… Yani, hem evde ebeveynin, hem de okulda öğretmenin çocuğun anlayamamış olmasına tolerans göstermemeleri sebebiyle, bu durum çocuğun şuur altına mahbup olma korkusu yerleşmesine sebebiyet veriyor. Çocuk, anlamadığının anlaşılması durumunda kendisi hakkında aptal olduğunun düşünüleceğinin korkusunu yaşadığı için, anlamış numarası yapmayı yeğliyor. Okulda da aynı numarayı devam ettirerek, arkadaşlarının yanında mahbup olmamak için hem anlamış numarası yapmayı, hem de soru sormamayı tercih ediyor.

       Böylece, sorunları halının altına saklama kültürü gelişiyor, bu davranış biçimi yetişkinlik yaşlarına doğru taşınarak milli bir alışkanlık halini alıyor.

                       Olay bu!!!

                 Üniversitelerde verdiğim konferanslarda bile öğrencilerin soru cevap bölümünde çekingenlik göstererek bana soru sormaktan kaçınmaları önceleri beni hayrete düşürmüştü.

      Ancak, sonra yaptığım çözümlemede olayı anladım.

       .

        Peki, olay bu da! Bu olayın ne zararı var, nelere sebep olur, bize neler kaybettirir?

             Böyle bir soruya verilecek cevap şudur:  Bu alışkanlığın bireysel ya da ülke olarak bize verdiği zararları, verdiği kayıpları yazmaya kalksak, ben bu cahilliğim ile bir raf kitap yazarım… Usta bir yazar ise  kütüphane dolusu  yazar!!! 

        Peki, nedir bu alışkanlığın olumsuz etkileri?  Bu köşem yetmez ama hadi ben kısa bir özet ile naçizane cevaplamaya çalışayım.

 

            Eşler birbirini, işveren  çalışan birbirini, öğrenci öğretmeni öğretmen öğrenciyi, doktor hastayı, hasta doktoru, muhalefet iktidar birbirlerini… Yani anlayacağınız, topluca birbirimizi anlamakta psikolojik ve sosyolojik bir vaka sergiliyoruz.

       Birbirimizi anlamayıp milletçe anlamış rolü yapmış olmamızın zararlarını küçümsemeyin!  Bu rol kesmemiz inanın o kadar münakaşa, kavga ve travmalara sebebiyet veriyor ki,  anlatmakla bitmez! Bu yüzden meydana gelen ekonomik kayıplarımızdan söz etmiyorum bile!

 Birbirimizi anlamanın yolu mu? Çok şey gerekmiyor… Buna sabır, sevgi  ve saygı yetiyor.



Bu Haber 766 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI