5 Kasım 2016 Pazar
ARİF TAKICI
Sezgi ve Reflekslerimiz

Sezgi ve reflekslerimiz davranışlarımıza, davranışlarımız bilgi ve ahlakımıza, bilgi ve ahlakımız hayatımızın pusulasına, hayatımızın pusulası yaşamımızın standartlarına ve hakkımızdaki kanaatlere etki eder, yön verir.

Sezgi Allah vergisidir… Fakat ideal ve tecrübelerle beslenmelidir.

Sezgi herkes için çok önemlidir… Fakat Devlet için,  Devleti yönetenler için, bir şirketin genel Müdürü ya da bir birliğin komutanı için çok daha önemlidir.

Örneğin ön sezgisi çok derin olan bir komutan birliğini, hatta ülkesini tehlikeden kurtarırken, sezgi endeksi zayıf bir komutan birliğini de ülkesini de batırabilir.

Gazi Mustafa Kemal sezgi yeteneği üstün vasfıyla ülkemize ve tarihe önderlik yapmıştır.

Örneğin üstün sezgi ve cesarete sahip Tarık Bin Ziyad İspanya sahillerine geldiğinde gemileri yaktı ve kararlılıkla girdiği topraklarda Endülüs Devletini kurdu.

Ondan yıllarca sonra sezgi eksikli olduğu için topraklarını kaybetmiş olarak bir dağın eteğinde ağlayan Kral Abdullah'a şimdi karı gibi ağlayacağına er olsaydın da topraklarına sahip çıksaydın diyecekti annesi.

15 Temmuzda Başkomutan olarak Recep Tayyip Erdoğan sezgilerini iyi kulanmış, kahraman vatandaşlarımızın sezgileri de Başkomutanın sezgileriyle aynı frekans ve irtifada tezahür ederek Ülkemizi uçurumun eşiğinden kurtarmıştır.

Ancak her ne kadar haşhaşi benzetmesi yapsak, kendilerini haşhaşiler gibi çok iyi saklamışlar,   Amerikan ya da İsrail istihbaratı tarafından çok iyi yetiştirilmiş desek de, 15 Temmuz kalkışmasında Devletin ilgili birimlerince istihbarat ya da sezgi zafiyeti yok mu? Var!

Var olduğu en yetkili ağızlardan dile getirildi.

Öyleyse istihbarat birimle rinin sezgi ve refleks parametrelerinin yeniden gözden geçirilmesi gerekmiyor mu? 

Devletin bu kadar kan gire çevrilmesi, bir Ülkenin Cumhurbaşkanının darbeyi eniştesinden öğrenmesi ne demek oluyor?

İstihbaratta sezgi ve refleks denklemi üzerinden eğitimler verilir… Biliyoruz… O tamam.

Ama Feto konusunda yaşadığımız zafiyet de anlaşılır gibi değil.

Ben olaya bir de toplumsal sosyolojimiz açısından bakmak istiyorum.

Bizde acaba sezgi geliştirme eğitiminde bir eksiklik mi var?

Çocuklarımızı yetiştirirken sezgilerinin gelişmesine fırsat tanımıyor muyuz?

Sezgi ve reflekslerinin gelişmesinin önüne set çekiyor, abartılı kuşkularımızla acaba onları ürküterek sezgi ve refleks gelişimlerinin önüne bariyerler mi örüyoruz?

Diyorum ki… Öğle bir riskli coğrafyadayız ki, acaba okullarda sezgilerimizin gelişmesini destekleyecek eğitimin okullarda farklı uygulamalarla vermek lazım desem… Abartmış olur muyum?

Aile içerisinde verdiğimiz eğitiminde bütünüyle sadece ebeveynlerin keyfiyetine bırakmayacak bir eğitim politikası geliştirmek lazım desem… Abartmış olur muyum?

Çünkü ailelerin çocuklarını yetiştirirken aşırı kuşkucu davranıp kendi düşüncelerini baskıcı bir şekilde çocukların üzerinde hissettirmeleri çocukların algı ve sezgi melikelerinin gelişmesinin önüne set çekmiyor mu?

Algı, sezgi ve refleks ancak ayarı ve sınırları formatlanmış özgür koşullarda gelişir!

Öyleyse Devlet ve millet el ele algı ve sezgi reflekslerimizi nasıl daha fazla geliştire bilirimizin egzersizini yapıp kodlarımıza kaydederek gelecek nesillere de aktarmamız lazımdır.

Belki de bizde trafik ve iş kazalarının ortalamanın üstünde olması, algı ve sezgi refleksimizin eksik olmasından tavan yapıyor.

 

Öyleyse her şeye kader deyip geçme alışkanlığını bir tarafa bırakıp, algı ve sezgilerimizi geliştirmemiz lazımdır. Bu konuda Cenabı Allah ayeti kerimesinde, ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın diye uyarıyor.



Bu Haber 555 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI