2 Ocak 2016 Pazar
ARİF TAKICI
Bilmek ve Görmek

Bilmek ve görmek yanılgısı içersinde olanların, yani bildiğini ve gördüğünü sananların sayısının gönümüzde ne kadar da çoğaldıklarını görüyor musunuz?   

Bilir, ama ne kadar bildiğini bilmez… Onu uyarmak azlım.  

Bilir, ne kadar bildiğini de bilir, ondan faydalanmak lazım.  

Bilmez, ama ne kadar bilmediğini bilir… Ona yardımcı olmak lazım. 

Bilmez, ama ne kadar bilmediğini de bilmez… İşte o cahildir, ondan sakınmak lazım!!! 

Çoğunluğu birkaç açık oturum izleyerek kendini filozof sanıp toplum içersinde öyle yorumlar yapmaya kalkıyor ki, ver eline fırsatı memleketi güllük gülistanlık yapsın, tüm sorunları defnetsin.  

Sanır ki bilmek kolay icat edilen, görmek gözün gördüğü, öylesine konuşmak ise bilginin göstergesi olan şeyler.  

İşte insanların günümüzde en fazla yanılgı içersine düştüğü fantezileri bunlar. 

HAlbuki düşünmez misin ki ey cahil: 

Bilmek kolay değildir,  emek ister.  

Demir yanmadan kahramanının eline kılıç olur mu hiç?  

Arı emeksiz o güzelim bitkileri bulurda dünya harikası balı peteğe koyabilir mi hiç?  

Anne emeksiz etmiş midir ki yavrusunu hiç adam,  peygamber annesi bile olsa?  

Sen gördüğünü okuduğunu sanırsın öyle mi be gafil baktığın menzildeki olgularda?  

Senin kabiliyetsizce gördüğün meselenin dış katmanlarındaki atmosferidir, oysa atmosferi delip merkezini görmek emekle harmanlaşmış derinlik ister bilmez misin?   

Bilmek, görmek, duymak,  konuşmak… Ah… Ah… Bu Allahın bahşettiği dört şeyi bilgece kullanmak saadet vesilesidir insan için, toplum için ve ülke için!  

Bilmek için beyine sağlıklı egzersizlikler tahkim etmek,  görmek için göz beyin arasında sağlıklı analiz ve koordinasyon denklemi, duymak ve duyulanlar için kulakla beyin arasında eşrefi mahlûk sermayesinden erdemli paydaşlık ile duyulanları vicdan arşivine istifleyip önceliklerini öngörmek, konuşmak için de sözleri dokuz boğumdan geçirip önceliklerine göre desibel dozunu verip karşımızda kine nakletmek gereği vardır. 

Adam gibi söz etmek,  adam gibi sözü tutmak ve sözün ehli olmak ne de fazlaca azaldı günümüzde değil mi?  

Gevşek ve yavşak tantaslı karakterler ile çokbilmişlik gazeli sallayan üç yüz kelimelik sözlük beyinli kişiler ne de çoğalır oldu be gönül memlekette?  

Ahde vefanın, er kişi olmanın, erdemin, faziletin ve ulviyetin tarifinin hayatın akışında ve yaşanırlılığında değil, sözlüklerde bulunacağı zamanı mı yaşıyoruz acaba?   

Bilmeyenlerin bilenlerden fazla konuştuğu bir zaman diliminde tarih ve gerçekler bize neleri hak görüp hayatımıza yön verecek dersiniz?  

Daha ne kadar kendini düzeltmeyi bırakıp başkalarını çekiştirmeyi meziyet sayıp başkalarının işlerine karşı bir sürü laf ederek psikolojik bir rahatlık bedavaya getirilecek?  

Bolca yalan söylemenin, karşıdakinden iki kelime daha fazla yetiştirmenin, bilgece ve fazlaca konuşmanın,    tezgAhtaki balık ya da meyvenin iyisini üste koymanın ya da malı çokça övmenin marifet sayıldığı bir toplumsal sakatlığı nasıl tedavi edeceğimize yönelik neler yapılabileceğine dair nasıl bir çözüm bulunacak?  

Bu toplumsal arızayı ıslah edebilecek mekanizmalar nasıl saptanacak?  

Bunların tespit edilmesi lazım değil mi?  

Okullarda sosyal ilişkiler öğretilemiyor… Ailelerde de öyle!  

Televizyonlardaki film ve dizilerde de toplumsal ahlakın gelişmesine katkı sağlayacak senaryolardan ziyade daha çok insanın ruh enzimlerini sekteye uğratan sahneler çoğunlukta… Bakıyorsunuz bütün diziler hep kötülükler, kavgalar, aldatmalar, cinayetler üzerine kurgulanmış. 

Zaman oluyor yeteeeer…  Diye haykırasınız geliyor.  Sahi yeteeer.  Hayırlı yıllar dileğiyle. 



Bu Haber 719 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI