6 Mayıs 2017 Pazar
ARİF TAKICI
Zaman Hazinesi

Zamandan daha değerli bir hazine tasavvur edemiyorum.   Hani Derya Mevlana:  Dün dünde kaldı cancağızım, bu gün yeni şeyler söylemek lazım.  Peygamberimiz, iki günü eşit olan zarardadır buyurmuşlardır.  Allahın yarattığı medde ve mana dünyasında hiçbir şey durmuyor, her bir şey hareket halinde, her şey dönüyor.    

          Dünya,   yıldızlar, gezegenler, galaksiler, her şey dönüyor.  Melekler dönüyor,  atom çekirdeği kendi etrafında dönüyor, canlı cansız her şey hareket halinde…  Anlayamadığım şey, insanlar olarak biz Allahın hayat bankamıza her gün yatırdığı 84400 saniyeyi nasıl bu kadar heba eder olduk?     

          Biz neden dönmüyor, hareketsiz kalıyoruz?      Kahvehane müdavimlerinin canım vakitlerini oralarda miskince geçirmelerini eleştirmeyi haksızlık olarak görmeye başladım, biliyor musunuz?  Çünkü çoğumuzda baş gösteren teknoloji bağımlılığı bizleri telefon bağımlısı, internet bağımlısı, çok fazlasıyla da televizyon bağımlısı ve hareketsiz yaptı.  Akşamları tek yaptığımız iş, bön bön televizyon seyretmek oldu. Sohbet yok, hal hatır sorma yok,   bu gün bir birimizin ne yaptığını ne ettiğini merak etmek sormak yok, vallahi yerimizden kıpırdamaya üşeniyoruz.   Çocuğumuzun bu gün okulda ne yaptığını sormak, dersleri ile ilgili bir şey sormak, benimle bir şey paylaşmak istiyor musun yavrum diye sormak yok.

          Aslında çok monoton yaşıyoruz biliyor musunuz?  Çok mat, çok mutat, çok duraldan, çok sıradan, çok basmakalıp, çok klişe,   fotokopi gibi çokça birbirinden etkilenen ve benzeşen,  oldukça taklit formatlı, umursuzluğu aynı tornadan çıkmışçasına tarz edinen, mana katsayısı düşük, dinlemeden dinliyormuş numarası yapan hinlik,  eh be kardeşim… Hiç alışamadığım bir yaşam biçimi bu benim.

      Beni sıkıyor doğrusu…  Vallahi eğreti geliyor

 

   Konuşuyor gibi yapıp konuşmuyoruz.

   Dinliyormuş gibi yapıp dinlemiyoruz.

   Sever gibi yapıp sevmiyoruz. 

  Biliyor gibi yapıp bilmiyoruz.

 

 Ruhlarımızın ilim sohbetinden nasipsiz hali, çöllerdeki yanmıştan beter.

 Sevdalısını bulamayan mecnundan beter.

Kuraktan çatlayan topraktan beter.

Aslandan kaçan ceylandan beter.

Yavrusunu kurt yemiş koyunun ıstırabından beter.

Susuzluktan solan gülün halinden beter.

Anlaşılmazlıktan bıkkın bülbülün halinden beter.

 

 

    Bu beterlik ilimsiz kalmaktan, maneviyatsız olmaktandır…  Sadece öğrenim görmek sizi, doktor, mühendis, teknisyen, yani bir şekilde meslek sahibi yapar…  Ama ruhlarınızdaki sevgi, aşk, sevda gibi değerler manzumesinde filizlenmesi gerekli duygu ve his katsayı eksikliğini gidermez!

  Bu eksikliği ancak kitap okumak ve ilim sohbetleri giderir.

   Mahallemde gençlerin,  bayanların, bayların akşamları katılabileceği ilim sohbetleri organizasyonu yapmak istiyorum.  Bunun için müsait yerimiz var. Bu ilim sohbetlerinde önce mahallemiz din görevlisi olmak üzere, mahallemizdeki bizim için şans olan emekli hocalarımızın görev almasını isteyeceğiz.   İlerleyen zamanlarda ise çeşitli brançlardaki ilim insanlarımızı ilim sohbetlerine davet ederek bilgi, fazilet ve erdemin gönüllere nakşedilmesini sağlamaya çalışacağız.

 

 

      Bunun bize kazandıracağı değerler neler olabilir derseniz:  İdrakimiz,  muhasebe yetimiz, iletişim portremiz,  algı meziyetimiz, nitelik ve nicelik katsayımızda erginlik, gönüllerimizde sevgiyle bezenmiş zenginlik, bıkışlarımızda enginlik olabilir. Tabi bu bize sunulan ilim cevherini yüreklerimize nasıl işleyeceğimize bağlı.



Bu Haber 441 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI