25 Mart 2017 Pazar
ARİF TAKICI
Sıraya Koyma Meselesi

Çabuk karar vermek de başarılı, sabır ve itidalli olmakta ve işleri sıraya koymakta ise başarısız olmak bize has bir zafiyet olsa gerek

  Bir zaman yönetimi hocası sınıfa ilk dersine girer ve kürsüsünün altından büyük bir cam kavanoz çıkarır.

  Bir çuvalın içinden çıkarttığı büyükçe taş parçalarını kavanozun içine yerleştirir.

Öğrencilerine döner ve der ki: Evlatlar! Kavanoz doldu mu? Öğrenciler hep bir ağızdan: Evet hocam, doldu.'' Derler.

   Hoca kafasını sağa sola sallayarak, hayır, der… Ve bir avuç küçük taşı o büyük taşların boşluklarına yerleştirir.

 Öğrenciler şaşırmıştır. Öğretmen ‘' Peki gençler, kavanoz şimdi doldu mu?

  Gençler, evet hocam, şimdi doldu artık. ‘' Derler.

 Hoca tebessüm ederek küçük bir kapla kumu alır,  iri taş ve çakılların üzerine boşaltır.

 Manzarayı gören öğrenciler iyice şaşırmışlardır. ‘'Evet hocam. Derler. İşte şimdi doldu.

 â€˜'Tekrar tebessüm eder hoca. Bir sürahi suyu alır kavanoza boşaltmaya başlar.

  Hemen oradan atılan bir öğrenci, Evet hocam der. Bize şu dersi verdiniz: Günlük iş programımız ne kadar dolu olursa olsun her zaman yeni işler için zaman ayırabiliriz.

 Hayır. Der öğretmen.

   Çıkarılması gereken ders şu: Kavanoza koyacağınız şeylerin öncelik sırasını doğru tespit ederseniz, koymanız gereken her şeyi koyabilirsiniz.

 Zaman diliminde öncelik sıramızı doğru tespit edersek yani önce küçük taşı, sonra çakılı, sonra kumu, sonra suyu koyarsak yapmak istediğimiz her şeyi yapacak yeri ve zamanı buluruz.

Ama kavanoza önce kumu koyarsak, üstüne sadece biraz su ilave edebiliriz. Kaya ve çakıl dışarıda kalır.

Buradan almamız gereken ders: Bizim hayatımızda, günlük, haftalık, aylık ve yıllık önceliklerimiz nelerdir. Bunu saptayamazsak, birey olarak da, devlet olarak da hezimete uğrarız… Aksak ve geç ilerleriz!

  Zamanı programlamak ve öncelikleri saptamak da,  hangi lafı ne zaman söylemekte önemlidir: O zaman doğru öncelik sılamasın da kendimizi eğitmeye önce nasıl konuşmamız gerektiğinden başlamalıyız.

     Söyleyeceğimiz cümleyi iyice düşünmeden söyler, en son söylenebilecek cümleyi en önce söylemeye kalkışırsak, sıkıntı ve üzüntülere sebep olur ve her türlü bela ile karşılaşabiliriz.

  Hapishaneler ve hastaneler çoğunlukla yanış laf ve zamansız, gereksiz reaksiyon gösterenlerle dolu.

  Hani derler ya: ağzından çıkanı kulağın duysun… Söyleyeceğin lafı boğazın dokuz boğumundan geçir…

 Ya da düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer.

   Hem doğru konuşma… Yani nerede nasıl konuşmak gerektiği ile ilgili kendimizi ve çocuklarımızı eğitmeliyiz.

  Hem de: İşleri sıraya koyma, intizamlı olma tabiatımızı geliştirmeliyiz.

   Bizler çoğunluğumuz hayat meselelerini rastgele treninin vagonlarına atıyor, sonrada iyi olur inşallah manasını nefsimizde sentezleyerek güven gar istasyonundaki bekleme salonuna alıyoruz.

   Ya da tozu halının altına koymak gibi sorunları ileri atmanın geçici rahatlığıyla idare etmeyi yeğliyoruz.

   Artık baş edilemeyen sorunları çözmemize yardımcı olacak yakınların el tutma otomasyonu eskisi kadar işlemiyor.

 Yanlışımızı düzeltecek tamirciler eskisi kadar bulunmuyor.

 Yani öyle bir çağa geldik ki… Beyaz eşyanıza hemen servisten gelinip çare bulunduğu kadar kolay olmuyor ayarsız lafınız ve ötelediğiniz sorunların başınıza açtığı belayı def etmek.

 

    Ha bu arada… Benim yazı sıram hep Cumartesi.



Bu Haber 431 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI