4 Şubat 2017 Pazar
ARİF TAKICI
Hasrete Hasret Olmak

Hasret hormonlu domates tatsızlığı ve solukluğundakine benzer hakikatsizlikte el sıkışırken

Zamanla.

Zaman onu samimiyet katsayısı eksik şablona sokmanın takıntısı ile hoyratlığa teslim etti.

Hasret sentezlenerek geldiği derinliklerden ötelenirken günümüz insanınca mecalsiz uzantılara.

Bir martı hasrete sahip çıktı hasretlere yapılan kalleşliklere inat.

Kuş sürüleri de sahip çıktı hasrete göçerken özgürlüğün irtifalarındaki gökyüzünde,  hasretlere kanat çırptı.

Birde kaz kafalı deriz ya insana, kazların uçarken üçgen şekilde kanat havalarından çoğalan enerjiyle uçmasını ve hasreti yaşattıklarını bilmeden.

Hasret ne kadar şikAyetçi bilmiyorum, teknolojinin hasretin eksenini tortulaştırıp anlamsızlaştıran insafsızlığından.

Ama neye hasret duyduğumuzun kritiğini yapma çaresizliği bizi zihin bulanıklığının savrukluğuyla türbülansa uğratsa da zamansız, yine de zaman bizimle olma cömertliğini gösteriyor.

Şimdiki çocuklar, hasretle orijinine has tanışmalardan mahrum…  Nasıl desem…   Televizyondaki buzlanma misali görüntü özürlü gibi.

Yok… Yok: Hasreti anlama özürlüsü olduk hepimiz!

Hasreti hayal sandıklarımıza hapsettik… Of ya… Bir nevi müzelik ettik desek şuna.

Güya hasretiz biz hasrete.

Yani, nasıl desem?  Hani mail, telefon ya da mesaj ile hallediyoruz ya tüm haberleşmemizi.

Hani böylece hasret gibi bir olgunun nüanslarını ihtiyaç dışılığın raflarındaki nostaljik kutusuna koyarız ya, çocuklarımız müzedeki antik serler gibi baksa yeter gaf ve vefasızlığında.

Sanırız ki hasret de bizim kandığımız saflıkta zamanla el sıkışır mürekkep balığının ortam uyum refleksi kıvamında.

Ama bizim o eski kıvamdaki hasretlerle kaybedecek vaktimiz de yok diye düşünür olduk değil mi?

Bizim hasret çekmeye zamanımız yok değil mi?

Onun için biz hasretleri bilakis buluşup ödüllendirmek angaryasına ya da fantezisine niye girelim değil mi?

Biz o işi teknolojiyle yapıyoruz.

O da ne? Aynı otobüsteki yolculuğumuzda bile birbirimize mesaj çekiyoruz.

Eh, bu durumda hasret kendine hasret kalıyor… Ben ise hasrete hasret! Sevgilerimizi, övgülerimizi, kutsallarımızı söylemeye hasret olduğumuz zaman tünelinde ki hayat maratonunda,   hasretin nadide kıldığı değerlerimizin nisyanını ve hasretin şikAyetinden yankılanan isyanını anlayamaz olduk.

Oysa akıllı telefonları çok iyi kullanıyor olup birbirimiz ile konuşurken bile elimizden bırakmama garabeti,  ne de çok küstürdü hasreti.

Ne garip… Bir birimizle çok yakınız, ama ne kadar da uzağız değil m i?

HAlbuki yakınlığın ölçüsü kilometreler değil ki… Bir anlasak!

Bazen yakınımızın salası ile idare edip hasreti de gömmüyor değiliz hani bu fırsatla ıssızlığa.

Böyle yaptığımız, taziye evlerinde taziyeden çok geyik muhabbetlerimizden anlaşılmıyor mu?   

Oooof…Of. Kart postal yazmaya,  sabırla dinleyene, bir bilgeye, riyasız dostluğa, samimi gülümsemeye, kanaatkAra, Sabahat'a, vefaya, ne çok hasretim desem sanki kim hak verecek.

 

Yok… Yok… Ben hasrete hasretim.



Bu Haber 533 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI