19 Şubat 2016 Pazar
ARİF TAKICI
Sormak

Sormak ne kadar güzel davranış ve sormaktan hep kaçınmak ne hazin.  

     Çok karşılaşmaktayım sormaktan çekinenler ile hem günlük hayatta hem de okullarda verdiğim Yeşilay konferanslarında. 

     Günlük hayattaki boş laflar ve zevzeklik ile sorulanlar değil tabi ki kastettiğim sormak ifadesi. 

    Somut ve dile gelmeden önce aklın tornasından geçmiş cümlelerle hazırlanmış sormak fiilinden bahsediyorum! 

    Okullarda öğrencilere sormak refleksini geliştirecek özgüvenleri kazandırmaya daha çok önem verse keşke öğretmenlerimiz… O zaman pısırık diye görülen gençlerden kim bilir ne değerler dahiler çıkar.  

      Edison'a da pısırık diye okuldan kovulduktan sonra annesi tarafından evde okuma yazma öğretildi ve o okulda verilmeyen özgüveni annesinden alarak ve içindeki cevherle harmanlayarak ampulü buldu, bir çağa damgasını vurdu.   

    Matematik alanında Nobel ödülü alan bir bilim adamına öğrencileri sormuş:    

       Hocam niçin siz seçildiniz? Başarınızı kime borçlusunuz?  

   Cevap veriyor bilim adamı:  

   Anneme borçluyum. Çünkü herkesin annesi akşam çocukları eve dönünce onlara: ‘ Bu gün öğretmenin sana soru sordu mu? diye sorarken, benim annem ben okuldan dönünce bana şöyle sorardı: 

  Evladım bu gün öğretmenine güzel bir soru sordun mu?  

   Aslında güzel sorma ve sorgulama, irdeleme içgüdüsü yaratılış gayemizde ve genlerimizde var. 

   Ne gariptir ki, bebeklik ve çocukluk çağında her şeye dokunarak ve etrafımızdaki her şeyi sorgulayarak sergilediğimiz keşifçi ataklarımız ve gözlemlerimiz,  gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde çekimserlikle yer değiştirirler.  

    Böylece suya sabuna dokunmamanın rafine edilmiş ruh halinde şekillenmiş düşünce tembelliği ve aman sendeciliği,  bizi geri planda kalmayı yeğleyen bir toplum haline getiriyor!  

      Bu  hal ise sadece benim konferanslarımda soru sorulmaması, ya da okullarda öğrencilerin cesurca güzel sorular soramaması, ya da toplumda dibe vurmuş irdeleme sorgulama zafiyetinin  oluşu gibi oksitli pörsük mat halleri  getirmiyor…. İcatların mucitlerin sayısının artmaması halini de gözümüze sokuyor!  

      Peki, bu ıslaha ihtiyaçlı haldeki sorunun birçok sebebinin en başında gelen sebep nedir? 

         Sus bakim kültürü:  Evet, yaptığımız en büyük yanlış bu!  

          Peki, nasıl yapıyoruz müzminleşmiş bu yanlışı? 

 Şöyle: Çocuğumuzun arsız olmasından korkma içgüdüsüyle ya da duyarsız olmamızla, büyüklerin yanında küçükler konuşmaz deyip sorularını  ve dile getirmek istediği ifadelerini  öteleyip geçiştirerek heyecanını nadasa bırakıyoruz…. Böylece heyecan ve hayallerinin filizlenmesine asla destek vermiyor ve onu kendi ellerimizle özgüvensiz bir hale getiriyor, idealsizliğin kollarına teslim ediyoruz.  

      Bu durum hangi sorunların doğmasına sebep oluyor? 

 Bu sorun: Çocuğun başta okulda, sonra arkadaşları arasında, toplumda, iş hayatında, velhasıl hayatın her merhalesinde kendini yeterli derecede ifade edememesine sebep oluyor.  

Bu durumdaki çocukların içersinde Üniversite bitirmişler olsa bile, akademik kariyer sahibi olanlar olsa bile,  irdeleme sorun çözme içgüdüsü ve özgüven duygusu eksikliği maalesef devam ediyor.  Sonuç olarak: Çocuklarımız ile konuşalım, konuşmaları ve sormalarına müsamaha gösterelim… Hatta teşvik edelim. Bırakalım istediklerini sorsunlar 



Bu Haber 700 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI