24 Eylül 2009 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Doktorlarımız çok üzülüyormuş...
musakiroglu@mynet.com

Dün, Ünye Devlet Hastanesi'nde çalışan bir doktorumuzun davetlisi olarak özel muayenehanesine uğradım. Ofisinde iki mesai arkadaşıyla oturmuş sohbet ediyorlardı.

Yanlarına gidip ben de oturduğumda yaptıkları işin pek öyle sohbet olmadığını, aralarında dertleştiklerini anladım.

Gazetelerde, haklarında çıkan yazılar morallerini bozuyormuş. Olmadık yere haksızlığa uğradıklarını, bunun sadece Ünye'de olduğunu, başka yerde basının doktorlarla böyle uğraşmadığını söylediklerinde, kendilerine;

 “Sizin hakkınızda da bu zamana kadar olumsuz herhangi bir şey yazıldı mı?” diye sordum.

Yazılmadığını, ancak arkadaşları hakkında haksız yere yazılar yazıldığı için, her an kendileri hakkında da böyle yazılar yazılmasından endişe ettiklerini söylediler.

Bu sefer de, haklarında yazı yazılan doktorların haksızlığa uğradığından ne kadar emin olduklarını sordum.

 “Kesinlikle haksızlığa uğruyorlar, bu zamana kadar yazılan her şey asılsız, biz de şahidiz” cevabı verdiler.

 “Peki öyleyse niye suç duyurusu yapmıyor, haklarını aramıyorlar. Bakın sizler de şahidiz diyorsunuz. Dava açsınlar, gidin siz de şahitlik yapın. Yanlış yapan cezasını çeksin. Alınan ceza başkası için de emsal teşkil eder, bundan böyle korkar, haksız, asılsız yazı yazmazlar” dedim.

Bu sefer üçü birden,

“Suç duyurusu yapmaya,ya da dava açmaya değmez ki…” dediklerinde;

“Bakın bu sözlerinizi pek anlayamadım. Madem değmez, neden böyle dert yanıyor, moralinizi bozuyor, üzülüyorsunuz?” dediğimde ise, sustular, başka bir şey söylemediler.

Her konuda olduğu gibi, doktorlarla ilgili olarak ta yazı yazanlara hiçbir sözüm yok. Taa ki, hakaret edene, belden aşağı vurana kadar. Eğer hakaret yoksa, kuru iftira yoksa, haksızlık olurmuş, moraller bozulurmuş diye hatır-matır güdülmez. İsteyen istediği yazıyı yazar.

Yazı da haksızlık olduğunu, iftira, hakaret olduğunu, asılsızlık olduğunu söyleyen varsa gider suç duyurusu yapar, dava açar, hakkını arar.

Kaldı ki, bu konuda asıl yazması gerekenlerden birisi de benim. Sap-saman karışmasın diye, sırf mesleğini iyi yapan, fedakar doktorlara duyduğum saygımdan dolayı yazmadım.  Ünye Devlet Hastanesi'nde çalışan bir doktorla bizzat yaşadığım, dört beş şahidimin de olduğu bir olayı bu zamana kadar dile getirmedim. Dava konusu etmedim.

O doktorun haksızlık yaptığı, kapısında keyfi beklettiği, sırım sırım sızlanan babam bugün artık rahmetli. O gün orda tekerlekli sandalyesinde ellerini havaya kaldırmış,  konuşamayan ağzı, dönmeyen diliyle öyle beddua etmişti ki…

Bugün hala hastanede çalışan o doktoru sürekli izliyor, gözlüyorum. Babamın bedduası ne zaman tecelli edecek, “Ahh” diye ne zaman sızlanacak, bekliyorum.

Kendinden ve yaptığı işten emin olan, vicdanı rahat doktorlarımız hiç merak etmesinler. Morallerini bozmasın işlerine baksınlar. Herhangi bir haksızlığa uğrarlarsa da üzülmesinler, şikayette bulunsun, suç duyurusu yapsınlar. Hakları korunur, mağduriyetleri giderilir.

Ama, o abdestinden emin olmayan, doktorluğu burnu havada, üstten bakmak sanan, hastaya karşı hot zot etmeyi doktorlukla karıştıranlar var ya… İşte onların Allah'ta düşmanı, millet de…

Bunu iyi bilsinler, akıllarını da tez elden başlarına alsınlar. Yoksa ama kuldan, ama Yaratan'dan belalarını bulur, sürüm sürüm sürünürler.



Bu Haber 1617 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI