24 Ağustos 2009 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Bakın gördünüz mü, yine kaç kişi boğuldu...
musakiroglu@mynet.com

Deniz mevsiminin başladığı Haziran başlarında yazdığım bir yazıda, Ünye'de her yıl kaçınılmaz hale gelen boğulmalara dikkat çekmiştim. Artık gerekli tedbirlerin alınmasının önemine işaret ettiğim yazımdan iki gün sonra, üniversiteli bir genç Uzunkum'da boğulmuş, maalesef hayatını kaybetmişti.

Bu boğulmayı, yaz boyunca daha birçok boğulma takip etti. Aklımda kalanlardan bir kaçı şöyle:

Üniversiteyi bitirdikten sonra memleketi Ünye'ye dönen bir genç Fevziçakmak plajında boğularak hayatını kaybetti. Bu gencin cenaze namazını kılarken tabuta sığmayan boyunu gördüğümde, “Yazık, sırım gibi delikanlıymış” demiş, çok üzülmüştüm.

Yine Ünye'ye tatile gelen bir genç, Uzunkum'da kapıldığı akıntıda boğulup, öldü. İki hafta önce denize girmek için Niksar'dan gelen aileden 32 yaşındaki iki çocuk annesi kadın, eşinin ve çocuklarının gözü önünde akıntıya kapılıp, hayatını kaybetti.

Geçen hafta meydana gelen boğulma sırasında ise; Ankara'dan Ünye'ye, kazandığı fakülteye babasıyla kayıt yaptırmaya gelen bir genç, Uzunkum'da girdiği denizde kıyıda babasının bütün çırpınışlarına rağmen akıntıya teslim olmuş, hayatını kaybetmişti.

En son duyduğum boğulma hadisesinde ise, askerlikten yeni terhis olan, evin tek oğlu bir genç, üç gün önce Aynikola'da denize girdiği sırada boğularak hayatını kaybetti.

Bunlar bildiklerim, ya da aklımda kalanlar. Sayı aslında daha da fazla…

Yazdığım o yazımda da belirtmiştim. Ünye'de denizdeki akıntı çok tehlikeli… Ancak, ‘Denize girdin, akıntıya kapıldın, kurutuluşun yok, öleceksin' diye değişmez bir kural yok. Bunun da bazı tedbirleri var. Hiçte zor olmayan, masrafı öyle çok olmayan tedbirler bunlar... Cankurtaranlar, gözetleme, kuleleri, kıyıya bağlanmış ucu denize atılmış ipler, can simitleri, yüzme alanlarını sınırlayan şamandıralar, uyarıcı yazılar, vb… Bir de bu tedbirler göstermelik değil, ciddi olmalı ve hassasiyetle uygulanmalıdır.

Üç sene önce bir haber okumuştum. İstanbul Şile plajlarında yukarıda saydığım tedbirler sonucu boğulma olayları % 95 azalmış.

Bu iş bu kadar kolayken, bu insanlar hala neden böyle boğulmaya terk edilir? Neden böyle acılı ölümler yaşatılır, ocaklara ateş düşürülür?

Anlamaya ne aklım, ne de izanım yetiyor doğrusu…

Asker uğurlamaları çığırından çıktı, farkında değil misiniz?

Bu asker uğurlama işi iyice abartıldı, çığırından çıkartıldı. Askere gidecek her genç için ayrı bir konvoy, ayrı bir uğurlama… Bayrağı takan araç konvoya dalıyor, hiçbir trafik kuralına aldırmadan kafasına göre tur atıyor.

Araç camlarından sarkan, yarı beli dışarıda gençler çıldırmışçasına bağırıp, çağırıyor, “En büyük asker bizim asker” sloganı patlatıyor.

Bu konvoylar baştan aşağı trafik suçu işliyor… Gece yarısını geçen saatlerde çalınan kornalarla, davullarla, bağırıp, çağırmalarla toplum huzuru bozuluyor…

Peki, ya görevliler nerede? Bu duruma neden sessizler? İlla bir kaza olması, birkaç kişinin hayatını kaybetmesi mi bekleniyor müdahale etmek için…

Bu asker uğurlama işi iyice çığırından çıktı. Acil bir tedbir alınmalı, yaşanan karışıklığa bir son verilmelidir.

Kaymakamlık artık bu işe bir çeki düzen vermelidir. Askere gidecek gençler için mevsimine göre, Cumhuriyet Meydanı'nda, ya da kapalı bir salonda toplu uğurlama töreni düzenlenmeli, askerlerimiz buradan topluca uğurlanmalıdır.

Bakın, daha önce hacca gidecek hacılar için de böyle konvoylar düzenleniyor, bayağı bir trafik karışıklığı yaşanıyordu. Ama hacılara artık Meydan'da toplu uğurlama töreni yapılıyor. İşe bir düzen, bir kalite geldi.

Doğrusu da bu değil mi?                                  



Bu Haber 1670 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI