25 Haziran 2016 Pazar
ARİF TAKICI
Ülkemizin Bağışıklık Sistemi

Devletlerinde tıpkı insan gibi bağışıklık sistemi olduğunu söyleyebiliriz. 

İnsanoğlunun var oluşundan bu yana her çağda bireysel olarak da, devlet arası olarak da birbirinin zayıflaması için art niyetli plan ve davranışlar sergilenmiştir,  sergilenmeye devam edilmektedir, kuşkusuz budan sonrada devam edilecektir.   

Tıpkı insanın nasıl bağışıklık sistemi zayıfladığında vücut savunması zayıflıyor,  çabuk hastalanıyor ve beden mukavemeti hastalığı yenemediğinde hastalığı iyileşemiyor kronikleşip yataklara düşüyor, belki de ölüyor ise,  Devletler de aynı şekilde hastalanıp tarih sahnesinden yok olabiliyor.  

Şayet devlet olarak bağışıklık sisteminiz kuvvetli ise, ne kadar hasta olsanız küllerinizden yeniden doğarsınız!  

Bizim tarihimizde yeniden diriliş efsaneleri vardır. 

Biz ülkemizde yaşayan bütün ırklara Türk milleti diyoruz.  

Bizi ayakta tutan ortak değerlerimiz, inançlarımız, geleneklerimiz, kültürümüz, adetlerimiz, kolektif nazariyeyle şekillenmiş olan milli şuurumuzdur.  

İşte bağışıklık sistemimizi güçlendiren ve yere düşsek bile bizi ayağa kaldıracak olan bu değerler manzumesi bizim harcımızdır.    

Ülkemizin gelişen, kalkınan,  sözü dinlenen,  uluslararası arenada bende varım diyen bir ülke olmaması için dış ve onların taşeronu olan iç mihraklarca nasıl tuzaklara düşürülmeye çalışıldığını, kodlarımız ve ayarlarımızla nasıl oynandığını görüyoruz.  

Ancak, bunu göyemeyen gafillerin sayısının da bir hayli oluşu çok üzücü!  

Yıllar önce, sanırım 1997'de rahmetli Yeşilay Genel Başkanı Selahattin Kaptanağası ile İstanbul da genel Merkezde sohbet ederken, Genel Başkan o zamanlar ağlamaklı vaazlarıyla meşhur olan Fethullah Gülen'den söz açıldığında şunları söylemişti:  Bırak onu… Çok muhkem karakter ve kültüre sahip değil…   O birileri tarafından öne atılıyor, bulunduğu mevkii istismar edecek, muhtemelen de kullanılacak o!   

Sonradan anlaşıldı ki, aslında Gülen'in tedavüle girişi 1970 başında başlamış. 

Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür,  köşe yazısında bu konuyu çok çarpıcı açıklamalarla izah ediyor.  

Övür,  bir emniyetçinin ifadesine dayanarak Gülen'in devletin içeresinde ki yapılanmasının 1970 li yıllarda Ergenekon yapılanmasının vücudunda başladığını söylüyor. 

Övür'ün yazısından bazı satırbaşları şöyle: Vehbi Koç'la Fethullah Gülen'in 70'li yıllarda buluştuklarını yazmıştım. 

Buluşmayı gerçekleştiren isim ise dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu… Doğunun geçmişi ve ilişkileri çünkü MİT'in başındaydı ve o tarihlerde MİT- CİA iç içe çalışıyordu. Ayrıca Doğu'yu istihbaratçı olarak yetiştiren de Nazi istihbarat şefi olan ve savaştan sonra müttefiklerin safına geçerek soğuk savaşta komünizme karşı istihbarat faaliyetlerinin merkezinde görev yapan Reinhard Gehlen'di. 

Daha da çarpıcı olan şu: Türkiye'nin en önemli iş adamı Vehbi Koç'un evinde Komünizmle mücadele Derneği Erzurum kurucularından Fethullah Gülen ve onları bir araya getiren MİT Müsteşarı Fuat Doğu buluşuyor… Bu fotoğrafın bir anlamı yok mu?  O yıllarda MİT ile CIA'nın iç içe çalıştığı sır değil. Bırakın MİT'i özel harp dairesinin bütçesi bile ABD tarafından karşılanıyor. Bu gerçeği 1974'deki Kıbrıs çıkarmasından sonra dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in açıklamalarından öğrendik.60 darbesinden sonra Türkiye'ye kötü tohumlar ekildi, bu gün karşılaştığımız belalar o kötü tohumların ürünü.  

Evet, Mahmut Övür'ün açıklamaları Gülen'in şu andaki konumunu gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor. 

Anlaşılması güç olan ise, onun konuşmaları ve gözyaşlarının etkisinde kalarak Gülen'i hala savunmaya ve kutsamaya çalışanların sayısının bir hayli fazla oluşu.  

Sadece Devletin içerisinde ki Gülen yapılanmasından bahsetmiyorum…  Bahsettiğim etrafımızdakiler, yanı basımızdaki tanıdıklarımız.  Bu durumda olan kardeşlerimizin tehlikenin boyutunu anlamaları için daha büyük belalar mı görülmesi lazım? 

 

 

 

 

 

 

 

 



Bu Haber 570 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI