21 Kasım 2015 Pazar
ARİF TAKICI
Yeni Anayasa Ve Başkanlık Sistemi

Hem Başkanlık sistemi hem de yeni anayasa ile ilgili olarak bu günlerde muhtelif düşünceleri ihtiva eden yorumları izliyoruz.

Ancak, Meclis aritmetiğinin oluşması ve Hükümetin kurulması itibarıyla bu iki konudaki tartışmaların muhalefet ve arkasındaki blok ile iktidar arasında artarak devam edeceğini göreceğiz.

Peki, Başkanlık sistemine karşı çıkanlar karşı çıkma gerekçelerini hangi sebeplere dayandırıyorlar, önce ona bir bakalım: İddialar genellikle Başkanlık sisteminin suiistimallere sebep olacağı ve dikta rejimine yol açabileceği kaygısını barındırıyor.

Bu gerekçeler aslında tam olarak haklı ve doğru gerekçeler mi? Hayır! Neden? Hitler Dünya'nın ve kendi ülkesinin başını Başkanlık sistemi ile mi derde soktu? Mussolini öyle mi? Hayır.

Yani ona bakarsak parlamenter sistemlerde de dikta rejimlerin kurulabildiği bir sürü örnekler var dünya da.

Yani Başkanlık sisteminin otoriter bir sistem olduğunu iddia etmek boş bir iddiadır.

Siz ülkede demokrasiyi hAkim kılamadığınız takdirde bürokratik vesayetin ikide bir horozlandığı ülkede parlamenter rejimle yönetilseniz ne olur, Başkanlık sistemi ile yönetilseniz ne olur? Olay öncelikle sizin ülkede demokrasiyi Devletin tüm kurumlarında hAkim kılıp kılamamanız ile ilgilidir. Kaldı ki, Başkanlık sistemi kuvvetler ayrılığının en iyi belirlendiği kavram ve görev bölümü sorunlarının en az yaşandığı bir sistemdir.

Ülkemiz açısından hadiseye baktığımızda, önemli olan Başkanlık sisteminin yetki ve sorumluluğunun nasıl kurulacağıdır.

Olayı getirip Tayyip Erdoğan'ın beş tepesine ve Cumhurbaşkanının kendisini sultan ilan edeceği gibi simgeler ve imalarla yansıtmaya çalışırsanız, hem zihin bulanıklığına hem de ülkenin önünü ve istikbalini açabilecek fırsatlara kement vurmuş olursunuz.

Ak Partinin yasa ile ilgili hazırlıkları iyi incelendiğinde, otoriterliğe yol açmayacak tasarı olduğu görülecektir.

Çünkü yasama yetkilerinin tamamıyla parlamentoya verildiği, yürütme yetkilerinin ise tamamen Başkan ve ekibine bırakıldığı, parlamentonun Başkan'ı azletme yetkisinin bulunduğu, Başkan üzerinde denetime sahip olduğu bir dengeyi gözettiği bir yasa tasarısı sunmaktadır, Ak Parti ülkenin gündemine.

Böyle bir tasarı için hiç düşünmeden, tartışmaya mahal vermeden direkt otoriter rejim iddiasından bahsetmek ya önyargıdır, ya vizyon yetersizliği, ya da meseleyi anlayamamaktır.

Kaldı ki bizim sistemimiz parlamenter sistemdi de kaç defa kendini ülkenin tek kurtarıcı kurumu gören bürokrasi eliyle evirilip devrilmedik mi?

Hatta parlamenter rejimken bizi devirip otoriter rejim kurarak istediği gibi yazdırıp başımıza bela ettiği anayasa ile idare edilen bir ülke değil miyiz biz hala be kuzum? Ne otoriter rejiminden bahsediyorsunuz?

Ya 12 Eylül sonrası Kenen Evrene cüppe giydiren, sonra ise Fahri akademik paye veren, ama yeri geldiğinde herkesten fazla demokrasi havarisi kesilen utanmaz Üniversite hocalarını unutmak mümkün mü? Ya 12 Eylül öncesi Kenen Evren'e gidip, Paşam daha ne bekliyorsunuz, neden ihtilal yapmıyorsunuz deyip darbe teşvikçiliği yapan üniversite hocalarına, sendika, Odalar ve sivil toplum tensilcilerine ne diyecekseniz?

Ya yazılmış senaryoların figüranı olma garabetine kapılıp da gaza gelerek Genel kurmayın brifinglerine katıldıktan sonra Erbakan Hocaya ihtarlar veren Hukukçular, öğretim üyeleri, Sendika, meslek ve sivil inisiyatif temsilcilerine ne diyeceksiniz?

Şu nefis girdabının etkisinde kalıp da çok ucuz ahlak düzeyi sergileyen koca koca mevki sahibi insanlarla ne yapacağız biz bu ülkede?

Bu düzeysizlik sadece şimdi değil her devirde vukuu buluyor maalesef!

Anlatacağım olay gerçek, ama şaka gibi: Yassı ada mahkemesinin Başsavcısı Altay Ömer Egesel, 1954 seçimlerinde Demokrat Partiden Milletvekilliği adaylığı için başvuru yapar. Sonra Balıkesir'den önseçime girer. Ama aday elenir, aday olamaz. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Sıkı durun…. Milletvekili olamadı ama Ne yaptı etti yassı ada Başsavcılığına getirildi… Menderes hakkında bir sürü saçma sapan dava üstüne dava açtı, bütün iddianameleri cuntanın istediği şekilde hazırladı.

Peki, Demokrat partiden aday olsaydı ne olacaktı? Menderes ile beraber sanık olacaktı… Şimdi, yazımın bu satırlarını tekrar okur musunuz?

Kaygı ve şüphe bir dereceye kadar normaldir, anlaşılabilir… Ama öyle her değişim hareketine kıyaslama ve analizler yapmadan kronik önyargılarla aşırı reaksiyonlar göstermek ise bir vakadır, bir saplantıdır, ya da ufuk azlığı ve yeni hedefler belirleyememe acizliğidir. Bence Ülkemiz için Başkanlık sistemi önyargısız tartışılmalıdır.

t-weight:bold'> otomobil sınıfı araçlar için 70 km., minibüs, otobüs, çekici, kamyon, kamyonet sınıfı araçlar için 60 km.



Bu Haber 678 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI