23 Aralık 2016 Pazar
İSMAİL SARI
“Gâvurdan Dost, Domuzdan Post Olmaz !”

   Türk Dil Kurumu'nun hazırladığı “Türkçe Sözlük” ün anlatımına göre dost: “sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen kimse, düşman karşıtı olan” anlamlarına geliyor. Bizim toplum dilindeki kullanılan şekli ile de “menfaAt düşüncesi olmayan karşılıklı sevgi” yi ifade eder.

 

   Post ise: Namaz kılmak için seccade olarak kullanılan küçükbaş (keçi, koyun gibi) hayvanların derisidir. Yalnız, murdar (kendiliğinden ölmüş, eti yenilmeyen) hayvanın derisinden namaz seccadesi olmaz. Domuz da, İslAm inancına göre eti yenilmeyen hayvan olduğu için namaz postu olarak kullanılmaz.

 

   Peygamberimiz (a.s.v), hicretin dokuzuncu yılında (M.S. 631), Bizans İmparatorluğu'nun Müslümanları imha etmek için kırkbin kişilik bir ordu hazırlayıp savaşmak üzere sefere çıkardığını haber aldı. Bunun üzerine Bizans İmparator'luğuna karşı savaş ilAn etti. Fakat münafıklar, Peygamberimizin aleyhinde propaganda yaparak Bizansa karşı savaş ilAn etmenin bir intihar olduğunu halk arasında yaydılar. Yani Müslüman olmuş bazı kimseler bu propagandaya inanarak savaşa katılmak istemediler. Peygamberimiz ve ashAbının (Müslüman olarak Hz. Peygamberi sağlığında bir defa bile görebilenlere verilen isim) gayretleri ile otuzbin kişilik Müslüman ordusu hazırlandı ve Tebük şehrine kadar gidildi. Düşman ordusu, Müslümanların geldiğini duyunca kaçıp gitti. Münafıkların caydırdığı Müslümanlar için Allah (c.c), Tevbe sûresinin 38. inci ayetini indirerek şöyle buyurdu:

   “Ey imAn edenler! Size ne oldu ki, ‘Allah yolunda savaşa çıkın!' denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete dercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası, ahiretin yanında pek azdır.”

 

   Münafıkların bazıları da şöyle bir mazeret ileri sürerek, Peygamberimizden izin istemişlerdi: “Bizler, kadınlara düşkün insanlarız. Savaşa katılırsak, sarışın Rum kızlarını görünce nefislerimize sahip olamayız. Bu da bizim bir fitne olarak savaşmamıza engel olur.” Böyle bir mazeret, Müslüman'ın mazereti olamazdı. Allah elçisi, onlara hiç minnet etmeden yoluna devam etti. Küffar ordusu da Müslümanların rüzgArından kaçtılar. Münafıklar, Tebük seferi böyle sonuçlanınca çok pişman oldular ama Allah ve elçisi onları affetmedi.

 

   Suriye savaşındaki manzara, benzeri olayları hatırlatıyor. Bütün kAfir ve münafıklar, tek cephe halinde, binbir entrikalar çevirerek Türk Ordusuna karşı savaşa koyuldular. Dost ve müttefik ülkeler (ABD ve AB), Türkiye'ye karşı, “Bizim dediğimizi yaparsan seninle beraber oluruz, yoksa seni bırakırız” dediler ve bıraktılar. Onların dediği gibi yapmak, Türkiye'nin kendi etrafını terör örgütlerinin çevirmesine boyun eğmek olacaktı. Bu da mümkün olmayacak bir durumdu. Suriye savaşında tek başımıza kaldık. Ancak, eğilmek yok, moral bozmak hiç yok. Başımız dik, alnımız açık olarak münafıkların perişanlığını göreceğiz. Ne acı ki, bizi dövüşmek zorunda bıraktıkları insanların büyük çoğunluğu da gAfil Müslümanlar. Bizim gidişatımız doğrudur. GAfiller, kendi hatalarının cezasını çekeceklerdir. Allah, bizimle beraberdir.

 

 

   Saygı, sevgi ve selamlarımla…



Bu Haber 686 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI