23 Nisan 2016 Pazar
ARİF TAKICI
Ayarların Tamiri Nasıl Olacak

Her ülkede, her toplumda, her fertte sorunlu haller olabilir, olacaktır. İnsanoğlu yaradılış itibarı ve tabiatıyla hata yapmaya meyillidir…  Böyle olduğu için Cenabı Allah bizlere af kapısının açık olduğunu ilan etmektedir.  

Hatta Cenabı Allah biz hiç hata yapmasaydık, bizi helak edip yerimize hata yapıp tövbe eden başka kullar yaratacağını bildirmektedir.  

Yalnız hatalar belli kotaları, yani bir toplumda hata yapma endeksinin sınırlarını aşıp yok artık bu kadarda olmaz denen irtifa ya çıktığında, işte o zaman toplumun ayarları bozulur, durum ıslaha ihtiyaç haline malul olur.  

Ülkemizde toplumun ayarının bozulup bozulmadığına baktığımızda,  evet hadiseleri izlediğimizde toplumun ayarının bozulduğu ve tamire ihtiyaç olduğu aşikArdır! 

Olay öyle bir merhaleye gelmiştir ki, kronikleşmiş bu mesele toplumsal klinik bir vaka halini almıştır.  

Baksanıza haberlere… Nerede ise insanın haber dinleyesi gelmiyor.  Kavgalar, olmadık nedenler yüzünden cinayetler, cinsel tacizler, sapıkça saldırılar gırla. İnsanlar en küçük nedenler yüzünden kavga ediyor, cinayet işleyebiliyorlar…  Bu ne cinnettir böyle?   

Peki, nedir bu müzminleşen sorunun kaynağı? Sevgi  ve ruh terbiyesi eksikliği! 

Sevginin eksik olduğu yerde kıyas, mantık ve muhakeme molekülleri devre dışı kalır… Kendini tatil eder. 

Mozart, orijinal bir çalışmayı ve gelişmeyi ortaya koyma noktasında şöyle der:  Ne yüksek b ir zekA, ne hayal gücü, ne de ikisi birden dehayı ortaya çıkarır. Sevgi, sevgi, sevgi…  Dehanın kaynağı budur.  

Cenabı Allah, birbirimizi sevmedikçe iman etmiş olamayacağımızı buyuruyor. 

İnsanlara sevgi menzilinden bakarsanız, sevgi gözüyle bakarsanız küçük hatalarını da görmezsiniz, bu tutum  ise sorun çıkmasını ve dolayısıyla karşı tarafa zarar verilmesini engeller mahiyet geliştirir.   

Ebu cehil Peygamberimize;  ben bu civarda senin kadar çirkin yüzlü birini görmedim der.  Peygamberimiz de; her ne kadar haddini aştınsa da yine de doğru söyledin,  der.  

Biraz sonra Hz. Ebubekir gelir ve Peygamberimize; Ey güneş yüzlü Resul! Ben senden daha güzel, daha parlak bir yüz görmedim, der. Efendimiz bunun üzerine de; Ey aziz dost! Doğru söylüyorsun. Der. 

Orada bulunanlar bu durum karşısında şaşırıp; ey yüce Peygamber, ikisi de birbirlerine zıt şeyler söylediler. Sen her ikisine de doğru' dedin, bunun hikmeti nedir? Diye sorduklarında Peygamberimiz, ben Allahın cilaladığı bir ayna gibiyim. Bana bakan kendini görür. Diye buyurdu.  

İnsanlara Ebu Cehil'in gözleriyle bakarsanız mutlaka hata, çirkinlik görüp kavga edecek bahaneler bulursunuz.  HAlbuki meselelere Ebubekir'in sevgi gözüyle bakarsanız, sorunu izole edersiniz. 

Bir kurumun merdiven duvarında okuduğum bir tabelada şöyle yazıyordu: Yüzün gülsün, getirisi çok, sermayesi yok. 

Evet gülümsemek… Aile içersinden komşulardan başlayıp karşılaştıklarımıza gülümsemek… Belki de iyilik üretiminin en iyi tohumu budur değil mi?  

Bazen bir gülümsemeniz, karşınızdakinin hastalığına şifa, dertlerini unutturacak deva, hayatının akışına levha olabilecektir. 

Bazen bir gülümsemeniz birinin hayata daha çok bağlanmasına vesile olabilecek, belki kim bilir birini intiharın eşiğinden döndürebilecektir. 

Hayatı başarısızlıklarla geçen bir genç, hayatına son vermeye karar verdi.  

Kendisini atmaya karar verdiği köprüye doğru yola çıktı. Ancak kendisine bir söz verdi. Yol boyunca mutlu ve dostça gülen bir insana rastlarsa, planını yeniden gözden geçirecekti.  

Çok geçmemişti ki ona doğru yürüyen bir insan gördü. Adam yaklaşınca sanki düşüncesini okumuş gibi kendisine gülümsedi.  Ve genç adam sözünde durarak intihar etmekten vazgeçti. Ve o zamandan beri yolunda rastladığı her insana gülümsedi.  

Şunu  düşünmüştü:   Belki gülümsediklerimin içlerinden birisi hayatına son vermek isteyebilir de bir gülüş sayesinde vazgeçebilir. 



Bu Haber 629 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI