24 Ekim 2015 Pazar
ARİF TAKICI
Birleşememiş Miletler Günü

1939 yılında başlayan ikinci dünya kanlı savaşlarının yıkıma uğrattığı dünya da savaşın ardından 40 milyon insan ölmüş,  milyonlarca insan yaralanmış, açlık ve savaşın tüm ıstırapları yaşanmış, binlerce şehir yerle bir olmuştur.

   Bu kanlı savaşların ardından 04. – 11 Şubat 1945 yılında Yalta'da toplanan üç büyük Devletin liderleri( Amerika Roosevelt, İngiltere Churchill, Rusya Stalin)  BM Anaya sının hazırlanması için bir komisyon kurulmasına karar verdiler.

  25 Nisan 26 Haziran 1945 Birleşmiş Milletler konferansı San Francisco şehrinde yapıldı.

  24Ekim 1945, BM Anayasası beş büyük Devlet tarafından, Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa Ve Çin tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi.

       Merkezi Nevyork ‘ da olan Mirleşmiş Milletler Teşkilatına 185 Devlet üyedir.     

 

       Bu gün 24 Ekim Birleşmiş Milletler Teşkilatının kuruluş yılıdır.  Hiçbir alt edememesine rağmen yapılan toplantılarda üst düzey yetkililerce çok yıldızlı laflar edilecektir kuşkusuz.

   Peki, ben yazımın başlığını neden Birleşmemiş Milletler diye attım?  Çünkü teşkilata çöreklenen ve kuruluşunda imzaları olan beş Büyük devlet ne derse o oluyor. Çünkü kendilerine tanıdıkları sınırsız veto hakkını istedikleri gibi kullanıyorlar. Çünkü çoğunlukla diğer devletlerin çoğu zurnanın son deliği sayılıyor ve dünya barışı ya da Devletlerarasında çözüm bekleyen sorunların çözümünde ancak veto hakkı olan devletlerin izin verdiği kadar sorunun çözümüne izin veriliyor.

     Örneğin Kıbrıs'ta 1963 yılından 1974 yılına kadar Rum ve Yunan zulmüyle çile çeken Türk soydaşlarımızın derdine, adada görevlendirilen Birleşmiş Milletler askerleri hiçbir zaman derman olamadılar, sembolik görev yapmaktan öteye de hiçbir fonksiyonları olmadı.     

   Halen de şöyle baktığımızda bu teşkilatın dünya da çıkan savaşların etkisine tesir edecek ve sorunları halledecek hiçbir iradesi yok. O veto hakkına sahip beş devlet ne kadar irade gösterilmesine ışık yakarsa Teşkilat ancak o nispette adımlar atabiliyor.

   Dünya da şu anda bilhassa çoğunluğu Müslüman Devletlerin olduğu coğrafyalarda Birleşmiş Milletlerin en küçük yapıcı, yatıştırıcı ve olaylara müdahil olup da sorun halledecek hiçbir irade ve basireti yok.  Yani ha varmış ha yokmuş!

   Sayın Cumhurbaşkanımızın bu teşkilat hakkındaki Dünya beşten büyüktür serzeniş ve eleştirilerine katılmamak mümkün değil.  Aklıselim herkesin ifade edeceği doğru bir söylemdir Sayın cumhurbaşkanının bu manadaki söylemleri.  

     Tabi bu söylemlerin karsındaki muhatap ülkelerin liderlerinin sen çok oluyorsun ama düşüncelerinde saklı tuttukları reaksiyon ve reflekslerini yeri geldiğinde Sayın Erdoğan ve Ülkemiz üzerinde çeşitli emperyalist tezahürlerle kullanacaklarına şüphe yok.   Ama bu böyle olacak diye de sorunları sürekli görmezden gelmek de Dünya için sakat bir tutum olarak sabredilebilir ve sürdürülebilir olmaktan çoktan çıkmıştır. İsterdim ki Sayın Erdoğan'ın bu doğru çıkışına Dünya da birçok liderden destek gelsin… Ama o olmadı!

   Düşünebiliyor musunuz?    Bir Dernek, bir kooperatif ya da bir Odaya üyesiniz… Ama üye olduğunuz kurum sizin hiçbir derdinizi halledemiyor, sorunlarınızı çözemiyor, üyeler arasında ki sorunlara bir çare bulamıyor…  Ancak aidat alıyor ama hiç irade ve çare üretemeyip keyiflerine geldiği gibi hareket ediyorlar.  Ne, yaparsınız? Bu işin bir sorgulanması lazım değil mi?  İşte Birleşmiş Miletler Teşkilatı olayı da aynen bunun gibi bir şey.

   Peki, bu durum ne kadar daha böyle sürer? Uzun bir süre süreceği bellide… Ama bir gün tarihin bu yanlışı revize edeceği de şüphe götürmez!

    Yani üzülerek ifade etmem gerekirse, dünyanın zengin ülkeleri bu teşkilatı babalarının çiftliği gibi uzun yıllar daha kullanacaklardır.

   Dünyanın nimetinin, yani dünya pastasının % ‘de 35'şini Amerika,  % ‘de 20'sini Japonya, %'de 25'şini Avrupa yerken…  Diğer ülkelerin sadece yüzde 20'ye razı gelmek mecburiyeti içersinde ki bir hayat tarzını yaşamak zorunda olma gibi bir olgunun bir hayli uzun yıllar devam edeceği gerçeği vardır.

lecek endişesinden kurtaracak yasal düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır. Ülkemizin öz kaynakları ile yetiştirilen teknikerlerin, etkisiz eleman konumuna itilmesini nasıl izah edeceğiz. Eşit vatandaşlık, eşit muamele tüm teknikerlerin hakkıdır. MYO mezunu, hemşirelere, ebelere, öğretmenlere, polislere, ilahiyat, işletme, iktisat, tapu ve kadastro mezunlarına tanınan sınavsız lisans tamamlama imkanı genişleyerek devam etmektedir. Bu hak tüm teknikerlere verilmelidir.”

 

- Mesleki eğitimde geri dönüş yaşanmalı -

“Mademki teknikerlere ihtiyacınız yok, meslek yüksekokullarının devam ettirilmesinde ısrarcılığın gerekçesi nedir? Niçin her yeni günde meslek yüksekokulları açma ihtiyacı hissediyorsunuz?” diyerek yetkililere soran ÜNFADDER Başkanı Musa Kıranlı, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Bu günkü yapısıyla MYO'ları, siyasiler için yatırım kapısı, yerel yönetimler için gelir kapısı, YÖK için kadro kapısı, aileler için umut kapısı, teknikerler için köle kapısı anlamını taşımaktadır. İş arayan değil işletmeler kuran, ara elaman değil aranan eleman yetiştiren meslek yüksek okulları istiyoruz. Bizi yok sayamazsınız. Bizler mezun olarak 2 milyon, ailelerimiz ile beraber 7 milyon adına sesleniyoruz.”



Bu Haber 635 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI